Okur Kitaplığı Kitap Listesi

Yılmaz Yılmaz - Sâlik Yola Düşünce / -
01 Mart Pazartesi 2010, 112 sayfa

Belki de, terk etmeliyim buraları. Gitmeliyim. Adım da Sâlik olmalı…
Tam kırk gün.
Sessiz, tenha, karanlık bir taş odada O’nu bulmaya, O’nunla dolmaya…

Varlığın ortasında bir ben
‘yok’um sanki.
Her şeyin sırrı gelip de pul pul
üzerime dökülsün diye bekledim
onca zaman, ama nafile.
Köhne aynaların ‘sırr’ı döküldü
sadece…
Gözlerimi kapatıp açtığımda
anlasam bunların bir rüya
olduğunu…
Ben, ben şimdi…
Heybesindeki balığı kaybetmiş
Musa Nebi gibiyim.



12.00 TL (KDV dahil)
Kamil Yıldız - Her Şey Hakkında Bir Öykü /
29 Mart Pazartesi 2010, 110 sayfa

Dün sabah evinin balkonundan kendini atarak
intihar eden ünlü yazar ... öldü.
Eserleri ve evi derhal incelemeye alındı.
Kuşkusuz öldü.
Yüksekten korktuğu söylenen yazarınsa yedinci
katta oturması şaşırtıcı bulundu.
Tartışıldı. Efendim denildi ki
Şu kadarını söyleyeyim, son yazdıklarına bakarak
zaten ben uyarıda bulunmuştum.
Ne yazık ki ülkemizde bu tür vakalar için yeterli
hazırlık hiçbir zaman yapılmamış.
Başka yerlerde böyle ölünmez!
Bakınız, ben de bazen, doğrusu düşünüyorum,
yükseklik korkusu
Bunlar birer numaradır efendim. Korkan adamın
orada ne işi var.



12.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - İstanbul Hikâyeleri / -
28 Nisan Çarşamba 2010, 116 sayfa

“Kitap, sinema, tiyatro, namaz, Yılmaz Güney, bunları terk edemeyiz, bilmenizi istiyorum. İstanbul’un
gemileri, bilumum martılar illa ki kalacaklar yerli yerinde!”

On üç hikâyeden oluşan İstanbul Hikâyeleri bildiğimiz anlatı türlerinden önemli ölçüde farklılıklar
taşıyan bir eser. Peki, nedir İstanbul Hikâyeleri? Adı üstünde: Hikâye. Ama aynı zamanda biyografi,
anı, gezi yazısı, söyleşi… Fakat her halükârda eleştiri… Hikâyelerin “şehrin elleri ve ayakları olan” iki
kahramanı var: Muhtaç ve Aciz. Şehrin semtlerini, sokaklarını, yollarını bazen hüzünle bazen sevinçle,
yüreklerini altüst eden şiirlerle birlikte dolaşmaları, bu genç delikanlıların İstanbul serüvenlerine her
geçen gün yeni anlamlar kazandırıyor. Öyle ki “şehrin incecik yağmuru altında kemikleri sızlayıncaya
kadar ıslanıp acı çekiyorlar.” Bir döneme damgasını vuran değerli kişiler hatıra dünyasından çıkarak
hikâyelerin konuğu olurlar. Koltuğunun altındaki dosyalarla Adliye Sarayı'na giden Necip Fazıl, elindeki ağır filelerle yokuşu tırmanan Nurettin Topçu, bilge terzi Mehmed Sait Çekmegil ve Fikir Yayınları'nın sahibi Nihat Armağan… Neresinden bakılırsa bakılsın hikâyelerin toplamı aynı zamanda bir dönem panoraması da çiziyor.

