Okur Kitaplığı Yayınlanan Kitap Listesi

Şeyda Koç - PİRİ REİS - Korsan Muhyittin (Osmanlı Türkçesiyle) / Osmanlı Türkçesi
15 Mayıs Pazartesi 2017, 72 sayfa

Metinlerin yazımında son dönem imlâsı yerine alanın önemli dilcilerinden Şemseddin Sâmî’nin Kâmûs-ı Türkî sözlüğünün yaygın imlâsı tercih edilip eski metinlerin okunması ve anlaşılmasına âşinâlık kazandırılmaya çalışılmıştır.

Arabî, Fârisî ve Türkî kef çeşitleri de ayrı ayrı işaretlerle gösterilerek okuyucunun okuma hızına katkı sağlamak hedeflenmiştir.
10.00 TL (KDV dahil)
Fatih Pala - Gün Gün Rahmet İklimi - RAMAZAN VE ORUÇ / Deneme
05 Mayıs Cuma 2017, 120 sayfa

Aslında bütün soruların cevabı İlahî Olan’da gizli. Ve aslında, bizler de çok iyi biliyoruz.
Rahmet ve merhamet membaı olan bir Şehr-u Ramazan’ın sınırlarındayız. Dikkat edelim ve yürüyelim yiğitçe...

Aslında bütün soruların cevabı İlahî Olan’da gizli. Ve aslında, bizler de çok iyi biliyoruz.

Rahmet ve merhamet membağı olan bir Şehr-u Ramazan’ın sınırlarındayız. Dikkat edelim ve yürüyelim yiğitçe...

13.00 TL (KDV dahil)
Mazlum Dirican - Bir Yol Meseli / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 120 sayfa

Harflere, mesellere, hüzünle bakan fotoğraflara, mürekkebe ve kelimelere, yola ve yol içre hallenmelere tutuna tutuna katedilmiş bir iç yolculuğunu imliyor Bir Yol Meseli. Duyarlığının kapılarını masalların kadim topraklarına açarak bir türlü tuvalindeki bozkır resmini bitiremeyen ressamın ölümünden boşluklar devşirip ruhundaki derin kırılmanın anlamını çözme uğraşı veren bir anlatıcının benliğiyle yüzleşen bir iç hesaplaşmaya, bıçağın parlayan ucundan suçluluğa ve suça iştirak etmeye dek uzanan bir yüzleşme hikâyesidir tanık olduğumuz.
Mazlum Dirican, insanoğlunun varoluş zeminini de oluşturan yol-yolculuk izlekleriyle şekillendirdiği Bir Yol Meseli’nde, masumiyetin ve çocukluğun özde anlamıyla otantik bir bağ kurma arayışıyla benliğini ve yaban duyarlığını içrek hale getirerek kalem-kâğıt sevdalısı bir mürekkep müptelasının ‘varlık ile yokluk’ arası iç yankılanmalarını sunuyor okuyucuya.
Aradığı kendi özüdür Dirican’ın, mürekkeple çıkılan bir yolculukta çocukluğa ve hatta ademoğlunun ilk suçuna dek hep Öz’e, ruhun iç mahzenlerine serüvenlerdir okuduğumuz…
İç özleri, ruha dair dikkati, kök arayışı ve aranışlarıyla Bir Yol Meseli, okuyucuya derin, derişik, derinleştirilmiş bir yolculuk teklif ediyor…


13.00 TL (KDV dahil)
Ahmet Karacan - Liman Şehrinin Uzun Hikâyesi / Roman
05 Mayıs Cuma 2017, 342 sayfa

Ben yokum ama bir başkası da olmayacak…
Sen, benim düşlediğim sen değilsin… Değişmişsin; belki de her zaman böyleydin, ben ulaşamamışım.
Niçin? Ne yapıyorsun şimdi?
Yapamadıklarımız oluyor mu? Yaptıkların da… Reçeli bir dilim ekmeğe sürerken bıçağı yine mi ters tutuyorsun?
Yaşadığın bensizlik; yetiyor mu yalnızlığına?
Ama boş ver, tüketiyoruz nasıl olsa iki hayatı, sen oradan ben buradan; ikimizden bir hayat çıkaramadığımızdan…
Biliyor musun, artık seni düşünmeden de yapabiliyorum. Zor oldu… ama insanım işte, zamanla her şeye alışabilme özelliğim var.


25.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Hayırlı Haber / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 88 sayfa

Savaşların, yoksullukların, kıyımların, zulümlerin olduğu bir dünya bu. Bu dünyanın yanında bireysel konulara da eğiliyor Şahin, genç kızların hayat kadar ağır dramlarından haberdar olduğumuz üzere, kısmetini bekleyen, kıskanan, ama aynı zamanda mücadeleyle, özveriyle, sabırla hayatını şekillendiren gençkızların da yaşadığı yoğun acılara tanıklık ediyoruz. Bu arada, yaşlıların yaşanmışlık içeren derin iç duygu durumlarından da haberimiz oluyor, etkileyici bir hüzün eşliğinde.
Özcümle Hayırlı Haber, Şahin’in hikâyeciliğine yeni konular, izler, izlekler taşıyan bir toplamı içeriyor.
Bugünün Türk Hikâyeciliğinde Selvigül Kandoğmuş Şahin’in geldiği ve ulaştığı aşamayı görmek için Hayırlı Haber’i okumak elzem olduğu gibi, dışımızdaki cerayan eden olaylara dair kavî bir bilinç yüklenmek için de bir farkındalık oluşturacaktır.


11.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Gülendamın Renkleri / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 120 sayfa

ruhundaki iç sızıları resimlerine aktaran ilkgençlikle bezeli serin ve ılık düşlerden, kırda kendi kaderini arayan genç adamlardan, ince ve renkli düşlerinden yıldızlar, aydınlıklar, umutlar toplayan kırılgan kızlardan, güvercin besleyen adamlardan, huzurevlerinden hüzün devşiren yalnızlıklardan hikâyeler de ekleyeceksiniz dağarcığınıza. En nihayet adem oğlu ve havva kızının içli ve derin kaderini yoğun ve yaşanmış kederlerle metinlere taşıyan Selvigül Kandoğmuş Şahin’in bu ilk lirik hikâyeler toplamını, 2010’lu yıllara tanık olduğumuz bugünün dünyasında dönüp yeniden ve içselleştirerek okumak, sizi şu cümlenin kapısına getirecektir:
“Ve son sözü hep alınyazısı söyler…”
Kitabını yeniden ve taze bir hikâyeci bilinciyle uzatıyor yazar. Al diyor. Yaz diyor. Oku diyor. Anlattığım senin hikâyen. Hepimizin hikâyesi. Her birimizin dokunaklı hüzünlerle dokuduğu ve resmettiği, yürek sızlatan, gönül genişleten, insanlığımızın, insan oluşumuzun hikâyesi…


13.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Deneme Tahtası / Deneme
05 Mayıs Cuma 2017, 104 sayfa

Tepkisel. Yoksulluğuyla ve mağlubiyetiyle tepkisel. Sahteliğe karşı tepkisel. Kötü şiire karşı tepkisel. Eşitsizliğe ve sosyal adaletsizliğe karşı tepkisel. Bazen yenilgilerden ve yorgunluklardan kalabalığa doğru koşan. Bir yalnızlık anaforunda, bir ihya ve inşa çıkmazında, yargılanmayı göze alan, saldırılara destansı bir savunma-karşı koyuş bilinciyle yüklü, bazı anlar masmavi bir gök şiiri, bazense umutsuz ve dobra. Cevat Akkanat’tır bu. Bu denemeler de bu izahın somut bir delili. En insani yönleriyle Cevat Akkanat’tan bahsediyoruz.

Bu denemeler yükleminde dobra bir kalemin, sakınımsız kelimelerinin yanında nahif çarpan bir yüreği de okuyacaksınız.

Okumaya, yüreğimize değer.

12.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Sarı - Altıncı Hikâye / Öykü
05 Mayıs Cuma 2017, 238 sayfa

Dilin bir din gibi seçim işi, üslubun ise tarih içerisinde konuşlanmak olduğunun farkında. Bu bakımdan Tanpınar’la akraba.
Zafer Acar
Şair-Yazar

Altıncı Hikâye, geleneksel bir anlatı tarzını yerli yerinde kullanılan modern ve postmodern öğelerle harmanlayarak geçmiş ile hâli ustalıkla buluşturan hikâyelerin içine çeker bizi… Altıncı Hikâye’deki hikâyeler kendi başlarına bağımsız birer anlatı olmakla birlikte, yazarın zamanı ve mekânı kullanışındaki ustalık, onları sanki tek ve büyük bir anlatının parçaları hâline dönüştürüyor. Bu yüzden yeniden ve yeniden okumaya davet ediyor okuru…

Nuri Sağlam
Akademisyen-Yazar
Ömer Seyfettin hikâyesi diyebileceğimiz anlatılardaki entrikalar, cinayetler, pusular ve insanüstü karışık olay zincirlemeleri ile aynı zamanda bir sosyoloji değerlendirmesiyle karşımıza çıkan hikâyeleri her okur kendine göre tamamlıyor…

İsa Çolaker
Akademisyen- Yazar

19.00 TL (KDV dahil)
Bünyamin Gürel - Leyl Ve Lir / Şiir
14 Mart Salı 2017, 96 sayfa

….
kendinize kör
başkalarına konuk
yetenekliydiniz
yaşamamakta.

sahi siz şairdiniz -değil mi?-

12.00 TL (KDV dahil)
Bünyamin Gürel - 15 Temmuz Destanı / Şiir
14 Mart Salı 2017, 80 sayfa

ve duydum on beşinde temmuzun
salânın sedasında

ışıltını gördüm sahrada
su başlarında
Yavuz’un kılıcında
dinleniyordun

gördüm Şehitler Köprüsü’nde seni
al kanlara boyanmış
bir sancak tutuyordun

gördüm haçlı uşaklarına karşı
on beşinde temmuzun
destanlar yazıyordun

11.00 TL (KDV dahil)
Bünyamin Gürel - Ölümsüz… -Çanakkale Ve 15 Temmuz Destanı- / Tiyatro
14 Mart Salı 2017, 110 sayfa

Kim ki bu davayı güder, bizden değildir o..
Kim ki göz diker aşk kalesine, kalp ülkesine
Cevabını çok sert alır biline..
Delil mi istersin:
Bak Çanakkale'ye
Sakarya'ya
Yemen'e
Galiçya'ya
Kut'ül Amare'ye
Gazze'ye
Trablusgarp'a
Sarıkamış'a
Medine'ye
Kıbrıs’a
Bak 15 Temmuz gecesine!..

Bizler, izzetle ölmeyi, zilletle yaşamaya yeğ tutarız
Bizler Bedrin Aslanlarının silah arkadaşlarıyız.

12.50 TL (KDV dahil)
Bünyamin Gürel - Güzellik Ve Aşk / Tiyatro
14 Mart Salı 2017, 120 sayfa

Sevgiliye ulaşmanın zorlu yolunu anlatan çileli bir şarkı… Kalbe dokunan, incelikli sözlerle bezeli, zaman ve mekânı aşan bir geçmiş zaman şiiri…

Aynı kabilede doğan ve birbirine sevdalanan Güzellik ve Aşk… Aşk’ın Güzellik’e kavuşma umuduyla Kalp Ülkesi’ne yaptığı olağanüstü yolculuk ve bu yolculukta karşısına çıkan belalar…

-Hepiniz biliyorsunuz aslında bu hikâyeyi: Güzellik ve Aşk'ın hikâyesini... Hepiniz bir güzele vurgunsunuz, biliyoruz. Saklamayın lütfen. Güzellik'e aşıksınız, itiraf edin!..

-Şimdi gelelim hikâyemize, yani sizin hikâyenize…

13.00 TL (KDV dahil)
Bünyamin Gürel - Aşk Tenden Alacaklı / Şiir
14 Mart Salı 2017, 96 sayfa

gün çoktan ışıdı
karıştı saçları sevgililerin
ay tapınağında terli anılar
ah, buyurgan beyazlığı
ellerinin.


12.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Zihni Karışıklar İçin Alışkanlık Reçetesi / Düşünce
14 Mart Salı 2017, 208 sayfa

Zihni Karışıklar İçin Alışkanlık Reçetesi ideolojilerin, anlayışların özelliklerini; birbirlerini etkileme ve birbirlerinden etkilenme süreçlerini; Müslümanlık iddiasını savunanlar arasındaki figürlerin fikri seyahatlerini; muarız belledikleri kaynaklara dönüşe dair Protestanlık üzerinden kurguladıkları dili; güya dini popülerleştirme tekniklerini içeren sırlı anlatıları ve körü körüne bağlılıkların, ham hayallerin, zanların ve evhamların gündelik hayatta nasıl karşımıza çıktıklarını dönemin öne çıkan mevzuları üzerinden işlenmiş bir biçimde gözler önüne seriyor.
Elbette kitaptaki denemeleri var kılan yaşama modellerinden, toplumsal hayattaki karşılıklarının bir kısmının aşıldığına dair yeni işaretlerin mevcudiyeti de göz ardı edilemez. Bir hafıza tazelemesi, nerelerden nerelere gelindiğinin görülebilmesi bakımından da eser yeni bir bakış açısıyla okunmayı hak ediyor.

17.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Kalbin Marifetleri / Düşünce
13 Mart Pazartesi 2017, 192 sayfa

Öteden beri kalbin tek boyutlu ele alınışını radikal bir perspektifle aşındırmayı deneyen Metin Önal Mengüşoğlu, “kalbi selim”, “akletme”, “basiret” “ fıkıh”, “aşk”, “fehmetmek”, “tedebbür”, “marifet”, “fuad” ve daha birçok kavramsal aleti kullanarak hâkim kalp tanımları ve alternatif kavramsallaştırmalar ile münakaşaya giriyor, tartışarak ilerliyor, kalbin marifetlerini göstermeyi deniyor. Bütün bu sözcüklerin, kavramsal içerikleriyle, metaforik işlevleriyle, çağrışımlarıyla geçirdikleri değişimin macerası; Müslümanların tarihine ve yeni bakışlara ışık tutuyor. Deneme ve inceleme türleri arasında salınarak müellifin sadece cevap verebileni değil, aynı zamanda iyi soru sorabileni makbuldür önermesini haklı çıkaran kışkırtıcı sorularıyla birlikte aslında kalbi kavramanın, üzerinde mutabakat varmış gibi görünmesini sağlayan kullanımındaki cömertliğe pabuç bırakmadan, gerçekte pek de kavranmadığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne sergiliyor.
Kalbin Marifetleri, bütün beşeri sorumlulukların asli failinin kalp, iyi kötü her işin onun marifeti olduğunu kavrama sürecine bir dizi soru ve cevap ile katkıda bulunuyor.

16.50 TL (KDV dahil)
Murat Kocaaslan - Kösem Sultan - Hayatı, Vakıfları, Hayır İşleri ve Üsküdar’daki Külliyesi / Tarih
17 Şubat Cuma 2017, 328 sayfa

Tarihçi, Osmanlı tarihinin en güçlü kadınının “erkek” tarihçilerin kurbanı olduğu görüşündedir. Kuşkusuz Sakaoğlu’nun bu yaklaşımının beraberinde getirdiği önemli bir soru vardır. Kösem Sultan günümüz tabiriyle “elinin hamuruyla” erkek işine karıştığı için mi eleştirilere maruz kalmıştır? Başka açıdan ise Kösem Sultan, tarihçilerin yaptığı olumsuz tasvirdeki gibi gerçekten servet düşkünü bir Osmanlı kadını mıydı? Dahası, oğlunu öldürtecek kadar ileri gidebilecek bir kişiliğe mi sahipti? Yoksa Ayvansarâyî Hüseyin Efendi’nin söylediği gibi “sarây-ı devlet ü ikbâl” miydi? Bu bağlamda, dönemin siyasi ortamı içinde devletin devamını sağlamak adına mı bir mücadele ortaya koydu? Murat Kocaaslan, Kösem Sultan’ı ele aldığı bu çalışmasında bu sorulara cevap arıyor. Murat Kocaaslan, halen Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde çalışıyor.

42.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Arş İleri / Tarih
17 Şubat Cuma 2017, 176 sayfa

Yeni askeri reformlar sırasında Sultan II. Mahmud ve danışmanlarının üzerinde çok düşünmeden verdiği bir kararla Türk tarzı eyerler yerine Avrupa eyerleri kullanmaya başlayan yılların binicisi Osmanlı süvarilerinin bir anda atlarının üzerinde zor durur hale gelmesi aslında yeni Osmanlı ordusunun içinde olduğu durumu gayet güzel özetlemektedir. Kendini bir anda yürümeyi öğrenmeye çalışan bir bebek mesabesinde bulan Osmanlı ordusunun düşe kalka belli bir vasatı yakalaması ise bundan neredeyse bir asır sonra I. Dünya Harbi arifesinde gerçekleşmiştir.
Bu kitap 1826 sonrası gerçekleşen askeri reform sürecini anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik bir çalışmadır. Asâkir-i Mansûre Ordusu’nun teşkilatlanma ve kuruluş süreci, bu sürecin nasıl geliştiği, hangi kaygılar ve amaçlar ile şekillendirildiği ve reformun temel amacı olan Avrupa askeri bilgisinin transferinde talimnamelerin rolü kitabın ana temalarını oluşturmaktadır. Avrupa usulü harbin uygulanmasında hayati öneme sahip olan talimnameler içinden seçilen ve Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Hüsrev Paşa koleksiyonunda bulunan dördü yazma, biri taşbaskı olmak üzere beş adet askeri talimnamenin transkripsiyonu da kitaba eklenmiştir.

