Okur Kitaplığı Kitap Listesi

Ahmet Örs - İlim Yayma'nın Penceresi / Anı
01 Mart Perşembe 2012, 120 sayfa

İlim Yayma’nın Penceresi, geçmişe, ağırlıklı olarak doksanlı yılların İslamî hafızasına odaklanan bir kitap.

“Anlamak için mutlaka hatırlamak gerekir” yaklaşımıyla kaleme alınan kitabın metinleri
hatıra-deneme arasında bir türe dahil edilebilir. Vefa’daki İlim Yayma Vakfı Yüksek Tahsil Talebe Yurdu’nda kalan bir öğrencinin değişim ve dönüşümünü, dönemin siyasî, İslamî ve kültürel fotoğraflarını insanî olanı da ihmal etmeden göstermeye çalışan kitap, yaşanıp gözlemlenenlerin muhasebe edilebilmesini sağlayacak hususları da içinde barındırıyor. Tümüyle hatırlama ile tümüyle unutmanın ötesinde eleştirel bir bakış da ortaya konuyor. Bu yönüyle kitap sadece geçmişe ait manzaralar olmaktan farklı bir yerde duruyor.

13.00 TL (KDV dahil)
Dursun Ali Sazkaya - Farzet ki Dönemedim / Anı
08 Ocak Cuma 2016, 152 sayfa

“Haydi, kendini kanıtla, sorulara cevap ver! Adam olduğunu göster!” Böyle başlar sınav ve kendini kanıtlama savaşı. Geride kendi küçük dünyan, mavi hayallerin, masum çocukluğun, büyükbabandan dinlediğin masalların fantastik dünyası var ama gerçek böyle değildir. Okul çantasına koymamıştır onları annen. Mahalle arkadaşların, büyüklerin, hepsi başka bir kimliğe girmiştir. Güvenlik duvarların, dayanak noktaların geçmişte kalmıştır artık. Şimdi bu büyük ve kutsal öğreticinin sorularına mantıklı cevap vermek zorundasın. Dersten kaçamazsın. Hayatın önündesin, incinme tahtasının dibinde. Komik duruma düşme ihtimali şahdamarını zorlamaktadır. Zavallı bir kedi yavrusu gibi ürkek gözlerle bakarsın etrafına. Biri gelip çaresizliğini toplasın diye beklersin.
***
Soğuk sularda yıkandığım bir şelale inerdi bacaklarından.
Kızlığından üç deniz, gülüşünden yedi cehennem çıkardı.
****
Ve uzandı gölgesine boşluğun; bir eski zaman ağıtını mırıldanarak, ruhunu delip geçen tulumun ağır ezgileriyle. Bir kayanın çatlağından nasıl sızarsa su, öylece sızdı gelin çıkarma havası yüreğine.
Güneş kabuğuna çekilmiş, ay kim bilir ne zaman çıkacaktı bir daha.
Gök gelinlik olup zarif süzülüşlerle yeryüzüne iniyordu. Bütün gelinlik kızlara yetecek kadar beyaz gelinlikler ve çiçekleriyle.
İstisnası yoktu; dünyanın son günü gelecekti elbet.
***
Ve sen küçük kız, bu masal dağlarının hüznünü kaldırmak için henüz çok küçüksün. Her şeyden evvel dünyalarımız ayrı bizim. Bunu şimdi uzandığım yerden anlatmama imkan yok. Anlatsam da dilimden anlamazsın. Senin göğün mavidir, benimkisi kurşuni ve yağmurlu. Senin umutların, yaşanacak günlerin var, benimse ağıtlarım.


14.50 TL (KDV dahil)
Davut Özgül - Bir İnsan Biriktirdim / Anı
22 Ekim Pazartesi 2012, 291 sayfa

Bir gönül adamının penceresinden görünen dünya. Çilenin, mücadelenin, hayat kavgasının, bilmeye duyulan açlığın, kitapların, güzel dostların, sonsuz sohbetlerin, vefanın, ahlakın hayata asıl değerini kazandıran birer cevher olduğunun ispatı bir ömür. Davut Özgül, Bir İnsan Biriktirdim isimli hatıratında okurlarını derin bir hayat tecrübesine tanıklığa çağırıyor.