12.00 TL (KDV dahil)
Nermin Tenekeci - Yoksa / Öykü
01 Kasım Pazartesi 2010, 160 sayfa

Şehir hayatında tutunmaya çalışan işçi kızlar, gurbetçiler, lümpen delikanlılar, sekreterler, define avcıları, temizlikçi kadınlar, işsiz delikanlılar, hayallerinin peşinden sürüklenirken parçalanan işsiz genç adamlar, davasına uzak düşmüş eski devrimci işadamları… Karakterler sıkıntılı, sorunlu, bununla birlikte masumiyetlerine inanç duyan, güçlerini de buradan alan insanlar. Kimileri de sanki kötü olmak istememiş, hasbelkader kötülüğe bulaşmışlar. Yazar kahramanlarını öylesine konuşturuyor ki okuyucu onlarla kolaylıkla empati kuruyor, en büyük hatalarının bile sebeplerini anlamaya hazır bir duyguyla yüklenmiş olarak.
Cihan Aktaş

Nermin Tenekeci sessiz sedasız güçlü hikâyelere imza attı. Hikâyeleri çocukluğun berrak hafızasından kopmadan, çok farklı insanlık hâllerine değerek, güçlü bir anlatımla ilerliyor. Masumiyetle suç arasındaki ince çizgilerde ustalıkla gezinen bir yazar. Büyük şehirlerin insanı nasıl silip süpürdüğünü açığa çıkaran sarsıcı kanıtların, şarkılarla iç içe geçmiş hayatların, güçlü duyguların, iz bırakmadan geçip gideceği sanılan ama her biri biricik olan ölümlerin hikâyecisi.
Yıldız Ramazanoğlu



15.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Sel ve Kum / Öykü
04 Nisan Pazartesi 2011, 298 sayfa

Yazma eylemi, düşünen özne’nin öz-ne-liği’ni keşfetme çabasıdır.

Bu çabayla kalemi eline alan yazar, hayatta kendisine tekâbül eden ve/ya kendisinin onda tekâbül ettiği yeri belirleyerek ve betimleyerek başlatır yazı serüvenini.

Kim-lik sorgulaması, diğer düşünen öznelerden farkı ve bu farkın niteliği/niceliği, onu kuşatan şeylerle olay, durum, duygu düzeylerindeki ilişkisi ve düzeyler karşısındaki sorumluluk ve/ya sorumsuzluk tutumu özne-özne, özne-nesne, fizik-metafizik mütekabiliyeti esasına göre yazarın öz-ne-liği’nin keşif süreçlerini oluşturur.

Kimi yazarlar, öz-ne-lik keşfini asıl yazı alanı olarak belirleyerek, kendi mahrem ve dolayısıyla gotik dünyalarını sivriltmeyi seçerken, kimi yazarlar da kendini kendine karşı ötekileştirerek, diğer öznenin perspektifini, nesnenin bilgisini kuşanarak genelin içinde özel kalmayı tercih ederler.

Şu anda, ilk dört kitabında yer alan öykülerini topluca okumaya hazırlandığınız Cemal Şakar, söz konusu bu iki tutumu yazma eyleminin gerekli iki aşaması olarak gören ve uygulayan bir öykücüdür.



Tükendi
Aykut Ertuğrul - Keyfekader Kahvesi / Öykü
21 Mayıs Çarşamba 2014, 134 sayfa


Keyfekader Kahvesi’nde sizi kıvrak bir dil, yetkin bir üslup ve kusursuz kurgulara sahip öyküler bekliyor.
Modern ve postmodern anlatı biçimlerini aynı yetkinlikle kullanan yazar, farklı biçim denemeleriyle okura keyifli bir çeşitlilik sunuyor: Aykut Ertuğrul, kimi hikâyelerde fantastiğe göz kırparken kimindeyse Borgesyen büyülü gerçekçiliğin sularında yüzüyor. Gelenekten beslenen fantastik temaların yanında sıradan konuların sıradışı bir üslupla anlatıldığı öykülerle okuru adeta esir alıyor.

Öykülerde sıkça kullanılan metinler-arasılık, nitelikli okur için çok katmanlı bir anlam dünyasına kapı aralıyor. Okur yalnızca tahkiyede usta bir yazarla değil, Modern Türk Öyküsü’nün sorunsallarıyla da yüzleşen ve yeni kapılar açmaya çalışan gerçek bir yazarla karşılaşıyor.