35.00 TL (KDV dahil)
Fatih Bozkurt - III. Mustafa Dönemine Ait Bir Kadınefendinin Masraf Defteri / Tarih
10 Şubat Cuma 2017, 160 sayfa

Elinizdeki kitap, Âdilşah Kadınefendi’nin gerek kişisel gerekse dairesinde yaşayan kişilerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılmış harcamaların kayıtlarını içeren, 18. yüzyılın ikinci yarısına ait masraf defterine dayanmaktadır. İç kapağında “Sa‘âdetlü Kadınefendi’nin” mecmuası olarak tanımlanmış defter, tam olarak 1760-1784 yıllarını kapsamaktadır. Ev eşyalarından kumaş türlerine, gıda maddelerinden sofra takımlarına, süs eşyalarından kızlarının oyuncaklarına kadar oldukça zengin bir içeriğe sahip defter, seçkin bir saraylının gündelik hayatını, maddî dünyasını büyük ölçüde yansıtmaktadır.


33.00 TL (KDV dahil)
Günhan Börekçi - Macaristan’da Bir Osmanlı Padişahı / Tarih
17 Şubat Cuma 2017, 216 sayfa

Yaklaşık altı ay sürmüş III. Mehmed’in bu ilk ve son seferinde Osmanlı ordusu, önce Macaristan’daki Habsburg savunma hattında stratejik bir konumda bulunan Eğri (Eger) Kalesi’ni kuşatıp ele geçirmeyi başarmış; bu fethin hemen ardından da Eğri yakınlarındaki Haçova (Mezokeresztes) sahrasında büyük bir Habsburg müttefik ordusuyla karşı karşıya gelmiş; ve iki güne yayılan bu kritik meydan savaşından son anda muzaffer çıkan taraf olmuştur. Burada çeviriyazısı ve tıpkıbasımıyla birlikte yayınlanan rûznâme, III. Mehmed’in bu sefer-i hümâyûnuna âit daha önce yayınlanmamış ve bugüne kadar tespit edilebilmiş yegâne sefer günlüğü olma vasfı taşımaktadır. İçinde, padişah ile kapıkulu ordusunun sefer boyunca takip ettiği menzil güzergahı ile bu menzil geçişleri esnasında cereyan etmiş olaylar başta olmak üzere, sözkonusu seferin hangi koşullar altında nasıl gerçekleştiği hakkında gayet ayrıntılı ve yer yer diğer ilgili birincil kaynaklarda bulunmayan kıymetli bilgiler bulunmaktadır. Bu özellikleri ile gerek 16. yüzyıl Osmanlı-Habsburg-Macar münasebetlerini araştıran tarihçilerin, gerekse Osmanlı askerî tarihine meraklı okuyucuların yararlanabileceği temel bir kaynak eserdir.

59.00 TL (KDV dahil)
Ayşe Ünüvar - Bekleyiş / Roman
23 Kasım Çarşamba 2016, 192 sayfa

Aynı zamanda bu kavramın yanında, anlatı içinde yerel anlatılar ve hikâyelerle çeşitlenen, çeşitlenerek zenginleşen, yüreğinde İlâhi olandan izler, izlekler taşıyan zarif, latif ve incelikli ve hatta dramatik veçheler de taşıyan ‘âşk duygusu’ da içsel bir serüven işliğinde sayfalara taşınıyor.
Ünüvar, dillere, gönüllere epik bir çağrışım bırakan, dilden dile, yürekten yüreğe samimi hislenişlerle aktarılan bu kadim âşk kavramını, edindiği edebiyat görgüsü ve beğenisiyle titizlikle incelterek bugünün okuyucusuna armağan ediyor.
Modern roman okuyucusu bu kitapta neyi kaybettiğini, asli özünü, ruhunda çağıldayıp genişleyen ve âşka meyyal iç sesi, tül bir perde ardında ışıldayıp duran âşkın hayalini, duygunun derin kıvrımlarla şekillenen şiirini bulacak..
Bekleyiş, âşkın dip odalarında beklemeye değecek kadar iç’te, yürekte yankılanan duygu-yoğun bir roman..
Bekleyiş’in sırrı, anlatının sonunda bulamadığımız cevabı bize geri veriyor, Âdemoğlu Bekleyiş’te âşkın sırrına eriyor.’’

17.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Kalbin Duası / Deneme
24 Ekim Pazartesi 2016, 200 sayfa

Selvigül Kandoğmuş Şahin, derdini dava, davasını dert edinmiş bir mümin kadın olarak zamanının şahidi olma yolunda azim ve kararlılıkla yürüyüş kaydetmekte Kalbin Duası ile. Yazdıklarıyla hakikatin acılı ve sancılı yanlarına parmak basarken, gelmesinde asla şüphe olmayan o “büyük karar günü”nü de hep hatırda tutuyor.

“Kalem bir yazgı gibi yürür damarlarımıza. Düğüm düğüm olur kelimeler. Her bir cümle biliriz ki amel-i salih olmalı. Bizim yarınlarımızı, ahiretimizi aydınlatacak salih amel duraklarından bir durak olmalı yazılarımız. Bu hâl üzere yazar ve söyleriz ve dâhi yaşarız. Muradımız budur. Yazdıklarımızla ve yaşadıklarımızla, güneşin altında soluk alıp verirken kulluk şuurunda olarak, eşref-i mahlûkat olduğumuzu duyumsamak ve öyle girmek yazının iklimlerine. “Kalem, benim kalemdir” diyen Nuri Pakdil gibi siperden yazmak. Has okurun ve has yazarın önüne muhkem ve arınmış kelimelerle çıkmak yegâne duamızdır…”

17.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Yağmurlu Perçem / Şiir
02 Haziran Perşembe 2016, 48 sayfa

10.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Uçtu Ördek Viran Kaldı Gölümüz / Derleme
27 Nisan Çarşamba 2016, 214 sayfa

Kıratın üstünde bir uzun yayla
Niyneyim ağalar kaderim böyle
Anama atama çok selam söyle
Beypazarı iskanımız elimiz
Uçtu ördek viran kaldı gölümüz

Davran kıratım da yokuşa davran
Yokuşun başında bir bölük kervan
Bozulmuş kervana neylesin savran
Beypazarı iskanımız elimiz
Uçtu ördek viran kaldı gölümüz


17.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Bize Kefen Biçene Bak / Şiir
01 Mart Salı 2016, 262 sayfa

İsterdim öğrenmesin
Ta doğacak oğlum bile
Sana nasıl yandığımı

Ben, tırnağımla kopartırken
Ta göğsümdeki kermeleri
Doğacak çocuğuma emanet olsun
Öfkem, kılıcım, heyecanım
Ve yüreğim soğusun diye sevdiğim
Yüzüne bakarak susacağım


20.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Köpekler Lügati / Deneme
01 Mart Salı 2016, 128 sayfa

Veteriner hekim değilim, dedim, doğru söyledim. Fakat hekimlik, hakemlik yahut hâkimlik damarım bulunur, yani kimi konularda bazı hükümler verebilirim, veririm...
Köpekler konusunda da...
Evet, kaynaklar şöyle söylüyor: Başka canlılar gibi, köpeklerin de hayatlarını olumsuz etkileyen olay ve durumlar vardır. Bunlar köpeklerde strese sebep olabilir. Nelermiş onlar, bakın bakalım:…”


13.00 TL (KDV dahil)
Tunay Özer - Kaçırılmış Buluşmalar / Şiir
05 Şubat Cuma 2016, 110 sayfa

ışık yuvası inciri tut
acının loncasına gizli bir adla kayıtlı
ey kişi, geldiğin bedesteni unut
dağınık söz dizimi bulutları
fırtına bilgisi ile oku
denize eğilen çamları
yeni toprakların diliyle


11.00 TL (KDV dahil)
Belya Düz - Sultanbeyli’den Nişantaşı’na Türk Şiiri / Şiir
05 Şubat Cuma 2016, 72 sayfa









11.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Şehir Mektupları / Deneme
05 Şubat Cuma 2016, 184 sayfa

Mevsim geçişlerinin o kentin sakinleri için fark edilmeyen saklı zenginlikleri vardır ve bu zenginlikler kente gelenler için daha bir kendini ifşa eder. Annenin çocuğunun büyümesini fark etmeyişi gibidir bu durum; doğal ve kendiliğindendir; icabında kendine göre bir izahı bir güzelliği de vardır. Oysa kente dışarıdan gelen biri binalara, iş yerlerine, haşmetli kamu kurumlarına, heykellere, sokaklarda akan rengârenk insan ırmağına, çarşı pazara, hana konağa baktığı kadar, parklara, yol kenarındaki ağaçlara, göğün ve yerin uyumuna, buluta ve suya, gündüzse güneşe geceyse aya da bakar, soluklanır, soluk alır… Hatta o kadar ki, bir kenti herhangi bir mevsimde gören bir kişi; ömrü boyunca başka bir kez daha gelmemişse, kentin fotoğrafını belleğinin duvarlarına mevsimin fonunda asar... Uzatmayalım, bu böyledir, söylediklerimiz malumu ilamdan ibarettir…


16.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Vahiy ve Sanat / Düşünce
18 Aralık Cuma 2015, 264 sayfa

Metin Önal Mengüşoğlu, bu eserinde bir yandan hayatının ilk dönemlerinden bugüne sanat dallarıyla tanışma sürecine öte yandan vahiy-sanat ilişkisi çerçevesinde sanatın Kur’an’da nasıl tarif edildiği meselesine yoğunlaşmakta. Vahiy ve Sanat, sanat, sanat felsefesi, sanatın biçimleri vb. konularda İlahî Vahiyden yola çıkarak getirdiği açıklamalarla öne çıkan bir eser. Kimilerinin gözlerini kısarak baktıkları kitap, aynı zamanda Allah’ın hakiki sanatkâr olduğunu, resmin, heykelin ve sanatın diğer dallarının İlahî Vahiyle yasaklanmadığını ayetlerden örneklerle ortaya koyuşuyla da farklı bir yerde duruyor. Tarih boyunca yanlış yorumlamalar, eksik algılamalar sonucu, sanatın birçok sahasına haram gözüyle bakmanın yanlışlığına işaret ediyor. Müslümanın bir sanatçı olarak portresini çizmeye çalışan eser aynı zamanda Mengüşoğlu’nun poetikası olarak da okunabilecek bir içeriğe sahip.

20.00 TL (KDV dahil)
İshak Aslan - Gül Tableti / Şiir
11 Aralık Cuma 2015, 104 sayfa

Suç işleyen bir çocuğun ana kucağına atılışıdır sana gelen
Sana karşı sana sığındım kutsal sığınak
Teslimiyet medeniyetin tohumunu ekeceğim bağrına
Cennetten atılanın cennete geçiş menzili.


12.00 TL (KDV dahil)
Şeyda Koç - Cennet Bülbülü - Mahpeyker Kösem Sultan / Roman
12 Kasım Perşembe 2015, 248 sayfa

Kötü sözler çıkmasın şerbet kokan leblerinden.
Her nefesin bir bedeli, her bedelin bir zamanı var.
Senin bedelin âşkımız değil.
Rabbime dua ediyorum, bu âşkımızda bizi büyük bedeller ile sınamasın Sultanım!”

Mahpeyker Kösem Sultan, tarihin derinliklerinden zorlayarak çıkardığımız bir kitabın çoğu zaman sayfalarına şerhler koyarak ve yeniden yorumlayarak okumaya çalıştığımız ve buna rağmen de bilindik ezberleri tekrarlamaya alıştığımız bir rol kadın oldu neredeyse. Şeyda Koç, tüm ezberlerin arasında düşüncelerine ve hislerine yol açarak kurgunun imkânları ile ve edebî üslûbunun yetkinliğiyle okuru hem tarihin yaşanmış dönemini yeniden üreterek algılamaya hem de hayatın satır aralarını okumaya davet ediyor.
Mahpeyker Kösem Sultan’ın tarihe iz düşmüş diğer kadınlar kadar tarihi ezberleri bozan bir rol model olduğu olgusunu içten içe hissedeceksiniz bu romanda. Onu “Cennet Bülbülü” olarak elinizden düşürmeden soluksuz okuyacaksınız


16.90 TL (KDV dahil)
İsmail Aykanat - Bedduası Uyuyan Havari / Şiir
26 Kasım Perşembe 2015, 64 sayfa


nicedir uzak yaşamaların çağrısı şiirimiz
turuncu tarihlerdir bize savrulan
ah neredesin kalbimin mutlu pınarı


10.00 TL (KDV dahil)
Rabia Gelincik - Hafif Demir Kapılar / Şiir
26 Kasım Perşembe 2015, 104 sayfa

Herkes, kendi hikâyesinde çaresiz
Herkes, başkasının hikâyesinde kahraman.
Senin çiçeklerin vardır;
Okul defterlerinin arasında kurutulmuş
Bir şapkanın, çantanın



12.00 TL (KDV dahil)
Ali K. Metin - Şiirin Adaleti / Eleştiri
09 Aralık Çarşamba 2015, 360 sayfa

Şiirin hayatımızdaki yeri ve anlamı, imgenin önümüze açtığı bu semantik potansiyelle sıkı sıkıya ilişkilidir. Estetizme yönelik olumsuzlayıcı yaklaşımın ardında da yine imgeye ait söz konusu semantik potansiyeli zedeleme yahut ıskalama endişesi yatmaktadır. İmgelerle düşünme eylemi yerine estetik bir söyleyiş aracı olarak imgeleri kullanma yoluna gidilir. Bu sebeple 80’lerin şiiri ‘plastikleşme’ tezahürlerini fazlaca göstermiş, sahicilik sorunuyla karşı karşıya gelmiştir. 80’lerin imgeci şiiri bu yüzden “organik” olma vasfını önemli ölçüde kaybettiği gibi sahici bir imgeden yoksun kalma tehlikesiyle de yüz yüze olmuştur.


26.00 TL (KDV dahil)
Hacer Topaktaş - Sultan II. Abdülhamid Ve Diplomasi / Tarih
04 Ocak Pazartesi 2016, 240 sayfa

Osmanlı Devleti ile diplomasi arasındaki ilişkinin boyutunun ve mahiyetinin anlaşılması, Avrupa siyasetinin ve diplomasisinin de kavranması bakımından önem arz eder. Son dönem Osmanlı siyasetinin simge ismi Sultan Abdülhamid’in hükümdarlığı süresince yürütülen diplomasi konuları birçok açıdan çok daha derin bir şekilde irdelenmeyi beklemektedir. Elinizdeki bu çalışma 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonraki süreçte, devleti huzursuz eden pürüzler ve yeni sınırlarla beraber ortaya çıkan birtakım problemlerin çözümünde Sultan Abdülhamid’in diplomasi aygıtını ne derece etkin kullandığını Hüseyin Kâzım Bey’in diplomatik seyahatleri boyutunda anlamaya imkan vermektedir.

Ayrıca 1882’de İngilizlerin Mısır’ı işgali, Balkanlar’ın durumu, Ermeni meselesi ve bunlara karşın yürütülen diplomatik hamleler, Sultan Abdülhamid’in mâbeyn kâtiplerinden Hüseyin Kâzım Bey’in bu çalışmaya konu edinilen diplomatik seyahatleriyle de ete kemiğe bürünmüş gözükmektedir. Öyle ki çalışma, çeşitli vesilelerle/bahanelerle ortaya çıkan fevkalade elçilik heyetlerinde görev alan vazgeçilmez bir şahsiyet olarak Hüseyin Kâzım Bey’in gönderildiği ülkelerde gündemdeki sorunlarla ilgili olarak muhtelif diplomatik mahfillerde fikir teatisinde bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda elinizdeki çalışma, Sultan Abdülhamid’in denge siyasetinin şekillenmesine hizmet eden bu gibi elçilik misyonlarının bir kısmına örnek vaka olarak yaklaşmaktadır.

Diğer yandan çalışma, Hüseyin Kâzım Bey’in Almanya, Avusturya, Rusya ve İngiltere’ye seyahatlerini taçlandırdığı ve özenle hazırladığı albümlerini, bunlara eklediği fotoğraf ve gravürleri de söz konusu seyahatlerle beraber ön plana taşıyor. Bu seyahatnameler, içerdiği bilgiler açısından 1882-1887 yıllarının Abdülhamid diplomasisine dair önemli ipuçları sunduğu gibi birinci elden birçok yeni bilgiyi de gün yüzüne çıkarıyor.


105.00 TL (KDV dahil)
Yusuf Akçay - Âdem'in Öğrenmediği Kelimeler / Düşünce-Felsefe
12 Mayıs Cuma 2017, 168 sayfa

Ne korkunç kelimelerimiz var. Toptan tüfekten korkunç, kılıçtan keskin kelimeler... Liberalizm, komünizm, marksizm, faşizm, şovenizm, sosyalizm, narsizm, hümanizm, militarizm... Dahası şeytan var, düşman var, hain var, kapital var, petrol var… Ne korkunç kelimelerimiz var. Öylesine korkuyorsun; sokak tabelanın her vakit değişmesi, bu korkundan olsa gerek.