Alusi 1851’de Bağdat’tan İstanbul’a geldikten sonra Çengelköy’den İstanbul’a bakarak; “Gözlerimizin dudakları İstanbul’un yanaklarını öptü,” der. Fatih’in gölgesinde sayeban olduğu çınarın yanı başındaki Hamdullahpaşa Camiinde Davut Hocam günde beş vakit Davudi sesiyle Çengelköylülerin gönül dudaklarını Hicaz toprağının yanaklarına değdirdi. Rabbim bu peygamber varisini biz cemaatine bağışlasın ve her dem Çengelköy’den kanatlanan gönül kuşlarımıza Kabe’yi tavaftan sonra Medine’nin yeşil kubbesinin eteklerini öpmeyi nasip etsin. (Amin)
Ümit Meriç

İstanbul gibi bir yerde duvara dayanırken bile tedbirli olmak lazım geldiğini söylerler; Davut Hoca’yı, “Emînlik” mevzu bahis olunca duvara değil, başında pâre pâre dumanı ile yüce bir dağa benzetmek daha isabetli olacaktır: Onun biriktirdiği türden insanlar hiç eksilmesin iklimimizden.
Ahmet Turan Alkan

Biz onu kendi halinde bir “hoca” olarak görürken, meğer o kendi derdindeymiş, kendi derdiyleymiş. Hoca kamuflajını kullanarak, başka yerlerde ‘görünmez’ olmuş, rahat rahat zevklerinin peşinden gitmiş. Zevk edindiği o kadim dertlerin... Bu yüzdendir ki, o bir şey anlatırsa dinlerim, bir şey yazarsa okurum, bir yere çağırırsa giderim, bekle derse beklerim...
İbrahim Paşalı

‘Bir’e varma yolunda ‘binbir’ insan biriktiren, Çengelköyümüzün Davut Hocası bu hatıratla; öncesizlik ve sonrasızlık kubbesine bir kandil asmıştır. Biliniz ki, görünen yazılarının ardında, gönlünde binbir ‘Eyyyvallah’ gizlidir.
Beyza Güdücü Belgesel Yapımcısı

Davut Özgül diliyle, has kelâmı; eliyle, has hayalleri biçimlendiren adamdır. İyi kitapların kâşifi olduğu bilinir de onun, ellerini umutlarıyla yarıştırdığı fazla bilinmez. Konuştukça genişleyen tebessümlerinde muhataplarına çınar serinliği yaşatması, gönlünde nişanladığı renklerden bir yansımadır oysaki. Ah o renkler… Susuzluktan yarılmış topraklardan devşirilip, Torosların ayazında çeliklenerek, Boğaz’ın maviliğine serilmiş renkler… Yokluğun, acının, hüznün ve hiç bitmeyen umudun renkleri… “Davut Özgül kimdir?” diye sormayınız artık; Davut Özgül o renklerin kendisi. Elinizdeki kitapsa bunun belgesi…
Ömer Lekesiz

Davut Hoca deyince aklıma geçmişten geleceğe bir köprü, kültürlerin kesiştiği, yolların buluştuğu, yüreklerin birleştiği kadim bir dost, candan bir arkadaş, ailemden diyebileceğim yakınlıkta, geniş yürekli, engin ufuklu, adalet ve merhamet rezervi yüksek bir adam geliyor.
Turgay Aldemir Anadolu Platformu Başkanı

Kaht-ı ricalin kahredici sonuçlarına katlanmaya çalıştığımız bir zaman diliminde, hayatın cevr-u cefasını tebessümle selamlayan insanlık müstesnası nadide kişilik… Sahilin kıyılarında bir insanlık madeni… Naif ve narin yürek… Bir çınar adam… Bir liman insan… Yani Davut Özgül. Bize söyleyecekleri var. Kulak verelim. Rabbim kalemine ve kalbine uzun ömürler versin güzel dost…
Ramazan Kayan

Davut Hocayla tanışmam I. İstanbul trienalinde sergilediği bir tarağın üzerimdeki etkisiyle gerçekleşti. İnce duyarlılıkların, hasbî ilişkilerin adamı. Böyle bir cami imamını tanımak İslam’ın ince ayarlarda, dile gelmez ayrıntılarda gizli olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğine dair yeterince söz üretildi. Sözün vücut bulması ise her şeyden daha kıymetli. Davut Hocamız “işte insan!” nidasının karşılığı olarak yer etmiştir zihnimizde.
Yıldız Ramazanoğlu

Kitapların da bir kaderi vardır.
Halil Bingöl Sahaf


21.50 TL (KDV dahil)