Aykut Ertuğrul’un tüm bu vasıflarıyla Modern Türk Öyküsü’nü bir adım öteye taşımaya şimdiden aday olduğunu söyleyebiliriz.

“Vefasız Kemerli köyünü, köy sakinlerini düşünüyorum. Tanıdıklarımın simaları birer birer gözümün önüne geliyor. Sular altında kalmış bir köy hayal ediyorum. Kâtip ve Kara Köpeğin ayak sesleri duyulmaz oluyor. Duvardaki ceylanın gözlerine bakıyorum uzun uzun.

“Sen onlar gibi olma!”

Ceylan şimdi daha sakin, akreple yelkovan yavaşlıyor…

Avluya çıkıyorum. Aralık kapıdan Kâtip’le köpeği görüyorum. Ben: Kâtip’le Kara Köpeğin can düşmanı, talebesi, muhafızı, yareni; tekrar edile edile değersizleşmiş bir fedakârlığın biçare kahramanı, ne katili ne maktulü hayatta olan bir kan davasının son kurbanı…

İşte hamlemi yapıyorum!”

13.50 TL (KDV dahil)
Ali Haydar Haksal - Ruh Denizi / Öykü
01 Şubat Çarşamba 2012, 160 sayfa

Ali Haydar Haksal, insanların kalplerinde olanı fısıldıyor okurlarına. Bunu yaparken samimiyeti ve öykü sezgisi yeni kapılar, yeni geçitler açıyor okurlarının önüne.

“Sairler ise oradan kalkıp bir kahveye çekilirler, bir kösenin uzletinde şiir konuşurlar, şiir yaşarlar. Dizelerini tartışırlar, bir sözcüğü, bir mimarın son eserini inşasında bir tası gerçek yerine koyması gerektiği gibi koyarlar. Yapı tamamlanır, şehrin ruhu ululanır. Her şey birbirine uyar, ses bütünlenir, ritim tutturulur, anlam derinleştirilir, söz asıl sahibine ulaşır ve emanet edilir.”

15.00 TL (KDV dahil)
Yılmaz Yılmaz - Sabahleyin Bir Tantana / Öykü
01 Mart Perşembe 2012, 112 sayfa

Hayatın içinden öyküler var
Sabahleyin Bir Tantana’da. Yaşayan, nefes alan, tanıdığımız insanlar var. İnsanın içindeki hasletler Yılmaz’ın kurgularıyla bütünleşerek hakiki bir öykü evreni kuruyor.

Nebahat, soframın güneşi! Arabacının oğluna sevdalıymış, bildim. Eridim, günden güne. Gerçi ardında, eteğinde iki çocukla ne sevda kalır geriye ne aşk. Biliyordum bunu; ama içim rahat değildi. Bir punduna getirip, şu yağız şu babayiğit delikanlıyı, arabacıyı, attırmalıydım içeriye.
Bizim dama gönderirlerdi o saat.

12.00 TL (KDV dahil)
Akif Hasan Kaya - Islak Kibritler / Öykü
01 Ağustos Çarşamba 2012, 136 sayfa


Islak Kibritler, insanın yaşam serüvenindeki yerini tartışmaya açıyor. İnsanın asli meselelerini öyküye konu eden Akif Hasan Kaya, yok sayılan ve görmezden gelinen acıları işaret ediyor. Islak Kibritler, insani duyarlılığın en uç örneklerinden oluşan bir öykü kitabı.
Elimde bir avuç kum…
Duydum. Yakalanmış. Uluslararası Savaş Suçları mahkemesinde yargılanacakmış. Sevindim mi? Bilmiyorum! Acılar, kalbimi taşlaştırmış galiba.
Bir avuç kumu kaç gün tutabilirsiniz elinizde… Her kum taneciği bir can taşısa… Dehşetin büyüttüğü kin, nefret… Aynalarda gördüğüm ben değilim!
Önümde, etiketinde babamın adı yazılı bir çuval. Nasıl kendim kalabilirdim ki?