Kendi yörüngeni bile belirlemekten âcizsin. Bu yüzden artık evin yolunu bulmakta zorlanıyorsun. Dedenden kalmış toprakların adını bile hatırlamıyorsun. Üstelik dedenden utanıyorsun. Seni utandıran şeyi, gerçekten merak ediyorum.
Ne kıskanç kelimelerimiz var. Herkesten ve her şeyden incinen hazımsız ruhlar, karabasan görmüş cesetler, çizgi roman kahramanları, omurgasızlar, işgüzarlar, her devrin adamları, jurnaller, gülen gözler, ihtiraslar, insiyaklar, intikamlar… Kıskançlık bir nefs çağlayanı halindedir. Artık aramızda hangi bağ olsun, hangi ümit bizi birbirimize bağlasın? Fikri inceldikçe kafası nasıl kalınlaşır insanın?
Ne düşman kelimelerimiz var. Paravan adamlar, üst geçitler, tüneller, bağ bozumu yollar, film şeritleri, kurşundan kalemler…
Ne yaban kelimelerimiz var. Yeşil müzik, kara kitap, beyaz Türk, kızıl elma, kırmızı şarap, barbekü, green-card, yeşil pasaport, mavi yolculuk, Londra’da bir ev. Şimdi, Tolstoy iman etse ne olur, etmese ne olur?


16.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Tan Tan Traska! / Şiir
07 Ekim Çarşamba 2015, 72 sayfa

ama yarın
sinemaya gideceğiz
kol kola
ve çocuklarımız
bütün çocuklar gibi
ağlayarak gelecek dünyaya!

değil mi ki inanmalı yarına?

mesela:
iyi bir şey bizim için:
çekip gidebilir şu baylar
saçma bir sanı bu ama
diyelim ki hemen yarın
oh ne alâ!
genişler alanlarımız!
peki bize de iş
düşmüyor mu
genişlemesi için alanlarımızın?
evet
öyle ya
saat
gece sıfır bir
her gün böyle bu: şimdi
radyoda son cunta bildirisi
seni
ve her şeyleri
düşünüyorum

11.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Şamil - Posta Kodu Aşk - Osmanlı Türkçesiyle / Deneme-Mektup
18 Eylül Cuma 2015, 118 sayfa

Bu kitap, iki şiir ve kırk edebî mektuptan oluşan Posta Kodu AŞK adlı eserin Osmanlı Türkçesiyle yazılmış hâlidir. Metinlerin yazımında son dönem imlâsı yerine alanın önemli dilcilerinden Şemseddin Sâmî’nin Kâmûs-ı Türkî sözlüğünün yaygın imlâsı tercih edilip eski metinlerin okunması ve anlaşılmasına âşinâlık kazandırılmaya çalışılmıştır.
Arabî, Fârisî ve Türkî kef çeşitleri de ayrı ayrı işaretlerle gösterilerek okuyucunun okuma hızına katkı sağlamak hedeflenmiştir.


14.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Kırık Zamanlar / Öykü
07 Ekim Çarşamba 2015, 104 sayfa

Selvigül Kandoğmuş Şahin, dördüncü öykü kitabı Kırık Zamanlar'da bir araya getirdiği öykülerde incinmiş, yıkılmış gönülleri kayda geçiriyor. Aynaların, toprakların, gönüllerin kırıldığı tedirginlik zamanları. Bu kırılganlıklar içinde her zaman bir umut var yine de. İnsanın varoluşunu anlamlı kılan bir umut. Zalimleri çaresiz bırakan da bu umut değil mi?
Osman BAYRAKTAR

“Güneş bir mızrak boyu yükseldiğinde… Nazenin ince bedeni bir gül yığılıyor. Dünyanın bütün Esma’ları diz çöküyor. Dünyanın bütün meydanları boşalıyor. İzbe, terk edilmiş, kötülüğe bulanmış tüm mekânlar boşalıyor. Dünyanın bütün çocukları ağlıyor. Sessiz, derin bir ıslık gibi gelen kurşun saplanıyor tomur tomur gencecik çocuk bedenine Esma’nın. Uzaklardan kokular geliyor. Daha çok da gül ve ıhlamur kokusu.
Güneş bir mızrak boyu yükseldiğinde… Kuşlar birden havalanıyor. Denizler köpürüp taşıyor. Çığlık çığlığa martı sürüleri, kırlangıçlar, serçeler hep birlikte denizi aşıyorlar. Nil utanıyor, ağlayarak taşmak yanan Mısır sokaklarına öylece akmak istiyor. Musa Peygamber’in duası, direnmenin ve inanmanın gencecik nefesi öylece boşalıyor…”


12.00 TL (KDV dahil)
Muhsin Önal - Darbeden Kaleme Bir Yol Hikâyesi / Gezi
07 Ekim Çarşamba 2015, 368 sayfa

Böylesine bir yolculuğu nasıl gerçekleştirdiğimi bilmiyor, bilmek de istemiyorum. Belki de hayatımın son yolculuk tecrübesini yaşıyorum. Mısır benim son durağım olabilir bunu bile düşünüyorum. Geri dönememe ihtimali beni ürpertiyor. Acaba ölüm fermanımı mı imzalıyorum ve bunu ne uğruna yapıyorum? Cevabını bilmediğim sorular, manasını kavrayamadığım duygular, geride bıraktıklarım, gözü yaşlı anılar… Vasiyetim zihnimde, ölüm korkusu yüreğimde, yapayalnız yol alıyorum. Yoldaşım benden de yalnız bunu hissediyorum. Elim telefonuma gidiyor, Cidde’den çok sevdiğim bir dostumun attığı mesaj takılıyor gözüme: “Yapmayın, etmeyin dostlar, yol yakınken geri dönün, Mısır kan ağlıyor, Kahire her gün bombalanıyor. Ölüme gidiyorsunuz farkında mısınız?” Yol yakın değil bana artık dostum hatta çok uzak. Öylesine uzak ki uğruna acı çektiklerimiz uzak, hayat uzak, mutluluk bir düş perisi, sevinç inci tanesi… Fark etmek diyorsun bir de o da bana çok uzak. İşte böylesine bir ruh halini yaşarken Allah’ın şu ayeti imdadımıza yetişiyor: “Biz yalnız Allah’a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!” (Yunus, 85).


27.50 TL (KDV dahil)
Ercan Köksal - Bildiğin Hayat / Öykü
07 Ekim Çarşamba 2015, 112 sayfa

Hayat çoğunlukla bildiğimiz gibidir. Sorun şu ki, bazen ne bildiğimizi bilmeyiz. Unutmuşuzdur. Yaşarken, doğal olan sıradanlaşır; değerli olan görünmez olur. Alışkanlıklarımız bir süre sonra bizi başka bir insana dönüştürür.
Bildiğin Hayat, adının tersine hayatın bilmediğimiz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz yanlarına eğilen öykülerden oluşuyor. Alışkanlıkların insanı dönüştürdüğü gibi, öykülerde kurulan hayatlar da okuru dönüştürüyor. Kitap bittiğinde elimizde hayat kalıyor. Bildiğin hayat; unuttuğumuz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz.



12.00 TL (KDV dahil)
Özcan Ünlü - Kalbin Ne Marka / Deneme
07 Ekim Çarşamba 2015, 168 sayfa

Nehrin kaderidir denize kavuşmak...
Uzun ve yorucu seyrinin sonucudur.
Eğer kaynakla umman arasındaki yol değişmez bir doğru üzerinde, sıradan bir güzergah olsa idi, suyun imtihanına ne gerek kalırdı ki!
Vururdu başını taşlara..,
Ya delip geçerdi sarp kayaları yahut atardı kendini dev uçurumlardan...
***
Cennet bahçesinin güzelliği karşısında, “Bu bahçe bana ait, benim olmalı.” diyoruz da...
Bahçeye sahip olmak için neden kılımızı kıpırdatmıyoruz?..
***
Sen ey hayat denen simyanın peşinden koşan okuyucu; unutma!
‘Aşkın bir adı da yorulmamaktır!’



15.50 TL (KDV dahil)
Adem Turan - Hayâl Defteri / Şiir
07 Mayıs Perşembe 2015, 64 sayfa

Kısacık bir tarihim ben
Henüz defterim tertemiz
Uzuyor beni çevreleyen zaman
Uzuyor her an daha derine
Nerede başlar zaman ve nerede biter?
Melekler hangi derinlikte gizlenir?
Başladığım bu hayat, dinlediğim sesler
Nereye götürür beni, hangi tarihe?


10.00 TL (KDV dahil)
Mustafa Uçurum - Konuştukça Memleket / Şiir
07 Mayıs Perşembe 2015, 72 sayfa

Birden kaybolmuş buldum kendimi görkemli karanlıkta
Koptu mu bütün ipler çarpıldı mı yüzümün tazeliği
Oysa değil, hiç değil benim için her yer Türkiye
Kurşun geçse, içim gitse, sevmek bitse her yer Türkiye
Annem bir yağmur gibi yetişir, duaları sıkı
Bilir, bir oğul nasıl kalkar ayağa, bir ırmak nasıl yol değiştirir
Bu benim dilimin tutulması gibi
Camın kırılması, yazdan geçilmesi, herkesin üşümesi gibi bir şey


11.00 TL (KDV dahil)
Bahtiyar Aslan - Kalaycının Dediği / Şiir
07 Mayıs Perşembe 2015, 112 sayfa

kelebek denildi mi siren sesleri
kimse azraili beklemiyordu oysa kafkas dansıyla birden
senin gözlerin halayıksa halayık
boynun cariyeyse cariye
bizim evimizin bahçesinde veda çiçekleri açmıyor ki
iki beyaz diş
sonra
ama ben kendimin rüyasıyım
içimde yaşamayan hiçbir şehrin içinde yaşamadım
eğilip üstümüze kuşkuyla gelen bir mevsim var
dünyaya asılmış fotoğrafımız
kayadan sekerek baharlanan kalbimize
keklikten yılana doğru
kan


12.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Yusufhan / Roman
22 Kasım Salı 2016, 136 sayfa

"- Sen buraların adamı değilsin Yusufhan. Genç kadının sesi masum bir hâl almıştı. Bu yumuşak, çocuklaşan ses genç adamın içini anlayamadığı hislerle dolduruyordu. Yerinden kalkmak için doğrulan Yusufhan, kadına cevap vermek için bir an yüzüne baktı. Alev alev yanan gözleriyle karşı karşıya geldiğinde, bakışlarını kaçırmak zorunda kaldı. Sıcaktan ve nemden durulamaz hâle gelmişti içerisi. Zuhal Hanım’ın da yüzü kızarmış, al yanakları, iri dudakları daha bir belirginleşmişti.
Yusufhan bu bakışlar karşısında, içe işleyen bu yumuşak ses karşısında eriyebilirdi, çözülebilirdi. Buradan çıkmalıyım, diye düşündü tekrar. Yüreğinden serin ırmaklar aktı bir an. Sırtından soğuk terler boşaldı. Yıllardır yalnız yüreğinde bir sevda ağırlamamıştı..."


13.50 TL (KDV dahil)
Ünsal Ünlü - Aşılmış Duvarlar / Şiir
11 Aralık Cuma 2015, 64 sayfa

Belki ölürken ben de sana benzerim
Benden öğrenirler seni bilmeyenler
Korkak bir ceset olduğunda bedenim
Seni çaresiz ve beni toprağa bırakırlar

Uslanmayan çocukların anılarında
Kalırım, kahramanlık benimle gömülür
Görünmez olur görünen, ardına kadar
Kollanmıştır, kararmıştır gözlerindeki


10.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Bilge Terzi & M. Said Çekmegil / Biyografi
23 Mart Pazartesi 2015, 174 sayfa

Müslümanların düşünce ve anlayış sorunlarını, engin bir tetkik ve sorumluluk duygusuyla ele alan M. Said Çekmegil İslâmî düşüncenin temel kaynak merkezinde yeniden uyanışı yolunda bir Müslüman, bir terzi, bir yazar, yayıncı gibi pek çok niteliklere sahip alaylı bir mütefekkirdi.
Hayatı boyunca Malatya’da sürdürdüğü çalışmalarla, kaynaklara dönüşü savunan tecdid hareketinin sesi olmayı amaçlayan kitaplarla, kurduğu fikir kulübü ile katıldığı yurt içi ve yurt dışı konferans ve seminerlerle Müslümanların bozulan temel bütünlüğünü kurmaya çalıştı.
Düşüncesiz, dilsiz, kavramsız, eleştirisiz ve sahih bilgiye dayanmayan bir İslâm anlayışının felce uğramış bir bilinç, Müslümanların yazgısı olamazdı. Bu düşünce ile bir bilinç dünyası inşa etmek istedi M. Said Çekmegil.
Metin Önal Mengüşoğlu yakından tanıdığı M. Said Çekmegil’i anlatıyor Bilge Terzi kitabında. Çekmegil’in kişiliğinde tanık olduğu son alaylı mütefekkirin ilginç hayat ve düşünce serüvenini bütün boyutlarıyla yansıtıyor. Çok az yazarın yakalayabileceği bir içtenlikle ve duyarlıkla Said Ağabeyini anlatıyor. Ona duyduğu sevgiyi dile getirirken onun fikir dünyasının temellerini de ortaya koyan bir sorumluluk bilinci ile hareket ediyor. Bilge Terzi, hepimizin Said Ağabeyini daha yakından tanımak için...


15.50 TL (KDV dahil)
Ömer Yalçınova - Ömer’in Çatılan Kaşları / Şiir
24 Şubat Salı 2015, 104 sayfa

Abi söyleyemediğim küçük şeyler
Ya da ben alsam Ömer’i kucağıma
Sırtıma çengilime bindirsem
Kahkahalarıyla coşmak
koşmak istiyor çocuk
huysuzlanmak

En doğal hakkı ve bırak yorulsun
Sen konuş bizimle o uzun dalyan boyunla
Konuşsun sözlerin ellerin ayakların sesin cızırtıları
O uzun dalyan boynuyla arkadaşlar kavak yelleri
Ve bilumum ülkenin bütün dertleri
Konuş ki şiir olsun dökülsün surlardan aşağı
Surlardan içeri


12.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Şiirin Şiddeti / Eleştiri
23 Mart Pazartesi 2015, 184 sayfa

Ş sesinin hayranıyım. Şiir şiddettir. Ama şiddete karşı şiddettir. Kendiliğinden değil. Bir karşı koyucu olarak çıkar şiirin bu yönü. Kaçınılmaz derecede gerekli bir haldir o zaman şiddet. Kullanılmaması düşünülemez.
Öyle durumlarda harfler dilden dökülürken, eğri büğrü çıkar. Fakat hafakanlara maruz kalan şairin ruhu onları öyle bir kalıba sokar ki, sonra, bakınız ne olmuş; derbeder, beyhude, serkeş bir evren, aynı hizadadır, sizi çağırır.
Şiir şiddettir elbet. Fakat neye, kime karşı? Karşıdaki nedir, kimdir? Asıl buna bakmalıdır.

“Şiir” diyordu Şiirin Saati’nde John Berger, “kanayan yaraya seslenir.” Zulümlerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda hangi çağrışımları taşımaz ki şiir?.. Başta, önüne geçilmez bir karşı koyma aracı... Ölümsüz bir diriliş cevheri... Ayakta kalabilme hamlesinin tutanağı... Derin bir iç sızısı... Durmaksızın süren kanama... O toprakların şiirini, uygarlık numarasına yatan dünyanın aydınlarına, medyasına, tarihçilerine, kıpırtısızca tanıklık yapanlarına, kayıt tutucularına atılan bir şamar olarak da okuyabilirsiniz.
Şiir, 21. Yüzyıla talihsiz adımlarla girdi. Gerçi, önceki yüzyıla veda edişi de pek şanslı sayılmazdı. Dünya denen kütlenin değişik mekânlarında, nasıl da kötü bir kaderi yaşıyordu şiir...


15.00 TL (KDV dahil)
Ercan Köksal - Bir İnkılâp Daha Var / Öykü
17 Mart Salı 2015, 104 sayfa

1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı ‘Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun’la bir milletin alfabesi değiştirildikten yıllar sonra, Batı’nın son büyük düşünürlerinden Jacques Derrida, bir mektubunda, ‘Türklerin harflerinin çalınmasının onlarda bir bellek yitimine yol açtığı’nı söylemişti.
Bundan birkaç yıl sonra, merakla beklediğimiz çalışma geldi: Ercan Köksal, sabır ve titizlikle derlediği tanıklıkları, edebî bir dile tercüme etti ve bilincin yaralanmasına neden olan harf darbesinin tarihsel hafızasını tarihe emanet etti. Şimdi bize düşen, Türkiye tarihinin, bu en trajik kırılmasının heybesinde neler olduğunu öğrenmek için, bu güzelim kitabı okumak ve okutmak… Ercan Köksal’ın bin bir emekle ve edebî olanın içinden ortaya koyduğu sosyolojik fotoğrafı tanımak…
SADIK YALSIZUÇANLAR

Ormanda “az kullanılan yol”a talip bir adam. Okuyanlara “öykü” dese de, meselenin tam kalbinde bir düşünme payı bırakıyor: Harf İnkılâbı Öyküleri… Bu adama kulak vermeli.