13.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Gâvur Kayırıcılar / Öykü
01 Ağustos Çarşamba 2012, 126 sayfa

Köylerde, kasabalarda ve kalabalık caddelerde yaşayan, umut eden ve birbirleriyle konuşan öykü karakterleri, söyledikleri, sakladıkları ve itiraflarıyla bir ülkenin dönemeçlerini, geçirdiği evreleri işaret ederken, yaşayışa ve inanca dair sarsıcı sorular sormaya da kapı aralıyor.
Bunun her ne kadar yakın komşumun sıhhatine zararlı olduğunu biliyorsam da hatta zaman zaman bu yüzden onu uykusunda kesik ve tıkanık öksürüklerle sarsıyorsam da, ağabeyimden aşırdığım kullanılmış sigaraları içerek, tek birşeyler yapmaya eğilimli olanın ben olduğumu ispat etmek istiyorum yine de. Ne yaparsınız, bir durumu, tekrarlamaya alışmamışım, mutlaka bozmalıyım, tabiatım budur.

13.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi / Öykü
18 Haziran Çarşamba 2014, 124 sayfa

Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi, Deli Gömleği ile romanlarının ardından öyküleriyle de kendine ait bir okur kitlesi oluşturan Güray Süngü’nün ikinci öykü kitabı. Güray Süngü bu kitabında modern zamanlara dair öyküler kurguluyor. Kendi içinin dehlizlerinde kaybolan insanları anlatıyor. Aklın ve kalbin çıkmaz sokaklarında dolaşan bu insanların öykülerinin kim için ne ifade edeceğini, zaman gösterecek.

Biliyorum bundan sonrasını.
Acısının sebebi hayata yenik düşecek ve unutulup gidecek ama içindeki ağıl acı hep kalacak orada, kalbinin tam ortasında ve yüzünde, en anlamlı bakışında.
Bu yüzden belki meczup ya da hasta diyecekler ona.
Acısı dinsin diye ilaçlar verecekler.
Ama dinmeyecek acı.
Sadece ilaçların ve zamanın etkisiyle geçmiş gibi yaparak yaşama yetisi kazandıracak ruhuna.
Hayat böyle sürecek bundan sonra.

13.50 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Mürekkep / Öykü
01 Ekim Pazartesi 2012, 99 sayfa


Camın ortasındaki bize kışkırtılarak gösterilen ve aslını görmek istemediğimiz acının, diri gerçekliğin öfkeli satırları. İçimize eğen, içimizi kanatan, yakan Türkiye ve İslam coğrafyası fotoğrafları. Üstelik Türk öykücülüğünü modernist-postmodernist hizadan yapı olarak kaydıran yeni ve zorlu biçimler içinde şaşırtıcı. Hızlı efektlerle bilincin ve gerçekliğin patlamasına bağlanıp simülasyona girmeme kararında bir biçim. “Keşke bu son olsaydı ey sevgili okur!” diyen öyküler, kılıç, hançer, bıçak, yangın, bomba imgelerine yaslandığı kadar dile de anlattığının dehşetengiz suretiyle yeni yükler getiriyor.

11.00 TL (KDV dahil)
Ahmet Sait Akçay - Cape Town Öyküleri / Öykü
01 Ekim Pazartesi 2012, 70 sayfa

Renklerin siyasetinden kültürel ırkçılığa farklılıkların gerginliklerini şehrin renkli görüntülerinde yansıtan Ahmet Sait Akçay, Cape Town’da görünmeyeni, öteki olanı öykülerine taşıyor. Siyahlık, beyazlık, melezlik ya da “öteki” olmanın anlamını sorgulayan öyküler, kurmacanın, deneyselliğin ve biçimselliğin de çarpıcı örnekleri.
Cape Town Öyküleri, öteki coğrafyanın tedirgin, kırılgan yapısına tekinsiz bir gezinti.