TURGAY YALANIZ


12.00 TL (KDV dahil)
Mustafa Özçelik - Şairin Şiirle İmtihanı / Deneme
16 Şubat Pazartesi 2015, 184 sayfa

Bir yazar/şair için şiir, öykü ya da edebiyatın herhangi bir türünde nitelikli eser vermek esastır. Okurun ondan beklediği de budur aslında. Fakat, her yazar ve şair, yazdığı türler üzerinde düşünme ve bunun sonucunda şiirden, hikâyeden ne anladığını ortaya koyan kuramsal yazılar yazma ihtiyacı da duyar.

Bu metinler onun yazarlık dünyasının daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı gibi yazma işini de ne kadar önemli görüp ciddiye aldığını bunu bir heves olarak görmediğini ortaya koyar. Doğrusu, nitelikli okur da, mesela bir şairin sadece şiirlerini okumakla yetinmez ve onun bu tür yazılarını da okumak ister.

Bize göre asıl ve önemli olan sanat eserlerinde ele alınan konunun sadece “nasıl anlatıldığı” değildir. Nasıl anlattığımız kadar, neyi, hangi bakış açısıyla anlatıp anlatmadığımız da önemlidir. İkisi iyi dengelenmezse ortaya çıkan eserin fazla bir “kıymet-i harbiyesi” olmayacaktır. İşte bu yazılar, bu konulara da temas eden metinlerdir.


16.00 TL (KDV dahil)
Özcan Ünlü - Hiç Değilse Bugün / Şiir
07 Ekim Çarşamba 2015, 88 sayfa

Hiç değilse bugün
Bütün kavgalar güzel olabilir
Bunca kabaran yürek bunca tırtıllı söz
Dönebilir olsun kafam güzel

Dünyaya dönelim sevgilim şöyle bir
Dolmuşa binelim Taksim- Kadıköy.
Geçelim bütün köylerden ıpıssız
Cesur aşık ve ölümü tatmış

Ne yazar radyoda ha James Brown
Ne yazar Hamiyet Yüceses

Hiç değilse kadranı kır zinciri bağla
Otur bu güzel gün

-Aşk diyecektim-


11.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Anladıkça, Artan / Düşünce
02 Aralık Salı 2014, 278 sayfa

“Fıtrat, vicdan, kalp ve onun düşünme fonksiyonu, bütün insanların içerisinde ilâhî ruh üflenmesiyle beraber daha yaratılıştan mevcut, kendini hesaba çekme melekesidir. Yani akıllılık denildiğinde bir mümin bunu iman, vicdan ve bozulmamış fıtrat sahipliği şeklinde anlamalıdır.”

Düşünme ile vahiy, aktüel durum ile temel kavramlar arasındaki ilişkileri her zaman başa almış olan yazar, Anladıkça, Artan adlı elinizdeki kitabında değişik zamanlarda yazdığı irili ufaklı yazılarını bir araya getiriyor. Kitapta, hem zihniyet düzlemindeki süreklilik arz eden çapaklı yaklaşımlara temas edilmekte hem de günün acil sorunlarına dair değerlendirmeler sunulmaktadır. Yazar, “inanmayı yitirmek pahasına anlamaya başladıklarını” söyleyenlerin aksine “anladıkça, artan” imanının güveniyle meselelere yaklaştığını bir kere daha hatırlatmaktadır. Bu kapsamda, son yıllarda yoğun olarak tartışılan Protestanlaşma, dindarlık, gelenekçilik, Türk Müslümanlığı, “İslâmî sol”, muhalefet, Kürt/Türk sorunu, taassup, adalet, fıtrat, vicdan, hayatın edilgen tarafı olarak kodlanan kadın, muhafazakârlık gibi konular kitabın ana fikriyle bağlantılı olarak ele alınan meselelerdir. Memleket meselelerine kinle değil vicdan ve fıtrat doğrultusunda bakıldığında, daha sağlıklı sonuç ve yargılara ulaşılacağı rahatlıkla söylenebilir. Yazarın kişiler ve eserler ekseninde yazdığı tenkitlerin de yer aldığı bu kitap, ayrıca “marufu iş edinip münkerden sakınmaya çalışma mükellefiyeti”nin bütünlüğüne sahip, tam bir metin şeklinde de okunabilir.


20.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Kalemin Yazgısı / Deneme
02 Aralık Salı 2014, 136 sayfa

“Yazgınızı yaşarken, bazı insanlar bir ayet gibi çıkar karşınıza... Bunlar eşinizdir, evlatlarınızdır, dostlarınızdır. Onlarla yollarınızın kesişmesi kaderdir, yazgıdır. Birlikte yürüdüğünüz yol, paylaşımlarınız, ortak değerleriniz, ötelere adımlarınız vardır. ‘Bu dünyayı ne yapıp yapıp Öteki Dünyadan haberdar kılmalı. Onunla tanıştırmalı. Unutmuş olduğu o dünyayı ona hatırlatmalı. Cennete doğru uzatmalı' diye hatırlatmalar yapar Üstad Sezai Karakoç.”,
Selvigül Şahin, Kalemin Yazgısı kitabında unutmuş olduğu dünyayı hatırlatıyor okura. Kaleminin mürekkebini canhıraş ve mütevazi duygularla Cennete doğru uzanmak isteyenleri kurtuluşa ve duaya davet etmek için akıtıyor. Kalemin Yazgısı, duygu, düşünce, inanç ve dua ile harmanlanıp insana, insanlığa sonrasını hatırlatıp adalet ve vicdana çağırıyor.


13.50 TL (KDV dahil)
Betül Soysal Bozdoğan - Yeni Türkiye’nin Kadınları / Röportaj
02 Nisan Perşembe 2015, 336 sayfa

Yeni Türkiye; totaliter devletin, vesayetçi yönetimin, tek boyutlu bir toplum tasarımının, halk karşıtı bir duruşun olmadığı bir tasavvur.. Yani demokrasisi normalleşen, kimliklerin hepsine eşit mesafede duran, ekonomisi büyüyen, uluslar arası itibarı olan bir Türkiye.
Yeni Türkiye çok şey vaat ediyor…
Yeni Türkiye kadınların kılık kıyafetine takılmıyor, dilindeki şivesine bakmıyor, ismine-kökenine-dinine-mezhebine karışmıyor…

İdeal bir kimlik dayatmanın ötesinde bireyin tercihlerini önemsiyor… Yeni Türkiye, özünde var olan vizyonu yeni bir perspektifle hayata geçiriyor.
Her biri asli birer unsur olan kimliklerin özelliklerini koruyarak onlara bu ülkenin vazgeçilmez zenginlikleri olduğu hissini yaşatıyor.

Bu kitapta, bu toprağın kadını ‘ana’ duygusuyla yeni fikirler, yeni idealler, yeni hedefler doğuracak ülkenin geleceğinde tutkal vazifesi görecektir. İşte tam da bu noktada, Yeni Türkiye hangi değerler üzerinde yükselecek? Yeni Türkiye nasıl inşa edilecek? Türkiye mozağini yansıtan kadınlar ne düşünüyor? Kim bu kadınlar? Sorularına cevap arandı.

Yeni bir Türkiye, Yeni bir Dünya için…


Yeni Türkiye’nin Kadınları:

ELMAS ARUS
“Roman açılımıyla birlikte ülkenin siyasi gündemine girmiş olduk.”

PROF. DR. AYŞEN GÜRCAN
“Görünüşe takılıp kalmış ve biçimsel dayatmacı bir atmosferin içerik üretiminden ne beklersiniz ki..”

CANAN BARLAS
“Beyaz Türkler şuan bize selam bile vermiyor. Bizi sınıfına ihanet etmiş insanlar olarak görüyorlar.”

HÜMEYRA ŞAHİN
“Sivil toplum gücünün Türkiye’de hala yeterince kullanıldığını düşünmüyorum.”

KEZBAN HATEMİ
“Hukuk Devleti ve Demokrasi isteyenler dehşete düştü.”

SÜMEYYE ERDOĞAN
"Kimse oturduğu yerden, hiçbir şeye bulaşmadan iyilikten dem vuramaz. İyilik iyiyi desteklerken, kötüyle de tüm gücünle mücadele ile olur."

ŞULE YÜKSEL ŞENLER
“İmanım o kadar güçlensin ki, ordu bile gelse başörtümü alamasın!”

DR. MERVE KAVAKÇI İSLAM
"Siyaset er ya da geç çözüm üretir."

NURCAN DALBUDAK
“Bir kadının gözlerinin ışığı söndüğü an; çocuğunun hasta olduğu andır."

ZÜLEYHA ORTAK
“Bu topraklarda yaşayan Türküyle Kürdüyle 72 millet el ele verirsek dünyanın lider ülkelerinden biri oluruz, olacağız buna eminim...”

ANİ İPEKKAYA
“Biz Ermeniler, hiçbir ayrım görmedik. Osmanlı ruhu içimizde hep var olan bir şeydi. Bundan da vazgeçilmez.”

PROF. DR. ÜMİT MERİÇ
“İlk hocam annemdir”

FATMA ŞAHİN
“Türk toplumunun bizden beklediği, erkekleşen kadın siyasetçi değil, kadın bakış açısıyla bakabilen kadın siyasetçidir.”

DR. GÜLSEN ATASEVEN
“Halka ve hakka karşı görevimizi gereği gibi yerine getirmeye ben ‘başarı’ diyorum.”

DİLEK SABANCI
“Bana başarma şansı verin. Başaramasam bile çabamda destek olmaya yardımcı olun.”

PROF. DR. DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN
“Daha fazla kadının siyasete girişi ve kadınsı bir bakış açısıyla olaylara bakışı önemli.”

ÖZLEM ZENGİN
“Türkiye’de başörtüsü meselesini hâlâ yeteri kadar konuşmadık.”

HÜLYA KOÇYİĞİT
“Kimsenin kimseden üstün ya da ayrıcalıklı olduğu bir toplumda yaşamıyoruz.”

AYŞE AYDIN
“Evim temiz ve tertipli ise dünyanın en bakımlı kadını gibi hissederim kendimi.”

DOÇ. DR. ZEYNEP KARAHAN USLU
“Dünya üzerinde görmeyi arzuladığımız değişim için değişimin kendisi biz olmalıyız.”

MELİHAT GÜLSES
“Hedefinizi belirleyeceksiniz. O hedefe ulaşmak için o kulvarda koşacaksınız.”

SOUADAD KANDEMİR
“Mezopotamya toprakları çalışmalarıma güç verdi.”

NEBAHAT YEŞİL
“Müslümanların birliğine zarar verecek tüm çabalara karşı koymak zorundayız”

SEVİLAY YÜKSELİR
“Alevi olmaktan utanmıyorum”


www.yeniturkiyeninkadinlari.com


23.50 TL (KDV dahil)
Dursun Ali Sazkaya - Geceleyin Bir Yolcu / Roman
01 Ekim Çarşamba 2014, 198 sayfa

Dursun Ali Sazkaya, geleneksel yaşamlarından koparılmış, beyazların topraklarında nasibi kalmamış sürgünlere, kaybedenlere, çocukluğun masumiyetine uzak düşenlere bir ağıt yakıyor romanında. Evrensel batı kültürünün kuşatması altında kalanların feryadını seslendiriyor. Artık kırların, berrak suların, patika yolların, şefkat dolu zamanların iklimine dönebilme cesaretini kim gösterebilir. Cevabınız sadece deliler ise "Geceleyin Bir Yolcu"sunuzdur siz de.


17.00 TL (KDV dahil)
Fatma Şengil Süzer - Su Siyah / Şiir
01 Ekim Çarşamba 2014, 72 sayfa


Senelerdir sana selam göndermedeyim
Bilirsin sen mutlaka
Bilirsin yıldızım ağlıyor adı Müşteri
Kurumuş bir dal gibi eğrildim katılaştım
Şu fakîre bir göz kırp


11.00 TL (KDV dahil)
Sadık Koç - Yara Bandı / Şiir
01 Ekim Çarşamba 2014, 80 sayfa

Şarkılar sürülmüş ülkemden benim
Dervişler terk etmiştir ülkemi
Söz ehli sürülmüştür yanımdan
Bütün sözlerini alarak
Bütün Türkçeyi alarak heybesine bütün
Kalbe değecek bir söz bekleme boşuna
Gitmiştir kalbini de alarak gitmiş olan
Bir ulu ağacın gölgesine


11.00 TL (KDV dahil)
Adem Turan - Artık Kuşlarını Uçur / Şiir
01 Ekim Çarşamba 2014, 72 sayfa



şimdi senin o resmin yok mu vaktimin ortasına çizilen
beni durmadan trenlere çekiyor/mavi intiharlara yani
ve bak, şeddeli yeminler getirdim sana kekik kokulu!
kekik kokulu ölümlere gidiyorum ben, artık kuşlarını uçur.


sonra bak ben gidiyorum dedim, elveda dedim.
ve yürüdüm, kesinlikle ardıma bakmadım.
öyle ki çocuklar vardı, dört bir yanımı kuşatmışlardı
ben o çocukları öptüm öptüm gözlerime taradım sessizce

işte bu benim sessizliğimdir mektuplara çizemediğim
bu da trenim -mavi trenim- mavi piramidi düşlerimin


11.00 TL (KDV dahil)
Ali Emre - Kıyamet Mevsimleri / Şiir
10 Mayıs Cuma 2013, 80 sayfa

Hangi bildik yağmur getirir şimdi bize onları
Bağbozumunda, hasatta, taşranın ahbap koynunda
Usul ve güzelce gülen annelerden
Bire bin verdiği hâlde içine çekilen
O başaklardan yayılan şiirli yalnızlıkları..
Bir sevincin koyağında dili birden irkilen
Gömleği düğmeli, içi yalımlı
Bir yörük beyi, muzaffer bir kahraman
Gibi gönlünce ölen o fazıl babaları
11.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Yüzyıl Ve Gelecek / Düşünce
01 Haziran Pazar 2014, 216 sayfa

Ümit Aktaş, Yüzyıl ve Gelecek kitabında, İslâmcılığın doğuş yıllarından başlayarak geçip gittiğimiz 20. Yüzyıl’a, oradan da geleceğe uzanmaya çalışıyor. Siyasi arayışlardan yöntem tartışmalarına, öncü isimlerden ve fikirlerden yararlanarak ilerliyor. Kimi zaman geçen yüzyılda belli kavramların nasıl algılandığını sorguluyor, kimi zaman da siyasal arayışların doğurduğu sıkıntıları didikliyor. Zira ona göre her şeyden önce 20. Yüzyılın anlaşılması kadar sorgulanması ve eleştirilmesi de elzemdir. Şayet olumlu bir başlangıç veya çıkış yolu bulunacaksa, bu eleştirel pozisyon ya da bir aşma çabası, bunun “olmazsa olmaz” koşuludur.
Cemalettin Afganî, Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, Mehmet Akif, Said Nursi, Seyyit Kutup, Mevdudi, Necmeddin Erbakan, Ayetullah Humeyni, Ali Şeriati, Aliya İzzetbegoviç, Muhammed Esed, İsmet Özel vb. isimler düşünceleri ve eserleriyle yüzyıl sorgulamasının altyapısını oluşturuyor. Böylece, 20. Yüzyılda teşekkül etmiş olan değerler dizgesinin, bir ölçüde de olsa eleştirisi yapılarak bu paradigmanın nasıl aşılması gerektiğine dair mütevazı da olsa bir çaba ortaya konuluyor. Dileğimiz bu tür çabaların artması ve 20. Yüzyıl sonrasına, dahası yeni bir başlangıca dair umutların ve tahayyüllerin belirginleşmesidir.

17.50 TL (KDV dahil)
Remzi Şimşek - Borges mi Ben mi / Öykü
16 Mayıs Cuma 2014, 110 sayfa

Borges mi, ben mi, bir soru değil. Farkedildiği üzere sonunda soru işareti de yok. Ya da belki var ama zeminle aynı renk olduğu için görünmüyor. Remzi Şimşek öyküleri de biraz böyle. Gerçek ve hayal, hakikat perdesinde buluşuyor. Yazarın büyülü gerçekliğe selam duran kalemi, bir yabancılık duygusu değil, aksine bir tanıdıklık hissi doğuruyor. İz bırakacak, değerli bir ilk kitap.

“Son fethettiği yer de muhtemelen zihnim olmalı ki anamın dilini bile unutmuş halde uyandım. Kesinlikle bu Borges’in işi, o olmalı çünkü Faulkner’ın İngilizce cümlelerinin İspanyolca karşılıkları geliyordu aklıma ve aman Allah’ım Don Quijote’den muazzam tiradlar hatırlıyordum, doğruyu söylemek gerekirse de bu son ikisi gerçekten heyecan vericiydi.”

11.00 TL (KDV dahil)
Murat Kocaaslan - Kösem Sultan: Hayatı, Vakıfları, Hayır İşleri ve Üsküdar’daki Külliyesi / Tarih
06 Temmuz Pazar 2014, 320 sayfa

17. yüzyılın önemli tarihçilerinden Evliya Çelebi, Kösem Sultan’ın siyasi bir cinayet sonucunda öldürülmesinin ardından İstanbul’da üç gün üç gece yas tutulduğunu ve birçok insanın öldürüldüğünü söyler. Günümüz araştırmacılarından N. Sakaoğlu ise NTV Tarih Dergisi’nde yazdığı yazısında, Kösem Sultan’a “iade-i itibar yapılması gerektiğini” belirtir. Tarihçi, Osmanlı tarihinin en güçlü kadınının “erkek” tarihçilerin kurbanı olduğu görüşündedir. Kuşkusuz Sakaoğlu’nun bu yaklaşımının beraberinde getirdiği önemli bir soru vardır. Kösem Sultan günümüz tabiriyle “elinin hamuruyla” erkek işine karıştığı için mi eleştirilere maruz kalmıştır? Başka açıdan ise Kösem Sultan, tarihçilerin yaptığı olumsuz tasvirdeki gibi gerçekten servet düşkünü bir Osmanlı kadını mıydı? Dahası, oğlunu öldürtecek kadar ileri gidebilecek bir kişiliğe mi sahipti? Yoksa Ayvansarâyî Hüseyin Efendi’nin söylediği gibi “sarây-ı devlet ü ikbâl” miydi? Bu bağlamda, dönemin siyasi ortamı içinde devletin devamını sağlamak adına mı bir mücadele ortaya koydu? Murat Kocaaslan, Kösem Sultan’ı ele aldığı bu çalışmasında bu sorulara cevap arıyor. Murat Kocaaslan, halen Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde çalışıyor. 84.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Kanuni Sultan Süleyman Dönemi Osmanlı-Leh İlişkilerine Dair Belgeler (1520-1566) / Tarih
10 Haziran Salı 2014, 326 sayfa

Osmanlı Devleti’ne en sık elçi gönderen devlet olarak Polonya (Lehistan), Türk siyasi ve diplomatik tarihinde mühim bir yere sahiptir. Bu gerçeği iki ülke arşivlerindeki belgelerin yoğunluğu ve mahiyeti de doğrular. Bu kitap, AGAD’da (Archiwum Glówne Akt Dawnych - Varşova Eski Vesikalar Merkez Arşivi) bulunan Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatı (1520-1566) sırasında Polonya ile yürütülen diplomatik, siyasi ve ekonomik ilişkilere dair Türkçe arşiv kayıtlarını içermektedir.
Kadim bir geçmişe sahip olan Türkiye-Polonya ilişkilerinin çok önemli bir kesitine tekabül eden bu kayıtların yayımlanması, 600. yılı kutlanan Türkiye-Polonya ilişkileri çerçevesinde yürütülen bilimsel faaliyetlere katkı sağlayacaktır. Bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin Avrupa devletleriyle olan ilişkilerinin daha iyi anlaşılmasına yönelik yeni bir kaynağın kamuya kazandırılması gelecekte yapılacak araştırmaları kolaylaştıracaktır.

84.00 TL (KDV dahil)
Ali Erdal - Durun Kalabalıklar / Anı-Biyografi
05 Mayıs Pazartesi 2014, 309 sayfa

Aslolan, arzulanan, beklenen, “Gökyüzünden haberdar” oluşundan, vefatına kadar elli yıl, bir büyük dâvânın mücadelesini vermiş, hapishânelere girmiş çıkmış, çilesini çekmiş, yüz ciltten fazla eser kaleme almış, otuzbeş yıl, dâvâsının bayrağı olan Büyük Doğu dergisine emek vermiş bir fikir adamını sevindirecek olan, “Çilesine dost” olanların çokluğudur.

Ömründe asla ümitsizliğe düşmemiş, aksine, çevresine, gönüldaşlarına, öncülük ettiği gençliğe zor zamanlarda hep ümit aşılamış olan Üstad, vefâtına yakın bir zamanda (1980) yazdığı bir “noktalama’’da, şahit olduğu “çilesizlik”ten, “aşksızlık”tan, “satıhcılık”tan dolayı, hayıflanmadan edememiştir:

“Lâfımın dostusunuz, çilemin yabancısı,
Yok mudur, sizin köyde, çeken fikir sancısı?”

22.50 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Şiirin İpek Sesi / Eleştiri
01 Mayıs Perşembe 2014, 152 sayfa

Pek çok şair kendisini diğer insanlardan farklı bir yapıda görür. İki ayak, bacak, bir gövde ve başla şekillenen kaba iskeletin şair adını alanlarının diğerlerinden farkı ne ola?

Kuşkusuz, farktan kasıt suret değil, öz, ruh.
Ruhsal durumu, dünyayı kavrayışı ile, evet, anladık, o farklı ve bambaşka birisidir.
Peki, şairi hayal avcısı olarak düşünenlerle, duygusal bir inek kategorisinde tutanlara ne dersiniz?

Ya hakikatlere ayna olup kendini sert, haşin, yalçın kaya-çelik maddelerle eşdeğerde tutanlar. Makinalar...
Yanılmadınız, şair kelime oyuncusudur, bir simyagerdir, bir gram noksan tartmaz kelimeyi. Kelimenin esiridir o.
Sihir, büyü, nücum, remil... bunlar da onun sorumluluğundadır; deve güreşi, sünnet şöleni, kocakarı ilaçları da...
Uyanıklık rüyalarını (sanrıları), şizofreniyi, paranoyak halleri, beyin kanamalarını... ya bunları kime yükleyelim? Bunları yüklenen yok mu sanıyorsunuz?
Hepsini geçip diyoruz ki, şair diğer insanlara göre farklıdır, evet.

14.50 TL (KDV dahil)
Ayşegül Genç - Çile Kırgını / Roman
27 Ekim Perşembe 2016, 122 sayfa

Ölü Serçe Dönemeci adlı ilk romanının ardından Ayşegül Genç yine kendi duygu dünyasının ürünü bir romanla okurlarının karşısında.

Çile Kırgını, yaşadığı coğrafya ve çağa bigane kalamayan bir yazarın aşk, inanç, çile ve sabırla ördüğü bir hikaye. Dünyanın ortasında kalbi ile bilinci arasında sıkışıp kalanların hikayesi. Yanlış bir kurşunun, sokak ortasında herkesi hedef alışı... Siz de bu kurşuna hedef olmaktan kurtulamayacaksınız.

12.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Müstesna Şair Mehmed Akif / Biyografi
22 Kasım Salı 2016, 192 sayfa

Eser büyük ölçüde Akif’in Safahat başlığı altında topladığı şiir bütününden hareketle meydana çıkmıştır. Gelgelelim Akif sadece Safahat’taki şiirlerinden ibaret birisi değildir. Ve elbette onu yalnızca bir şair olarak görmek ve hatırlamak çok eksik kalacaktır.

“Mehmed Akif hilafsız bir şekilde his adamı, heyecan adamı, coşku adamıdır. Ama bütün bu vasıfları yanında o, akıl adamı, ölçü adamı, denge adamı ve dava adamıdır. Sanıldığı gibi heyecan, hissiyat veya coşku, aklı ve mantığı ortadan kaldırmaz. Aksine birbirini besler. İnsanlar çoğu kere arzu ile fikri, his ile hırsı, yeis ile hüznü birbirine karıştırır. Oysa akleden bir selim kalbe sahip bulunan insan, aynı zamanda hisli, heyecanlı ve coşkulu olabilir. Yeter ki galeyan, kin, haset, nifak gibi kötü ahlâk modellerinden uzak durulsun.”
İki ana bölümden oluşan Müstesna Şair Mehmed Akif’in ilk bölümünde, Akif'in hayatı, şahsiyeti ve fikirlerine dair kısa bir tarihçe sunuluyor. İkinci bölüm ise, Safahat okumalarına ayrılmış. Eser büyük ölçüde Akif’in Safahat başlığı altında topladığı şiir bütününden hareketle meydana çıkmıştır. Gelgelelim Akif sadece Safahat’taki şiirlerinden ibaret birisi değildir. Ve elbette onu yalnızca bir şair olarak görmek ve hatırlamak çok eksik kalacaktır. Metin Önal Mengüşoğlu’nun asıl maksadı, Akif’in zor metinleri olan hem de aruz vezniyle kaleme aldığı şiirler vasıtasıyla nasıl bir İslâm idraki, ne tür bir tarih şuuru ortaya koyduğunu sergilemek, tabir caizse bir ana fikir tespiti yapmak. Böylelikle yazar, eser üzerinden geliştirilen yorumlara, tespitlere, kişilik özelliklerine, yaşanan dönemlerin iklimine ilişkin değerlendirmeler sunuyor okura. İslâm âlemini yakından tanıma, dinleme, anlama fırsatı yakalamış olan Akif’i anlamak için bir çerçeve sunuyor Müstesna Şair Mehmed Akif.

17.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Şamil - Beni Merak Et Çünkü İyiyim / Şiir
03 Mart Pazartesi 2014, 122 sayfa

mahyama düşen mahşer / örten muamma
sen misin dedi 1 her gece sabahı tetikleyen
fakir hâfızama yenilen kuytu t e v e k k ü l

âvâre baharı sensiz bıraktın
ç ö l buhurunda. çocukluğumuz
terli mavi / bahanemiz yok şimdi

aynaya dön kalbimi ayart
küllenen acıların seyret sersemliğini
a ş k ın soykütüğünde. mâtem kokuyor akşam

belki sendin bilemem
ruhumun şifresinde sürgün kalan a n k e b û t
sürükleNdiğim îmâ

----------------------------------------
kim koydu bu mektubu koynuma
bakar bakar ağlarım yüzüm ipek kozası
söz hazır düş kurulu yine de gelmiyorsun
öyleyse kır kalemi
sonsuz uykumda uğuldasın merakım


12.50 TL (KDV dahil)
Vedat Bilgiç - Ruhun İki Yakası / Deneme
03 Mart Pazartesi 2014, 150 sayfa

İnsan, iki denizin birleştiği bu İstanbul şehri gibidir. Anlam ve madde denizlerinin her ikisine de açık koylarında gider gelir bilincin kanatları. Bir yanda bedensel açlık ve susuzluğun fiziksel etkileri bir yanda anlam açlıkları ve susuzluklarının baskısı… Bir yanda aklın ve gözün rasyonel kıyasları, diğer yanda kalbin, hislerin ve inancın ölçüye, tartıya, sayıya dökülemeyen irrasyonel sezgileri…

Bilinç ve irade gibi kavramlara nispet edilen ruhun da iki yakası vardır. Bilinç ve bilinçdışı bu ikiliğin diğer başka bir boyutu... İçimizdeki bu öteki yakayı Yunus “Bir ben var bende benden içeri” diyerek özetlemiş. İstanbul gibi iki yakası olan ruh, bir yanda soyut dünyaya öbür yanda somut dünyaya bakıyor. İnsan zihninden başka soyutu somuta, somut olanı da soyuta çeviren başka bir şey yok. İki âlem arasındaki tek köprüdür insan.

Bu kitaptaki yazılar edebiyat kılığına girmiş psikiyatri yazılarıdır. Ruhun iki yakası arasında bir takım çözümlemeler yapma ve insanı kendi hakikatine daha çok yaklaştırma gayreti içindedir. İnsanın kendisine yaklaşması ve kendi içindeki ötekiyle tanışması, iki yaka arasında köprüler kurup çıkış yolları aramasına imkân sağlayacaktır.

14.50 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Osmanlı Kıyafetleri - Ottoman Costumes / Tarih
02 Ocak Perşembe 2014, 64 sayfa

Elbice-i Atika, bu istisnaî konumuna muvafık şekilde inceleme konusu edilmeye çalışılmıştır. Levhaların aslında olmayan açıklamalar, tekil başlıklar halinde hazırlayanlarca kaleme alınıp eklenmiştir. Kitabın en başında sunulan giriş yazısında albüm ve ressam hakkında bilgiler verilmiştir.Kitabın sonunda ise albümdeki levhaların esas çerçevelerinin gösterildiği ve içeriğinin listelendiği ‘levha fihristi’ sunulmuştur.


The lithographic album of Jean (Giovanni) Brindesi, Elbice-i Atika: Musée des Anciens Costumes Turcs de Constantinople, originally printed in 1855 by Lemercier Printing House of Paris, consists of 22 plates depicting various Ottoman functionaries and military personnel in their traditional costumes. Brindesi's work is distinquishable among its kind due to superior quality of its drawings, printing and colors.
In reprinting the album, we aim to show its historical importance by adding explanatory texts on the costumes and duties of the Ottoman functionaries and military personnel depicted in Brindesi's work.

70.00 TL (KDV dahil)
Gülenay Pınarbaşı - Anadolu'ya Adını Veren Kadınlar / Sosyoloji
27 Nisan Çarşamba 2016, 158 sayfa

Duru, masmavi bir gökyüzü
Kenarında bir bulut parçası…
Bir ardıç ağacı tepesinde bir kaya…
Uzakta bir Yörük çadırı
Ağacın altında yaşlıca bir kadın, bulutların gölgesine bakıp
Tek kişilik bir efsane anlatıyor, üç cümlede…

Kadınsal imgeleri olan bir efsane
Doğumu, yaşamı, aşkı, kudreti içine sığdırıyor
Ansızın bir telli turna beliriyor
Hasreti, dumanı, derdi aman vermeyen feleği hatırlatıyor sanki
Uçurumun kenarında bir gidip bir geliyor
Denizle dağın birleştiği ufuk çizgisinde ululardan bir zat beliriyor
İşte gönül efsanesi orada başlıyor:
“Su gibi duru olsun yüreğin” diyorken
Mor-beyaz bir efsaneye dönüşüp bir şehrin adı oluyor
Obanın, tepenin, köyün, ormanın adı…
Sözün hikmeti, nazarın can alıcı büyüsüne bulanıyor
Bir deyiş, bir nakış, bir isim bırakıyor…
Roza-Rize, Kastamoni-Kastamonu, Mara-Mardin’e dönüşüyor…

15.00 TL (KDV dahil)
Adem Turan - Şiir Taşı / Şiir
02 Mart Pazar 2014, 72 sayfa

Hadi gel şu balkona çıkalım seninle ey taş!
Balkondaki kuyuya üzünçlerimizi dökelim
Dökelim dünyaya âit ne varsa gözlerimizde
Dökelim siyah derili ölülerimizi, bembeyaz dişlerimizi

Aaa! Bu tabut da nereden çıktı böyle? diyelim
Gerçekten de durup dururken nereden çıktı bu tabut!
Çocuklara bakıp da diyelim bunu, İstanbul’u unutalım
Çeşmeleri, karpuz sergilerini, okul çıkışlarını hep unutalım

Günceli alıp eline, onu bir güzel yoğuran, farklı kıvamlara getiren bir şairle karşı karşıya kalıyoruz Şiir Taşı'nda. Ama en çok da güncelin masala, efsaneye dönüşüverişine şaşırıyoruz. Oysa bunda şaşılacak bir şey yok. İlk bölüm olan Ateş’te; Ateş böcekleriyle kanaviçelerin arasında gezinen şairanelik başka nasıl izah edilir?
İkinci Bölüm Taş’a gelince: Taş, yalın kılıç yahut birbirinden ilginç karşılıklarıyla, şairin elinde topuz oluyor sanki... Adem Turan ilk kez bu kitapla toplumsal olanın ritmini bu kadar net tutuyor.

11.00 TL (KDV dahil)
Fatma Şengil Süzer - Ferhat İle Şirin / Klasikler
02 Ocak Perşembe 2014, 88 sayfa

Bu, aşinası olduğumuz bir hikâye. Anadolu’da söylendiği şekliyle yeniden… Cevahir geldi ve bize kâtiplik düştü.

Âşıkların saz ile söylediği bir hikâyeydi bu, Cevahir naz ile söyledi, kâtip orada durdu. İma etti; iması bilindi, itiraz yoktu.
Dertli gibi “Ferhat olsak da bir, olmasak da bir” dedik ve her aşk hikâyesinin, ‘gerçeklik’e ilişkin derûnî bilgiyi yalnız ima ile söylediğini bildik.
Şerh, kalp ileymiş böyle hikâyelerde ve kalp, söz ile konuşmazmış efendim.
Şerhi kalp ile olsun bu hikâyenin…

11.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Çağımızın Tanıkları / Düşünce
21 Mayıs Çarşamba 2014, 176 sayfa

Ümit Aktaş, özel insanların hayatları ve fikirlerini çağın tanıklık sandalyesinde değerlendiriyor.

“Tıpkı suratına geçirilmek istenen o “beyaz” maskeyi reddeden Malcolm X gibi, tıpkı asimilasyonu ve teslimiyeti reddeden Aliya gibi, tıpkı üzerine doğru yürüyen teknolojizmin ölüm makinesi karşısında geriye çekilmeyi insanlık onuru adına reddeden Rachel gibi, tıpkı “bizim amacımız hükûmete değil, marifetullaha ulaşmaktır” diyen ve İslam’ı siyasallaştıran mollalara karşı İslamî siyaset perspektifini ortaya koymaya çalışan Humeyni gibi, tıpkı zalimlerden özür dilemektense ölümü seçen Seyyid Kutup gibi, tıpkı üzerine doğru hınçla yürüyen o konformizme gömülmüş kalabalıkların aymaz suratlarına karşı “sizi rahatsız etmeye geldim” diyen Şeriati gibi ve tıpkı “doğrulukta sebat”ı ve “nefssiz, (yani nefsini gözetmeyen) eylem”i kendisine ilke olarak benimseyen Gandi gibi. Çünkü ancak bu yüreği deli, aklı dolu olanlar sayesindedir ki insanlıktan umut kesilmeyecektir.”