11.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Sessiz Harfler / Öykü
03 Ocak Perşembe 2013, 232 sayfa

Duvarın öte yakasında nelerin kaldığını, hangi acıların, sevinçlerin nasıl bir sessizliğe gömüldüğünü; edebiyatın o diriltici, umut aşılayıcı diliyle yoklamak, sorgulamak, hatırlamak ve hatırlatmak öncelikliydi bizim için. Çünkü sessizlik, nisyan, terk ediliş ancak sanat marifetiyle ‘dil’lendirilebilir. Başta tarih olmak üzere, bilimler elde kalanlar üzerinde çalışırken, sanat/edebiyat belki de daha çok, ele gelmeyenleri ifade edebilmenin peşindedir.
Gittikçe sessizleşen bu dünyayı yeniden seslendirmek için, arkadaşlar altı ay boyunca ciddi bir emek sarf ettiler. ‘Belirlenmiş bir konuda’ yazmanın zorluğunu bilirim. Bu zorluğu göğüsleyip projemize destek veren arkadaşlara müteşekkirim; yüreklerine, kalemlerine sağlık.
Birlikte okumanın, birlikte düşünmenin, birlikte yazmanın bereketine her zaman inandım. Bu sırat başkaca nasıl geçilebilir ki?

CEMAL ŞAKAR

17.50 TL (KDV dahil)
Recep Seyhan - Güneşin Doğduğu Yerde / Öykü
11 Kasım Cuma 2016, 200 sayfa

Güneşin Doğduğu Yerde, geleneksel hikâye ile modern öykü arasında güçlü bir köprü kuruyor. Hem üzerinde titizlenilen dil, hem de hikâyenin kendisine odaklanan anlatım, okuru uzun soluklu ve edebi hazla dolu bir okuma yolculuğuna davet ediyor. Hem ironik, hem hakiki; hem acı, hem de şaşırtıcı öyküler.

Koluma gelelim; onunla helâlleştim, birbirimizden hoşnut olarak vedalaştık. Ona bir mezar yaptım ve onu törenle gömdüm. O beni terk etse de şimdi bilinen bir yerde ve ben onu gücüm yettiği zamanlarda her hafta Perşembe günleri, düzenli olarak, aksatmadan, mutlaka gidip ziyaret ettim. Her ziyaretimde mezarına dokundum, onunla konuştum. Tuhaf bulacaksınız ama ruhaniyetine fatiha bile okudum.
Bunları son birkaç senedir yapamıyor olmanın ıstırabı içindeyim.

Oysa sesim böyle mi? Ona dokunamıyorum, O beni terk etti ve ben onun nerede olduğunu bile bilmiyorum.


17.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Dr. S / Öykü
14 Mart Perşembe 2013, 103 sayfa

Dr. S, akademya mensubu bir edebiyat doktorunun, yaşantısındaki düzensizlik ve uyumsuzluğu ile, toplumsal hayat karşısındaki, saflığa varan acemiliğini yansıtıyor.

Kahramanımız koltuğunun altında taşıdığı eski şişkin çantada kitap, defter ve kalemle birlikte ceviz, bilye, yırtma yapıştırma, koyunların aşık kemiği, tahta parçaları taşımaktadır ve daha neler. Hayal ile hakikati, rüya ile tefekkürü birbirine karıştıran, sürat motoru gibi işlek bir zekâ faaliyeti vardır. Diğer taraftan memnuniyetsizdir, şikâyetçidir fakat inşacı değildir Dr. S.

Metin Önal Mengüşoğlu Dr. S adlı öykü kitabıyla edebiyat ve sanat dünyamıza bir prototip kazandırıyor. Dr. S bir yığın görmeyen insanın elleriyle dokundukları yerlerinden, koca bir fili tarife kalkışmaları gibi, bir değişim ve dönüşüm anaforunun orta yerinde şaşırıp kalmış bir adam. Arafta gibi. Üstün zekâ ile melankoli arasında gidip gelen bir haleti ruhiyenin fotoğrafı.
İç sorgulamaları yüksek olan öykülerden oluşan Dr. S eleştirel bakışıyla Mengüşoğlu’nun diğer eserlerinin süreğinde yer alan küçümen bir kitap.

12.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Savrulan / Öykü
01 Mart Pazar 2015, 112 sayfa

Selvigül Kandoğmuş Şahin, bu kitapla hayatın karşısına bir eylem biçimi olarak öyküyü koyuyor.

Savrulan, başka başka pencerelerden baktığı insan hikâyelerinde hüzne, acıya odaklanarak modern çağın kuşatıcılığında tıkanmaya yüz tutmuş hayatlara çıkış yolunu işaret ediyor.

“Ellerinden dirseklerine doğru akan bu kırmızı ılık sıvı kan demek. Ne zaman, elinin neresi kesildi? Fatma Teyze iki yara bandını sol elinin küçük parmağına yapıştırıyor. Çaprazlama iki bandı yapıştırırken görüyor, keskin bıçak, cin parmağı denen küçük parmağının tam bebeğini almış. Kesilen yer küçük ama ne çok kan oldu ortalık böyle. Kara bıyıklı, kara keskin bakışlı usta gelmeden toparlanmalı.”

12.00 TL (KDV dahil)
Remzi Şimşek - Borges mi Ben mi / Öykü
16 Mayıs Cuma 2014, 110 sayfa

Borges mi, ben mi, bir soru değil. Farkedildiği üzere sonunda soru işareti de yok. Ya da belki var ama zeminle aynı renk olduğu için görünmüyor. Remzi Şimşek öyküleri de biraz böyle. Gerçek ve hayal, hakikat perdesinde buluşuyor. Yazarın büyülü gerçekliğe selam duran kalemi, bir yabancılık duygusu değil, aksine bir tanıdıklık hissi doğuruyor. İz bırakacak, değerli bir ilk kitap.

“Son fethettiği yer de muhtemelen zihnim olmalı ki anamın dilini bile unutmuş halde uyandım. Kesinlikle bu Borges’in işi, o olmalı çünkü Faulkner’ın İngilizce cümlelerinin İspanyolca karşılıkları geliyordu aklıma ve aman Allah’ım Don Quijote’den muazzam tiradlar hatırlıyordum, doğruyu söylemek gerekirse de bu son ikisi gerçekten heyecan vericiydi.”

11.00 TL (KDV dahil)
Ercan Köksal - Bir İnkılâp Daha Var / Öykü
17 Mart Salı 2015, 104 sayfa

1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı ‘Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun’la bir milletin alfabesi değiştirildikten yıllar sonra, Batı’nın son büyük düşünürlerinden Jacques Derrida, bir mektubunda, ‘Türklerin harflerinin çalınmasının onlarda bir bellek yitimine yol açtığı’nı söylemişti.
Bundan birkaç yıl sonra, merakla beklediğimiz çalışma geldi: Ercan Köksal, sabır ve titizlikle derlediği tanıklıkları, edebî bir dile tercüme etti ve bilincin yaralanmasına neden olan harf darbesinin tarihsel hafızasını tarihe emanet etti. Şimdi bize düşen, Türkiye tarihinin, bu en trajik kırılmasının heybesinde neler olduğunu öğrenmek için, bu güzelim kitabı okumak ve okutmak… Ercan Köksal’ın bin bir emekle ve edebî olanın içinden ortaya koyduğu sosyolojik fotoğrafı tanımak…
SADIK YALSIZUÇANLAR

Ormanda “az kullanılan yol”a talip bir adam. Okuyanlara “öykü” dese de, meselenin tam kalbinde bir düşünme payı bırakıyor: Harf İnkılâbı Öyküleri… Bu adama kulak vermeli.