15.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Düşünmek Farzdır /
11 Aralık Cuma 2015, 183 sayfa

Bu dikkat çekici çalışmasında Metin Önal Mengüşoğlu emanete verilemeyecek yegâne olgunun düşünme melekesi olduğunu; insanların bu meleke ile ‘tab edilmiş, tabiata dâhil kılınmış, kaderi belirlenmiş eşya’dan/varlıklardan’ ayrıldığını ifade ediyor.

Yazar, ayrıca insanın amellerinin yaratıcısı olduğunu tekrar hatırlatıyor. Bu kitapta da okur, yazarın düşünsel gelişimine vesile olan kitaplardan ve yazarlardan izler bulacaktır. Mengüşoğlu, Kur’ân’da geçen düşünme eksenli kelime ve kavramların içeriklerini de açıklıyor. İlâhi Kelam’daki ‘Ne kadar az düşünüyorsunuz!’ uyarısını hatırlatarak düşünme eyleminin yerleştirilebileceği çerçeveyi çiziyor.

Düşünmek Farzdır, bulanıklaştırılmış, tahrif edilmiş kavramları aslî anlamları çerçevesinde yeniden ele almanın önemine dikkat çekişiyle farklılaşıyor. Eser, aynı zamanda Türkiye’deki yerleşik Müslümanlık anlayışında süreklilik arz eden çıkmazları sürükleyici, aydınlatıcı ve zaman zaman dokunaklı bir anlatımla ele alıyor.


16.00 TL (KDV dahil)
Kenan Göçer - Safahatın Ulu Ortası: Fatih Kürsüsünde / Şiir
10 Mayıs Cuma 2013, 218 sayfa

Kenan Göçer arkadaşımızın sadeleştirilmiş metnini okuduğumda açık söyleyeyim ona gıpta etmiştim. Çünkü karşımda beni özendiren bir metin duruyordu. Okudukça şöyle bir fark dikkatimi çekmişti. Sayısı az da olsa bugüne kadarki sadeleştirme metinlerinde, eserin aslına sadakat endişesi öne çıktığından, metinler akıcılığını yitiriyordu. Ne var ki Kenan Göçer bu sakıncayı yalnızca eserin aslına değil, itikadi ve fikri asaletine de sadakat göstererek gidermeyi başarmıştır. Şairlerin ne dediği elbette önemlidir. Lakin onların, hele bu şair Mehmed Akif ise, ne demek istedikleri belki daha da önem kazanmaktadır.

Metin Önal Mengüşoğlu

17.50 TL (KDV dahil)
Hakan Arslanbenzer - Üç Sütun Şiir Hikaye Eleştiri / Eleştiri
10 Mayıs Cuma 2013, 232 sayfa

Okul yıllarından beri şiirin merkezde olduğu bir edebiyat ve düşünce tasavvuruna sahibim.

Elinizde tuttuğunuz kitabın sadece yarısı kadarı şiirle ilgili ama kitaptaki hikaye, roman, eleştiri ve dergi yazılarının da temelinde yine şiir alanında kazandığım deneyim yatıyor.
Yaşım kırkı iki. Şimdi bir karar vermem gerekiyor. Düşünmeyi ve yazmayı tıpkı ustalarım hatta bazı akranlarım gibi şiiri bir yana bırakarak mı devam ettireceğim; yoksa bütünlüğü koruyabilecek miyim? Bu kitabı, bu nedenle, şiirden başka konularda fikir ileri sürerken de bir ayağımı şiirden çekmediğimin bir kaydı, bir kanıtı gibi görüyorum. Benim açımdan en kritik tarafı bu.

Hakan Arslanbenzer

18.00 TL
Mehmet Aycı - Zeliha'nın Ön Dişi - Haiku Defteri / Şiir
03 Ağustos Pazartesi 2015, 112 sayfa

Mehmet Aycı’nın yoğun ilgi gören bu kitabı 2. baskısı ile şiir okurlarına yeniden sunuluyor.

Acı/da bıçak
Biler kendini ince
Ayrılıklar/da…


Acı/da bıçak
Biler kendini ince
Ayrılıklar/da…
12.00 TL
Metin Önal Mengüşoğlu - Havada Bulut Var /
10 Mayıs Cuma 2013, 120 sayfa

Havada Bulut Var, Metin Önal Mengüşoğlu’nun ağırlıklı olarak alacakaranlık yıllarında; yani seksenlerin sonu ile doksanlı yılların ilk yarısında kaleme aldığı denemelerden yapılmış bir seçkiyi içeriyor.

Öteden beri Türkiye toplumunun tartışıyor gibi yaptığı fakat bir türlü tartışamadığı meselelere temas eden kitap üç bölümden oluşuyor: “Eve Dönen Oğul”, “Ayaküstü Uyumak”, “Düşünce Ögüten Değirmen”. Mengüşoğlu’nun denemeleri dünyevilik, demokrasi, laiklik, gelenek, modernite gibi kavramlar üzerinden yaşadığımız ülkede gündemi belirlemeye memur çevrelerin içine düştükleri handikapları görmek adına iyi bir adım. Gündelik olanın, geçip gidenin içindeki kalıcılığı ve arka planını irdelemeyi önceleyen Mengüşoğlu’nun bu denemelerini okurken yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz ve yaşayacağımız günler üzerine bir kez daha düşüneceksiniz. Açık, samimi düşünceler ve doğrudan bir dille kaleme alınmış yazılar farklı dönemlerle farklı temaları bir araya getiriyor.


12.50 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Çarşaftan Kol Atmak / Deneme
01 Nisan Pazartesi 2013, 174 sayfa

Mehmet Aycı hayatı zenginleştiren ayrıntılar üzerinde duruyor. Unutulan değerler, görmezden gelinenler, bizi biz yapan şeyler, yazarın eşsiz üslubuyla okura ulaşıyor.

Yaşamın hay huyu içinde ilk bakışta fark etmediğimiz ama var olduğunu hatta onu yaşadığımızı ‘bize hatırlatıldığında’ kavradığımız bir hayat var bu kitabın sayfaları arasında.

E, bu tumturaklı ve iddialı girişten sonra işin ucunda “mahcupluk imtihanı” da vardır; biz ne yazalım şimdi ey okuyucu, nerelere ayna tutalım, aynada neremizi düzeltelim, aynaya nasıl bakalım; her neyse, iş olacağına varır, iyisi mi çağrışım aynasında görünenleri bir özge üslup ile yazı donuna büründürelim ki maksat hâsıl olsun… Okuyanların bahtı ayna gibi aydınlık olsun; o aydınlıktan yazar da nasibini alsın; âmin…

15.00 TL (KDV dahil)
Selvigül Kandoğmuş Şahin - Savrulan / Öykü
01 Mart Pazar 2015, 112 sayfa

Selvigül Kandoğmuş Şahin, bu kitapla hayatın karşısına bir eylem biçimi olarak öyküyü koyuyor.

Savrulan, başka başka pencerelerden baktığı insan hikâyelerinde hüzne, acıya odaklanarak modern çağın kuşatıcılığında tıkanmaya yüz tutmuş hayatlara çıkış yolunu işaret ediyor.

“Ellerinden dirseklerine doğru akan bu kırmızı ılık sıvı kan demek. Ne zaman, elinin neresi kesildi? Fatma Teyze iki yara bandını sol elinin küçük parmağına yapıştırıyor. Çaprazlama iki bandı yapıştırırken görüyor, keskin bıçak, cin parmağı denen küçük parmağının tam bebeğini almış. Kesilen yer küçük ama ne çok kan oldu ortalık böyle. Kara bıyıklı, kara keskin bakışlı usta gelmeden toparlanmalı.”

12.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Kimliğin Fotoğrafsız Yaprağı / Düşünce
01 Nisan Pazartesi 2013, 160 sayfa

Metin Önal Mengüşoğlu, farklı konulara değinen yazılardan oluşan Kimliğin Fotoğrafsız Yaprağı adlı bu eserinde yetmişli yıllardan doksanlı yıllara uzanan süreçte ilgi duyduğu konuları ele almakta.

Eser, anlamların kaydırılması ve gerçekliklerinden saptırılması sürecinde karşımıza çıkan başkalarının diliyle konuşmayı kişilik haline getirmenin meydana getirdiği aldanma biçimlerine dönük eleştirilerinden dolayı farklı bir yerde duruyor.

Yazılarda ele alınan konular arasında aydınlar, din, düşünce, gelenek, modernizm, sanat, edebiyat ve ‘İslam’la meşhur’ olmuş aydınların eleştirisi öne çıktığı hemen fark edilmekte. Bu yazılarda, tanıklıkların, okumaların ve gözlemlerin oluşturduğu düşünsel birikim tortulu bakışların kabuğunu kıracak nitelikte. Türkiye’deki kültürel ortamın temel taşlarını oluşturan kavramları yazarlar ve eserler arasında dolaşarak inceleyen eser aynı zamanda kişi olarak yazarın düşünce ve sanat hayatının iniş ya da çıkış basamaklarını gözler önüne seriyor.


15.00 TL (KDV dahil)
Fatma Şengil Süzer - Söyle Sessizlik / Şiir
03 Ağustos Pazartesi 2015, 88 sayfa

ben artık çirkinim beni görme
kumbarada bozuk para
gibi sallıyorum herkesi
adam mı
adam sureti mi
ne yapıyor ne söylüyor ne yiyor
kimi seviyor kimi seviyor
kafamın içinde bir kafa
boyna soru soruyor
ben artık çirkinim incindim incinmekten
kalbimin içinde bir fili
taşıyıp duruyorken
gülümsemekten


11.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Düş Kesiği / Roman
15 Ocak Çarşamba 2014, 366 sayfa

2010 yılı Oğuz Atay Roman Ödülü

Düş Kesiği, bir sabah uyandığında kendisini yazdığı romanın karakteri ‘güvenlik görevlisi M’ olarak bulan ‘gereksizyazarın’ tuhaf ve sarsıcı hikayesini, incelikle örülmüş bir kurguyla veriyor.

2010 yılında Oğuz Atay Roman Ödülü’ne değer görülen Düş Kesiği, hem insanın en temel bilgisinin hem insanın en temel yanılgısının kendisi hakkında olacağını farklı açılardan bakarak savunuyor; varetmenin sorumluluğuyla, idealin ve tutkunun kanatıcı tarafına eğiliyor.

26.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Dr. S / Öykü
14 Mart Perşembe 2013, 103 sayfa

Dr. S, akademya mensubu bir edebiyat doktorunun, yaşantısındaki düzensizlik ve uyumsuzluğu ile, toplumsal hayat karşısındaki, saflığa varan acemiliğini yansıtıyor.

Kahramanımız koltuğunun altında taşıdığı eski şişkin çantada kitap, defter ve kalemle birlikte ceviz, bilye, yırtma yapıştırma, koyunların aşık kemiği, tahta parçaları taşımaktadır ve daha neler. Hayal ile hakikati, rüya ile tefekkürü birbirine karıştıran, sürat motoru gibi işlek bir zekâ faaliyeti vardır. Diğer taraftan memnuniyetsizdir, şikâyetçidir fakat inşacı değildir Dr. S.

Metin Önal Mengüşoğlu Dr. S adlı öykü kitabıyla edebiyat ve sanat dünyamıza bir prototip kazandırıyor. Dr. S bir yığın görmeyen insanın elleriyle dokundukları yerlerinden, koca bir fili tarife kalkışmaları gibi, bir değişim ve dönüşüm anaforunun orta yerinde şaşırıp kalmış bir adam. Arafta gibi. Üstün zekâ ile melankoli arasında gidip gelen bir haleti ruhiyenin fotoğrafı.
İç sorgulamaları yüksek olan öykülerden oluşan Dr. S eleştirel bakışıyla Mengüşoğlu’nun diğer eserlerinin süreğinde yer alan küçümen bir kitap.

12.00 TL (KDV dahil)
Hasan Öztürk - Aynadaki Rüya / Eleştiri
14 Mart Perşembe 2013, 231 sayfa

Sesten Simgeye Geçiş - Romanlar ve
Romancılar
Aynadaki Rüya, sokakta dolaştırılan aynanın yazarın iç dünyasına çevrilmesiyle oluşan bir kitap.

Hasan Öztürk; romanlar ve yazarlar arasında dolaşırken, okurlarını sanat ve edebiyatın imkânlarına kulak kesilmeye davet ediyor.

İnsanoğlunun “sesten simgeye geçiş” aşamasını gösteren yazı, “bir doğal dilin grafik işaretleri yardımıyla geçekleşmesi” anlamıyla kayıtlara geçse de “yazmak” varlığımıza tanıklık etmektir bence. Her ne kadar Sokrates, “yazılı sözün insan zihnini tembelleştirdiğine” inanarak yazılı bir belge bırakmasa da biz bugün “yazmasam deli olacaktım” diyen Sait Faik’ten yanayız. Osmanlı atasözü, “İlim bir avdır; yazı onu avlamaktır,” diyor. Sözün ulaşamadığı yerlerde insanı temsil eden ve ona yenidünyalar kazandıran hiç kuşkusuz yazıdır. Mehmet Kaplan, bir yazısında “yazarken düşünmek” eyleminden söz etmişi. Stephen King: “Yazmak rafine düşünmektir,” diyor. Bizi başka canlılardan ayıran “düşünmek” ve her birimizi başka insanlardan ayıran “düşüncelerimiz” ise yazı, başka birisi olduğumuzu dilin yeni bir biçimiyle kendimizden başkalarına göstermektir.



18.00 TL (KDV dahil)
Recep Seyhan - Güneşin Doğduğu Yerde / Öykü
11 Kasım Cuma 2016, 200 sayfa

Güneşin Doğduğu Yerde, geleneksel hikâye ile modern öykü arasında güçlü bir köprü kuruyor. Hem üzerinde titizlenilen dil, hem de hikâyenin kendisine odaklanan anlatım, okuru uzun soluklu ve edebi hazla dolu bir okuma yolculuğuna davet ediyor. Hem ironik, hem hakiki; hem acı, hem de şaşırtıcı öyküler.

Koluma gelelim; onunla helâlleştim, birbirimizden hoşnut olarak vedalaştık. Ona bir mezar yaptım ve onu törenle gömdüm. O beni terk etse de şimdi bilinen bir yerde ve ben onu gücüm yettiği zamanlarda her hafta Perşembe günleri, düzenli olarak, aksatmadan, mutlaka gidip ziyaret ettim. Her ziyaretimde mezarına dokundum, onunla konuştum. Tuhaf bulacaksınız ama ruhaniyetine fatiha bile okudum.
Bunları son birkaç senedir yapamıyor olmanın ıstırabı içindeyim.

Oysa sesim böyle mi? Ona dokunamıyorum, O beni terk etti ve ben onun nerede olduğunu bile bilmiyorum.


17.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Mesafe Ayarı / Şiir
03 Ağustos Pazartesi 2015, 87 sayfa

Yara diyorsam bildiğin yaralar yok sözlükte
Şiir diyorsam tenhada bir çocuk ağlaması…
Kan diyorsam karanfil anla, kan değil
Şarkı diyorsam bildiğin şarkı değil
Eşkıya diyorsam biraz havari olmalıyım
Çıplak diyorum içim çıplanıyor sonbahar değil
Gökyüzü diyorsam gözlerinin boy aynası
Turna diyorsam bütün kuşluğunla sensin
Yara diyorsam bildiğin yaralar yok sözlükte
Şiir diyorsam tenhada bir çocuk ağlaması…


11.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Merahi’nin Fetihname-i Sigetvar’ı / Tarih
14 Mart Perşembe 2013, 200 sayfa

Tarihî şahsiyetlerin ve olayların doğru anlaşılmasında birinci el kaynaklar çok önemli bir yere sahiptir. Özellikle de Osmanlı tarihî gibi yanlış bilgi ve çarpıtmalar yüzünden hakkında büyük bir bilgi kirliliğine şahit olduğumuz bir alanda bu tür kaynaklar daha da önemli hale gelmektedir. Elinizdeki eser de, Osmanlı tarihinin en kritik olaylarından biri olan Sigetvar Seferi için birinci elden bir kaynak durumundadır.
Fetihnâme-i Sigetvar, Kanuni’nin sefer kararını alıp yola çıkmasından Şehzade Selim’in seferde hastalık dolayısıyla vefat eden babası Sultan Süleyman’ın yerine tahta oturması ve yeni padişahın orduyla İstanbul’a dönüşü aralığında vuku bulan hadiseleri konu edinmektedir. Eserde, sadece hadiselerin nasıl cereyan ettiği konusunda bilgi verilmemekte, orduya dâhil olan zümrelerin özellikleri, ordu yürüyüşünün düzeni, sefer sırasında hangi askeri birliklerin nerelerden nasıl hareket edeceği ve nerelerde mevzilenecekleri gibi ayrıntılardan tutun da sefer yolunda uğranılan menzil ve mevkilerle Sava ve Drava nehirleri üzerinde inşa edilen köprülere kadar birçok detay da bulunmaktadır.
Bu çalışmada kısa bir değerlendirmeyle birlikte çeviri metni, sözlüğü ve indeksi hazırlanarak araştırmacıların istifadesine sunulan Fetihnâme-i Sigetvar’ı benzerlerinden ayıran en önemli özellik de şiir diliyle kaleme alınmış olmasıdır. Yani Fetihnâme-i Sigetvar, Kanunî’nin son seferinin manzum bir tarihçesidir.