TURGAY YALANIZ


12.00 TL (KDV dahil)
Ercan Köksal - Bildiğin Hayat / Öykü
07 Ekim Çarşamba 2015, 112 sayfa

Hayat çoğunlukla bildiğimiz gibidir. Sorun şu ki, bazen ne bildiğimizi bilmeyiz. Unutmuşuzdur. Yaşarken, doğal olan sıradanlaşır; değerli olan görünmez olur. Alışkanlıklarımız bir süre sonra bizi başka bir insana dönüştürür.
Bildiğin Hayat, adının tersine hayatın bilmediğimiz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz yanlarına eğilen öykülerden oluşuyor. Alışkanlıkların insanı dönüştürdüğü gibi, öykülerde kurulan hayatlar da okuru dönüştürüyor. Kitap bittiğinde elimizde hayat kalıyor. Bildiğin hayat; unuttuğumuz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz.



12.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Kırık Zamanlar / Öykü
07 Ekim Çarşamba 2015, 104 sayfa

Selvigül Kandoğmuş Şahin, dördüncü öykü kitabı Kırık Zamanlar'da bir araya getirdiği öykülerde incinmiş, yıkılmış gönülleri kayda geçiriyor. Aynaların, toprakların, gönüllerin kırıldığı tedirginlik zamanları. Bu kırılganlıklar içinde her zaman bir umut var yine de. İnsanın varoluşunu anlamlı kılan bir umut. Zalimleri çaresiz bırakan da bu umut değil mi?
Osman BAYRAKTAR

“Güneş bir mızrak boyu yükseldiğinde… Nazenin ince bedeni bir gül yığılıyor. Dünyanın bütün Esma’ları diz çöküyor. Dünyanın bütün meydanları boşalıyor. İzbe, terk edilmiş, kötülüğe bulanmış tüm mekânlar boşalıyor. Dünyanın bütün çocukları ağlıyor. Sessiz, derin bir ıslık gibi gelen kurşun saplanıyor tomur tomur gencecik çocuk bedenine Esma’nın. Uzaklardan kokular geliyor. Daha çok da gül ve ıhlamur kokusu.
Güneş bir mızrak boyu yükseldiğinde… Kuşlar birden havalanıyor. Denizler köpürüp taşıyor. Çığlık çığlığa martı sürüleri, kırlangıçlar, serçeler hep birlikte denizi aşıyorlar. Nil utanıyor, ağlayarak taşmak yanan Mısır sokaklarına öylece akmak istiyor. Musa Peygamber’in duası, direnmenin ve inanmanın gencecik nefesi öylece boşalıyor…”


12.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Sarı - Altıncı Hikâye / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 238 sayfa

Dilin bir din gibi seçim işi, üslubun ise tarih içerisinde konuşlanmak olduğunun farkında. Bu bakımdan Tanpınar’la akraba.
Zafer Acar
Şair-Yazar

Altıncı Hikâye, geleneksel bir anlatı tarzını yerli yerinde kullanılan modern ve postmodern öğelerle harmanlayarak geçmiş ile hâli ustalıkla buluşturan hikâyelerin içine çeker bizi… Altıncı Hikâye’deki hikâyeler kendi başlarına bağımsız birer anlatı olmakla birlikte, yazarın zamanı ve mekânı kullanışındaki ustalık, onları sanki tek ve büyük bir anlatının parçaları hâline dönüştürüyor. Bu yüzden yeniden ve yeniden okumaya davet ediyor okuru…

Nuri Sağlam
Akademisyen-Yazar
Ömer Seyfettin hikâyesi diyebileceğimiz anlatılardaki entrikalar, cinayetler, pusular ve insanüstü karışık olay zincirlemeleri ile aynı zamanda bir sosyoloji değerlendirmesiyle karşımıza çıkan hikâyeleri her okur kendine göre tamamlıyor…

İsa Çolaker
Akademisyen- Yazar

19.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Gülendamın Renkleri / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 120 sayfa

ruhundaki iç sızıları resimlerine aktaran ilkgençlikle bezeli serin ve ılık düşlerden, kırda kendi kaderini arayan genç adamlardan, ince ve renkli düşlerinden yıldızlar, aydınlıklar, umutlar toplayan kırılgan kızlardan, güvercin besleyen adamlardan, huzurevlerinden hüzün devşiren yalnızlıklardan hikâyeler de ekleyeceksiniz dağarcığınıza. En nihayet adem oğlu ve havva kızının içli ve derin kaderini yoğun ve yaşanmış kederlerle metinlere taşıyan Selvigül Kandoğmuş Şahin’in bu ilk lirik hikâyeler toplamını, 2010’lu yıllara tanık olduğumuz bugünün dünyasında dönüp yeniden ve içselleştirerek okumak, sizi şu cümlenin kapısına getirecektir:
“Ve son sözü hep alınyazısı söyler…”
Kitabını yeniden ve taze bir hikâyeci bilinciyle uzatıyor yazar. Al diyor. Yaz diyor. Oku diyor. Anlattığım senin hikâyen. Hepimizin hikâyesi. Her birimizin dokunaklı hüzünlerle dokuduğu ve resmettiği, yürek sızlatan, gönül genişleten, insanlığımızın, insan oluşumuzun hikâyesi…


13.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Hayırlı Haber / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 88 sayfa

Savaşların, yoksullukların, kıyımların, zulümlerin olduğu bir dünya bu. Bu dünyanın yanında bireysel konulara da eğiliyor Şahin, genç kızların hayat kadar ağır dramlarından haberdar olduğumuz üzere, kısmetini bekleyen, kıskanan, ama aynı zamanda mücadeleyle, özveriyle, sabırla hayatını şekillendiren gençkızların da yaşadığı yoğun acılara tanıklık ediyoruz. Bu arada, yaşlıların yaşanmışlık içeren derin iç duygu durumlarından da haberimiz oluyor, etkileyici bir hüzün eşliğinde.
Özcümle Hayırlı Haber, Şahin’in hikâyeciliğine yeni konular, izler, izlekler taşıyan bir toplamı içeriyor.
Bugünün Türk Hikâyeciliğinde Selvigül Kandoğmuş Şahin’in geldiği ve ulaştığı aşamayı görmek için Hayırlı Haber’i okumak elzem olduğu gibi, dışımızdaki cerayan eden olaylara dair kavî bir bilinç yüklenmek için de bir farkındalık oluşturacaktır.


11.00 TL (KDV dahil)
Mazlum Dirican - Bir Yol Meseli / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 120 sayfa

Harflere, mesellere, hüzünle bakan fotoğraflara, mürekkebe ve kelimelere, yola ve yol içre hallenmelere tutuna tutuna katedilmiş bir iç yolculuğunu imliyor Bir Yol Meseli. Duyarlığının kapılarını masalların kadim topraklarına açarak bir türlü tuvalindeki bozkır resmini bitiremeyen ressamın ölümünden boşluklar devşirip ruhundaki derin kırılmanın anlamını çözme uğraşı veren bir anlatıcının benliğiyle yüzleşen bir iç hesaplaşmaya, bıçağın parlayan ucundan suçluluğa ve suça iştirak etmeye dek uzanan bir yüzleşme hikâyesidir tanık olduğumuz.
Mazlum Dirican, insanoğlunun varoluş zeminini de oluşturan yol-yolculuk izlekleriyle şekillendirdiği Bir Yol Meseli’nde, masumiyetin ve çocukluğun özde anlamıyla otantik bir bağ kurma arayışıyla benliğini ve yaban duyarlığını içrek hale getirerek kalem-kâğıt sevdalısı bir mürekkep müptelasının ‘varlık ile yokluk’ arası iç yankılanmalarını sunuyor okuyucuya.
Aradığı kendi özüdür Dirican’ın, mürekkeple çıkılan bir yolculukta çocukluğa ve hatta ademoğlunun ilk suçuna dek hep Öz’e, ruhun iç mahzenlerine serüvenlerdir okuduğumuz…
İç özleri, ruha dair dikkati, kök arayışı ve aranışlarıyla Bir Yol Meseli, okuyucuya derin, derişik, derinleştirilmiş bir yolculuk teklif ediyor…


13.00 TL (KDV dahil)