31.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Turhan Valide Sultan Vakfiyesi / Tarih
14 Mart Perşembe 2013, 160 sayfa

Selefi valide sultanlar gibi hayır işlerinde ve vakıf kurmada etkin faaliyet gösteren Turhan Sultan, önceki valide sultanlardan farklı olarak sadece dinî müesseseler inşa ettirmemiş, devletin sıkıntı içinde bulunduğu bir dönemde Çanakkale Boğazı’na savunma amaçlı karşılıklı iki kale de yaptırmıştır. Bu suretle kendisinin siyasî rolü ve kudreti, sadece oğlunun ilk yıllarında devleti idare etmesiyle değil bina ettirmiş olduğu kalelerle de inşa edilmiştir.

Elinizdeki çalışmada Hatice Turhan Sultan’ın yaptırmış olduğu ve hâlen İstanbul’u süsleyen Yeni Cami ile Çanakkale’deki kalelerin (Seddü’l-bahir ve Kale-i Sultâniyye) tapu senedi hükmündeki vakfiyesi incelenmektedir. Turhan Valide Sultan Vakfiyesi, Osmanlı kitap sanatları açısından da önemli bir örnek teşkil etmektedir. Gerek cildi, gerek tezhibi ve gerekse hattı ayrı incelemelere konu olabilecek vakfiyenin, tıpkıbasımı ve metni eşliğinde kısa bir tanıtımı elinizdeki kitabın içeriğini oluşturmaktadır.

134.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Abdurrahmân Abdî Paşa Kanunnâmesi / Tarih
14 Mart Perşembe 2013, 128 sayfa


Elinizdeki kitaba konu olan eser Osmanlı devlet teşkilatı ve teşrifatı hakkında detaylı bilgiler barındıran Abdurrahman Abdi Paşa Kanunnamesi. Kanunname erken dönem Osmanlı teşkilat
ve teşrifat tarihi için göz ardı edilemeyecek ana kaynaklardan biridir. Devlet yönetimi devlet erkanı saraydaki görevliler ve törenler vb. konularda verdiği detaylı bilgiler eserin değerini tayin etmektedir. Özellikle uzun süre devlet hizmetinde yer almış bir tarih yazarının kaleminden çıkması Kanunname'nin
önemini daha da artırmaktadır.

28.00 TL (KDV dahil)
H. Ahmet Arslantürk - Osmanlı İmparatoluğu’nda Teşrifât : Mehmed Esad Efendi’nin Teşrifat-ı Kadimesi / 16.5 x 23.5cm
13 Mart Çarşamba 2013, 336 sayfa

Bu eser, müderrislikten, Anadolu ve Rumeli Kadıaskerlikleri’ne ve Nakîbü’l-eşrâflığa kadar pek çok ilmî ve idarî/askerî görevde bulunmuş, bu görevlerinin yanı sıra ömrünün sonuna dek yaklaşık çeyrek asır boyunca devlet tarihçiliğini de uhdesinde bulundurmuş Sahhâflar Şeyhi-zâde Seyyid Mehmed Es‘ad Efendi tarafından kaleme alınan klasik dönem Osmanlı devlet merasimlerinin anlatıldığı önemli bir kaynaktır. Teşrîfât-ı Kadîme, Osmanlı devlet ricâlinin divan toplantıları, cülûs ve düğün törenleri ile yabancı devlet erkânının kabulü gibi daha çok yönetime dayalı merasimler hakkında bilgi vermesinin yanında; bayramlar, surre alaylarının uğurlanması, hanedan mensupları ve devlet ricalinin defin törenleri gibi dinî merasimlerde nasıl hareket edileceğinin en ince ayrıntısına kadar anlatımını içermektedir. Teşrîfât-ı Kadîme, hâlihazırda Osmanlı devlet ve saray teşrifâtı hakkında bilgiler içeren en tanınmış ve en çok başvurulan kaynak eserdir.

75.00 TL (KDV dahil)
Ekmel Geçer - Medya ve Popüler Kültür / İletişim-Medya
15 Şubat Cuma 2013, 312 sayfa

İş yerinde, evde, kamusal paylaşım alanlarında ve yolculuklarımızda… Belki de günümüzün çok az bir kısmını medyatik seslerden, sembollerden ve etkileşimden uzak geçirebiliyoruz. Şüphesiz, medya ve iletişim dünyasında geçirdiğimiz zamanlar tümüyle boş ve anlamsız değil. Bazen tek başımızayken bazen de başkalarıyla birlikteyken; televizyon bizi eğlendiriyor, internet arkadaşlarımızla iletişim kurmamıza yardımcı oluyor ve haberler çevremizde olanlar hakkında bilgiler vererek, küresel imaj ve kültürel kodları anlamamız için bize imkânlar sunuyor.
Fakat gündelik rutinlerimizi değiştirmede etkin olan medya kaynaklı kültürel formlar, bizi, hayatımızda sıkı sıkıya koruduğumuz anlamlı alışkanlarımızdan uzaklaştırabiliyor da. Popüler kültür; tüketim geleneklerimizi, iletişim biçimlerimizi ve zaman kavramımızı fazlasıyla dönüştürdü. Artık sosyal medyada daha çok vakit harcıyor; alışveriş ibadethanelerini temiz havaya tercih ediyor ve buluşmalarımızı prime-time dizilerine göre ayarlayarak, birbirimizle hasbihâl yerine, dizilerin kurguladığı başka bir dünyada geziniyoruz. Televizyona, internete ve onlarla yaygınlaşan popüler kültüre uzaktan bakmıyor; onları bizzat yaşıyoruz. Elinizdeki bu kitap; diziler, yarışma programları, talk-showlar ve sosyal yaşam arasındaki ilişkiyi, etrafımızı her gün daha çok sarmalayan popüler kültür bağlamında ele alıyor.

23.00 TL (KDV dahil)
Hakan Arslanbenzer - Çok Üzgünüm / Şiir
15 Şubat Cuma 2013, 248 sayfa

Ben bu şiiri acısız yazabildimse
Ekmeğimi gevelemeden çiğneyerek
Şaraba boğulmadan susuzluğumu gidererek
Nefretle ve nefretle ve nefretle
Yazabildimse
Nefretin Batılı olmadığına güvendim de yazdım
Batılı olmayan dram yaşamayan ölen yahut yaşayan
Herkes için ve adına yazmadım
Yazdımsa burada ben vardım da yazdım
Yazdımsa çünkü her dakika Kosovada savaş vardı
Doksanikide doksanüçte ya da doksandörtte Bosnada olduğu gibi
Kuranda ayet vardı yürekte inanç vardı


18.50 TL (KDV dahil)
Ayşegül Genç - Ölü Serçe Dönemeci / Roman
22 Kasım Salı 2016, 197 sayfa

Ölü Serçe Dönemeci, insanın boğazını tırmalayan, nefes düzenini bozan bir roman.

İşkencede ölen annesinin intikamı için yıllarca bekleyen ve beklerken tarihte zulüm görmüş, işkence görmüş, zalimlerin elinde can vermiş ve her biri birer ölü serçe olan kadın direnişçilerin hikâyeleriyle öfkesini bileyleyen Şüheda’nın; kısasla, merhametle ve aşkla imtihanı. Ölü Serçe Dönemeci, insanın boğazını tırmalayan, nefes düzenini bozan bir roman.

İnsanın içi ve dışı hakkında sayfalarca yazı yazılabilir. Benim içim ve dışım hakkında ise söyleyecek tek sözüm var. Testinin içindeki neyse dışındaki o değildir: testinin içi akışkandır, dışı da bu akışkanlığı zapt etmek için taş kesilmek zorundadır.

17.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Şamil - Posta Kodu AŞK / Mektup
15 Şubat Cuma 2013, 118 sayfa

“Posta kutuma gönderdiğin ‘yalnızlığım’ı aldım.
Nazik düşüncene teşekkür. Uygun zaman ve şartlarda
balkona sandalye atıp ağlamayı düşünüyorum.

...

Önce kendimi yazıyorum sonra katlıyor ve zarflıyorum.
Bekle! Pullanıp sana geliyorum.”

Posta Kodu AŞK, iki şiir arasında yazılmış
kırk aşk mektubundan oluşan bir kitap.
Daha çok şairliğiyle tanınan Mehmet Şamil,
şiir dünyasının arka çıkmazında,
aşkın mektuplara nakşedilmiş sırrını ve
yürekte alevlenecek duyguları paylaşıyor.
‘Posta kutusuna gelen yalnızlık’la başlayan mektuplar, bütün mektupların yazıldığı kalemin kendisinden
cevap gelmeyen sevgiliye gönderilmesiyle noktalanıyor.

Mektup türünün farklı imkânlarını ön plana çıkarmaya çalışan şair, sizi aşkın tanıklığına davet ediyor.

12.50 TL (KDV dahil)
Muhsin Önal - Yeni Dünyadan Eski Dünyaya / Tarih
15 Şubat Cuma 2013, 400 sayfa

19. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda Amerikan Misyonerlik Faaliyetleri (Bursa Örneği)

Osmanlı İmparatorluğunun son yüzyılında Anadolu coğrafyasını mesken tutmaya başlayan Protestan misyonerlerin başta Ermeniler olmak üzere gayrimüslüm nüfusa yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulundukları aşikârdır.

Bir başka değişle bugün bile Türk kamuoyunu ve bilim çevrelerini en çok meşgul eden konulardan biri olan azınlıklar meselesinin ortaya çıkmasında Board teşkilatına mensup misyonerlerin katkısı bir hayli fazla olmuştur. Misyonerlerin Türkiye ve Anadolu coğrafyasına yönelik emellerini ortaya koyması açısından Everett P. Wheeler’ın şu sözlerine kulak vermekte yarar vardır: “Biz Türkiye’de Hıristiyanlar ve Hıristiyanlık için okul, hastane açıyoruz, ilaç götürüyoruz. Türkler bizi istemeyebilir ama oranın sahibi Türkler değil ki…” İstanbul’da görevli misyoner Hamlin de Anadolu’daki misyonerlik faaliyetleri konusunda şu sözleri sarfetmiştir: “Türkiye başından sonuna, tüm yerleşim birimleriyle artık Türkiye değildir ve bir daha asla Türkiye olmayacaktır. Hıristiyanlık büyük bir güç ve enerji ile yayılmakta ve sürekli mevzi kazanmaktadır. Şanlı bir geçmişe sahip olmasına rağmen bugün kokuşmuş ve çürümüş bu topraklara şekil verecek ve onu parlak günlerine geri götürecek olan da Hıristiyanlıktır.” Bu sözler misyonerlerin gözüyle işlerin nerelere varacağını göstermesi açısından önemlidir.
Olaya bir bütünün parçası olarak bakıldığında bu durum Bursa için de geçerlidir. Bu çalışmada Amerikalı misyonerlerin Bursa’da yürütmüş oldukları misyonerlik faaliyetlerine teferruatlı olarak değinilmiştir. Çalışmayı önemli kılan asıl unsur ise Bursa istasyonunda teşkilatlanmaya çalışan misyonerlerin faaliyetlerinin örgütün kendi arşiv belgelerinden yararlanarak ortaya konulmuş olmasıdır.

30.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Ziya - Kariye Cami-i Şerifi / Tarih
15 Şubat Cuma 2013, 95 sayfa

İstanbul’un kaybolmaya yüz tutan eserlerine uzanan İhtifalci Mehmed Ziya Bey, yazdığı eserlerle devrini belgeleyen eşsiz bir kültür ve sanat tutkunudur. Onun Ka’riye Cami-i Şerîfi adını taşıyan elinizdeki kitabı, Kariye’nin sanat değerini 1910 yılındaki görünümüyle gözler önüne seren önemli bir araştırmadır. Ömer Zülfe’nin titiz çalışması sonucunda günümüz okuyucusuna sunulan bu çalışma hâlihazırda önemli bir kaynak eser olma vasfını korumaktadır.

22.50 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Bir Kriz Sürecinde Strateji Arayışları / Düşünce
17 Ocak Perşembe 2013, 400 sayfa

Dolayısıyla bizler de modern olmak için kapitalist olmak, modernlikle savaşmak için de kapitalizme karşı çıkmak zorunda olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa belki de modern olmak demek, tam da kapitalizme karşı olmak demektir. Çünkü kapitalizm dünyayı çığırından çıkarıyor, zaman algımızı bile altüst ediyor. Dolayısıyla böylesine çığırından çıkarılmak istenen bir dünyayı savunmak aslında tam da modernlik anlamına geliyor. O nedenle bizler, bir anlamda da içinde bulunduğumuz bu zamanı, “modernliği” üstlenmek ve savunmak durumunda olan kişileriz.

Cumhuriyetin başlangıcında sistem dışı tutulmuş olan Sosyalistler, İslamcılar ve Kürtler de siyasal alana dahil edilerek, siyaset oyunu içerisinde bir yer almışlardır. Bu yerin niteliği ve siyasal katılımın tatminkârlıktan uzaklığı tartışılır elbette.

Bu kitap, genel anlamda Türkiye’deki İslamcılık, sosyalizm, ulusçuluk, demokrasi, Osmanlı ve Cumhuriyet gibi temel sorunsallarımız ve bu sorunsallara sarmallanan “dil” ve “ideoloji” sorununa bir katkı sunmak ve bazı kavramları ve sorunları yeniden tartışmaya açmak umuduyla kaleme alınmıştır. Umulur ki bu, temel dayanağımız olan “iyi niyet”e bir nebze de olsa katkıda bulunur…!

30.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Sessiz Harfler / Öykü
03 Ocak Perşembe 2013, 232 sayfa

Duvarın öte yakasında nelerin kaldığını, hangi acıların, sevinçlerin nasıl bir sessizliğe gömüldüğünü; edebiyatın o diriltici, umut aşılayıcı diliyle yoklamak, sorgulamak, hatırlamak ve hatırlatmak öncelikliydi bizim için. Çünkü sessizlik, nisyan, terk ediliş ancak sanat marifetiyle ‘dil’lendirilebilir. Başta tarih olmak üzere, bilimler elde kalanlar üzerinde çalışırken, sanat/edebiyat belki de daha çok, ele gelmeyenleri ifade edebilmenin peşindedir.
Gittikçe sessizleşen bu dünyayı yeniden seslendirmek için, arkadaşlar altı ay boyunca ciddi bir emek sarf ettiler. ‘Belirlenmiş bir konuda’ yazmanın zorluğunu bilirim. Bu zorluğu göğüsleyip projemize destek veren arkadaşlara müteşekkirim; yüreklerine, kalemlerine sağlık.
Birlikte okumanın, birlikte düşünmenin, birlikte yazmanın bereketine her zaman inandım. Bu sırat başkaca nasıl geçilebilir ki?

CEMAL ŞAKAR

17.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Mağrur Öfke: Necip Fazıl / Biyografi
21 Kasım Cumartesi 2015, 160 sayfa

Cumhuriyet devri İslâmcılığının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen Necip Fazıl, yalnızca düşünce ve sanatıyla değil, aynı zamanda pek çok siyasi tartışmaya zemin hazırlamasından dolayı hâlâ günceldir. Necip Fazıl, Büyük Doğu dergisi ile özdeşleşti ve Büyük Doğu düşüncesi ile ünlendi, çeşitli sıfatlarla övüldü ve yaftalandı ama aslında gerçek boyutlarıyla henüz kritiğe tabi tutulmuş değil.

Kendisiyle hayli hatırası bulunan birisi sıfatıyla Metin Önal Mengüşoğlu, bu zihin açıcı çalışmasında Büyük Doğu idealinin kurucusu, öncüsü, üstadı olan Necip Fazıl'la tanışmasından başlayarak onun şiirine, düşünce dünyasına, öfkesine, siyasi mücadelesine ve Müslümanlık anlayışına odaklanıyor. Çile, İdeolocya Örgüsü, O ve Ben, Bir Adam Yaratmak, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu gibi ünlü, ama aslında okundukça keşfedilen yapıtlarını yorumluyor. Yeni bakışlar, anlayış akrabalıkları ve uzaklıkları üzerinden Üstadı nasıl anlayabileceğimizi gösteriyor. Düşüncenin, edebiyatın ve elbette kavganın ne olduğunu ve ne olmadığını bu metinlerden yola çıkarak kendi üslubuyla sorgularken eğri tutulan adalet terazisini de sorgulatıyor.

“Necip Fazıl, sonuçta hepimiz gibi bir insandır. Elbette arkasında hayırla yâd edeceğimiz birçok güzellik bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Ancak o bir önder, o bir üstat idi. Yığınla eseri ile de hala aramızda yaşamaktadır. Ve adeta bizimle konuşmayı sürdürmektedir. Eserleri üzerinden onu okumaya, anlamaya bir bakıma mecburuz. Çünkü o da bizim geçmişimizdir. Üstelik alelade, sıradan bir tip değil adeta bir rol modeldir.”

14.50 TL (KDV dahil)
Mehmet Özay - Arakan Müslümanları / Araştırma
03 Ocak Perşembe 2013, 96 sayfa

Merkezi hükümette çoğunluğu oluşturan Burma Budistlerinin neden Arakan etnisitesini onlarca yıldır ülkeye ve ülke halkına yabancılaştırma çabası içinde oldukları; bunda Müslüman olmalarının rolü ile İngiliz sömürgeciliği döneminde geliştirilen siyasetin bugüne yansımaları; özgürlük mücadelesinde devletin kurucu babası rolündeki Aung San’ın etnik unsurlarla hangi bağlamlarda ilişkiler geliştirdiği ve bunda Müslümanların yeri ve devletin temellerini kurarken bunun nasıl bir işlevsellik kazandığı; San’ın katledilmesinin ardından komünizmle, bu toprakların antropolojik bir gerçekliği olan Budizmle de eklemlenen mutlak Burma milliyetçiliğinin ülkenin diğer asli, ancak minor etnik unsurları üzerindeki baskı araçları vb. sorular, sorunlar üzerinde durmadan, araştırmadan, anlamadan, tartışmadan ve de nihayetinde politika geliştirmeden bugün Arakanlı Müslümanların karşı karşıya oldukları sorunla ne yüzleşmek mümkün ne de çokça arzu edilmesine rağmen çözüm bulmak...

11.00 TL (KDV dahil)
Mustafa Muharrem - Dikkat Köpük / Şiir
03 Ocak Perşembe 2013, 64 sayfa

Belki bizle öpüşen ırmak
menekşeyle zehirlemiştir mesafeleri
tenimizden az evvel
bazı felsefe kesilir bacaklarımız yine de
Bu yüzden piyano
kirpiklerimizden yoksun şehirlere saklar gazabını
ve papatyaların duasını duymadan
koşmaz bindiğimiz at

10.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Pencere'DEN / Roman
10 Şubat Cuma 2017, 207 sayfa

Kendisinden başka hiç kimseyi, kendi kemiklerinden başka hiçbir şeyi kıramayan Ayhan’ın hikayesi Güray Süngü’nün sıra dışı üslubuyla okurlarını yalnızlık ve incelik üzerine düşünmeye davet ediyor.

Siz de okudunuz mu üniversitede. Benim en zorlu dönemecimdi belki orası, hiç dönemediğim bütün hepsi içinde. Orayı da dönemedim de dönmüş gibi yaptım. Diplomada sadece mezuniyet derecesinin yazması ne hoş değil mi, beş senenin özeti niyetine. Etrafımdakiler çocuk olmadığı ve çocuk safiyetine sahip olmadığı için ve ben de çocuk olmadığım ve her şeye rağmen çocuk safiyetine sahip olmadığım için tam anlamıyla korkunç yıllardı diyebilirim. Bu kadar çok var olup da görünmez olunabilecek başka bir zemin var mıdır sizce? Numaralarla fişlenip, öğrenci numarası, sınıf numarası, sınav numarası, grup numarası, tez numarası, bu kadar çok gizli kalabilmek, yokmuş gibi yaşayabilmek, binlerceden bir tane olup binlerceyi oluşturan binlerce bir değilmiş gibi olabilmek. Anlatmazsam kızmazsınız değil mi, ama üzerinize alınmayın lütfen, tamamen benimle ilgili bir mesele, yoksa size anlatmaz mıyım hiç, insanın aklı tamamen başındayken çektiği gerçek acıyı tarif edebilecek kelimeleri bulamamaktan korkuyorum da. Üzgünüm, isterseniz çok özel bulduğunuz detayları siz de anmayın. Görüyorsunuz ya insan kendisine karşı bile yabancılıktan kurtulamıyor kimi zaman. Öyle bir zaman…


17.00 TL (KDV dahil)
Ahmet Sait Akçay - Bellekteki Huriler / Eleştiri
15 Kasım Perşembe 2012, 144 sayfa

Ahmet Sait Akçay, son zamanlarda iyice belirgin hale gelen İslamcı popüler kültür üzerine çok güzel bir inceleme yapmış.
Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi

Ahmet Sait Akçay'ı benzerine az rastlanan bu incelemesinden dolayı bize yalnız kutlamak kalıyor. Popüler kültüre özel ilgi gösterenler için de çok önemli bir ürün bu.
Orhan Kahyaoğlu, Radikal Kitap

Dini propagandanın, idealize edilmiş yaşamların ve özeleştirinin aracı olarak romanın kullanıldığını düşündüğünüzde bu tarz bir incelemenin çok önemli veriler sunduğunu kabul edersiniz.
İhsan Yılmaz, Hürriyet Gazetesi

Ahmet Sait Akçay’ın bu kitabı, hakkında yeteri kadar araştırma yapılmamış bir alanı konu edindiği için bir davet niteliği de taşıyor.
Suavi Kemal Yazgıç, Virgül Dergisi

Bellekteki Huriler, Siyasal İslam’ın bir sonucu olarak ortaya çıkan “hidayet romanları”nın işlevselliğini eleştirel bakış açısıyla sunuyor. Hidayet romanlarının dönemsel bir bilinci yansıttığına dikkat çeken Ahmet Sait Akçay, çalışmasında Müslümanların yakın dönemdeki dönüşümlerinin popüler kültürdeki yansımalarına dikkat çekiyor.

14.50 TL (KDV dahil)
Ali Emre - Yeryüzüne Dağılan / Şiir
15 Kasım Perşembe 2012, 88 sayfa

Mutlu ölüm yoktur o yüzden gövdeyi sağır eden bir kin varsa
Geyiklerden, yılışık konçertolardan, borsalardan kaçıp
Ekmeği tuzla tartmaya alışmışsa insan
Birikmişse kırbasında sözün öfkesi
Gidip o mübarek kana dokunmak ister
O çocuklara, o babalara bakmak ister Tanrının avlularından.
Bir rövanş bekler, yeni bir raunt, bir yekinme daha
Puştluğun ümüğüne basmak ister
Yezitliğin kuyruğuna.

Tükendi.
Bünyamin K. - Dün Biriktiren / Şiir
15 Kasım Perşembe 2012, 200 sayfa

kovulduğum yere gene vardım dikildim yanına
gösterdim
çarşıdaki heykelin cepleri neyle dolu. aç ve gör
cepleri öptüğün yağmurla dolu
görsünler cilaları nasıl canlı neden güzel
büsbütün hareketli ve alnı neden sıcak
görsünler çarşıdaki heykelin kalbî kalbi var hem yağmur dolu
çınarlardaki konuşkan kuşların da çok belli kalbi
otomobiller nefes tutuyor
görsün kan meraklıları neden buradayım
dalları bükük bir maki gibi
adını bile bilmeyen bir hayvan gibi
hâlâ buradayım


17.00 TL (KDV dahil)
Şahan Çoker - Hüzün Entarisi / Şiir
15 Kasım Perşembe 2012, 150 sayfa

Hiçbir şair şiirinden geri kalmak istemez. Bu doğrudur da, kendi gibi şiir yazan şair çok azdır. Şahan Çoker, kendi gibi şiir yazan ender şairlerden. Hem de en delikanlısından…
Sevgili Şahan Çoker, veda nerede kaldı, başlangıç nerede? Arafta bıraktın bizi. Biliyorum o karanlık dizelerin ışığa sımsıkı yapışmıştır ama bu çarpışmaya henüz hazır değildim. Okudum seni, hazır olmam gerekiyormuş.
Ey dikbaşlı melankoli, ey Hüzün Entarisi, ey Şahan Çoker bir şey itiraf edebilir miyim: Bana ve benim gibilere acıma! Kanatıncaya kadar yaz.
Cezmi Ersöz

Şair, hem de şiirine Şahan,
Hayatın yanağına “anarşist bir öpücük” konduran ve bize mısra mısra yalnızlığın sokaklarını dolandıran adam.
Asi ve devrimci sesi, içli taşra şarkılarını andıran; ekmeği de suyu da çayı da hüzne bandıran adam.
Rüyası berrak bir iman, dünyası gam üstüne gam.
“İçimizdeki şiir söyleyen çocuk” hiç susmasın diye bütün çocuklar için şiirle selama duran adam.
Ne zaman dinleseniz onu, ya da okusanız bir şiirini karanlık dağılır, yüreğinize bir aydınlık çöker.
Şair, dost, arkadaş, Şahan Çoker.
Sıtkı Caney


Albüm Bilgileri
Albüm Yönetmeni: Şeref İzgü
Şiirler: Şahan Çoker
Müzikler: Şeref İzgü
Düzenlemeler: Şeref İzgü - Hakan Saran
Kayıt Yeri: Stüdyo Kartal
Kayıtlar: Hakan Saran-Kartal Doğrul
Mix.-Mastering-Editing: Hakan Saran
Şiir Seslendirme: Şahan Çoker
Solistler: Şeref İzgü - Seher Akkaş
Vokaller: Duygu Öner - Gözünde Gül Saklayanların, En Güzel Sonbaharda Ağlanır, Kör Bir Kadındır Gece
Yağızhan Öner: En Güzel Sonbaharda Ağlanır
Şeref İzgü: Bir İhtimal Daha Yok, Kör Bir Kadındır Gece
Tanbur: Sami Büyüköztekir,
Kanun: Mehmet Dönmez,
Klarnet: Tolga Akşit: Bütün Trenler Ayrılığa Gider, Sen Bu Akşamları Bilmezsin
Kabak Kemane: Özgür Çelik
Bütün Trenler Ayrılığa Gider, Gözüne Sürecek Kadar Mavi
Elektrik Gitar: Murat Danabaş,
Can Tekin Alp: En Güzel Sonbaharda Ağlanır, Ceplerim Kötü Şiirlerle Dolu
Piyano: Şeref İzgü
Müzik Danışmanı: Kemal Aydın
17.00 TL (KDV dahil)
Davut Özgül - Bir İnsan Biriktirdim / Anı
22 Ekim Pazartesi 2012, 291 sayfa

Bir gönül adamının penceresinden görünen dünya. Çilenin, mücadelenin, hayat kavgasının, bilmeye duyulan açlığın, kitapların, güzel dostların, sonsuz sohbetlerin, vefanın, ahlakın hayata asıl değerini kazandıran birer cevher olduğunun ispatı bir ömür. Davut Özgül, Bir İnsan Biriktirdim isimli hatıratında okurlarını derin bir hayat tecrübesine tanıklığa çağırıyor.

Alusi 1851’de Bağdat’tan İstanbul’a geldikten sonra Çengelköy’den İstanbul’a bakarak; “Gözlerimizin dudakları İstanbul’un yanaklarını öptü,” der. Fatih’in gölgesinde sayeban olduğu çınarın yanı başındaki Hamdullahpaşa Camiinde Davut Hocam günde beş vakit Davudi sesiyle Çengelköylülerin gönül dudaklarını Hicaz toprağının yanaklarına değdirdi. Rabbim bu peygamber varisini biz cemaatine bağışlasın ve her dem Çengelköy’den kanatlanan gönül kuşlarımıza Kabe’yi tavaftan sonra Medine’nin yeşil kubbesinin eteklerini öpmeyi nasip etsin. (Amin)
Ümit Meriç

İstanbul gibi bir yerde duvara dayanırken bile tedbirli olmak lazım geldiğini söylerler; Davut Hoca’yı, “Emînlik” mevzu bahis olunca duvara değil, başında pâre pâre dumanı ile yüce bir dağa benzetmek daha isabetli olacaktır: Onun biriktirdiği türden insanlar hiç eksilmesin iklimimizden.
Ahmet Turan Alkan

Biz onu kendi halinde bir “hoca” olarak görürken, meğer o kendi derdindeymiş, kendi derdiyleymiş. Hoca kamuflajını kullanarak, başka yerlerde ‘görünmez’ olmuş, rahat rahat zevklerinin peşinden gitmiş. Zevk edindiği o kadim dertlerin... Bu yüzdendir ki, o bir şey anlatırsa dinlerim, bir şey yazarsa okurum, bir yere çağırırsa giderim, bekle derse beklerim...
İbrahim Paşalı

‘Bir’e varma yolunda ‘binbir’ insan biriktiren, Çengelköyümüzün Davut Hocası bu hatıratla; öncesizlik ve sonrasızlık kubbesine bir kandil asmıştır. Biliniz ki, görünen yazılarının ardında, gönlünde binbir ‘Eyyyvallah’ gizlidir.
Beyza Güdücü Belgesel Yapımcısı

Davut Özgül diliyle, has kelâmı; eliyle, has hayalleri biçimlendiren adamdır. İyi kitapların kâşifi olduğu bilinir de onun, ellerini umutlarıyla yarıştırdığı fazla bilinmez. Konuştukça genişleyen tebessümlerinde muhataplarına çınar serinliği yaşatması, gönlünde nişanladığı renklerden bir yansımadır oysaki. Ah o renkler… Susuzluktan yarılmış topraklardan devşirilip, Torosların ayazında çeliklenerek, Boğaz’ın maviliğine serilmiş renkler… Yokluğun, acının, hüznün ve hiç bitmeyen umudun renkleri… “Davut Özgül kimdir?” diye sormayınız artık; Davut Özgül o renklerin kendisi. Elinizdeki kitapsa bunun belgesi…
Ömer Lekesiz

Davut Hoca deyince aklıma geçmişten geleceğe bir köprü, kültürlerin kesiştiği, yolların buluştuğu, yüreklerin birleştiği kadim bir dost, candan bir arkadaş, ailemden diyebileceğim yakınlıkta, geniş yürekli, engin ufuklu, adalet ve merhamet rezervi yüksek bir adam geliyor.
Turgay Aldemir Anadolu Platformu Başkanı

Kaht-ı ricalin kahredici sonuçlarına katlanmaya çalıştığımız bir zaman diliminde, hayatın cevr-u cefasını tebessümle selamlayan insanlık müstesnası nadide kişilik… Sahilin kıyılarında bir insanlık madeni… Naif ve narin yürek… Bir çınar adam… Bir liman insan… Yani Davut Özgül. Bize söyleyecekleri var. Kulak verelim. Rabbim kalemine ve kalbine uzun ömürler versin güzel dost…
Ramazan Kayan

Davut Hocayla tanışmam I. İstanbul trienalinde sergilediği bir tarağın üzerimdeki etkisiyle gerçekleşti. İnce duyarlılıkların, hasbî ilişkilerin adamı. Böyle bir cami imamını tanımak İslam’ın ince ayarlarda, dile gelmez ayrıntılarda gizli olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor. İslam’ın nasıl yaşanması gerektiğine dair yeterince söz üretildi. Sözün vücut bulması ise her şeyden daha kıymetli. Davut Hocamız “işte insan!” nidasının karşılığı olarak yer etmiştir zihnimizde.
Yıldız Ramazanoğlu

Kitapların da bir kaderi vardır.
Halil Bingöl Sahaf


21.50 TL (KDV dahil)
Ahmet Sait Akçay - Cape Town Öyküleri / Öykü
01 Ekim Pazartesi 2012, 70 sayfa

Renklerin siyasetinden kültürel ırkçılığa farklılıkların gerginliklerini şehrin renkli görüntülerinde yansıtan Ahmet Sait Akçay, Cape Town’da görünmeyeni, öteki olanı öykülerine taşıyor. Siyahlık, beyazlık, melezlik ya da “öteki” olmanın anlamını sorgulayan öyküler, kurmacanın, deneyselliğin ve biçimselliğin de çarpıcı örnekleri.
Cape Town Öyküleri, öteki coğrafyanın tedirgin, kırılgan yapısına tekinsiz bir gezinti.

11.00 TL (KDV dahil)
Mesut Doğan - Çin Kadar Uzak Can Kadar Yakın Şehirler / Gezi
01 Ekim Pazartesi 2012, 268 sayfa

Mesut Doğan, edebiyata şiirle başladı. Kendi çizgisinde başarılı ürünlere imza attı. Daha sonra nesre yöneldi. İyi de yaptı. Şair dikkati ve duyarlılığı ile yazdığı denemeler son derece ilgiyle okunan metinlerdi. Şimdi, bu ustalığını gezi yazılarıyla gösteriyor. Yurt içinde ve yurt dışında görme imkânı bulduğu şehirleri sadece bir gözlemci tutumla değil yine sanatsal bir duyarlık ve iyi işlenmiş bir dille bize anlatıyor. Bu tutumu neticesinde zevkle okunan bir kitapla çıkıyor okuyucusunun karşısına. Kitabı okurken hem gezip görmediğimiz yerleri bir şairin gözü ve gönlüyle tanıyoruz hem de onun seyahate yüklediği metafizik anlamla zihin ve gönül dünyamızda yeni ufuklar açılıyor.
Mustafa Özçelik
Hayatı, yeryüzünü, insanı; insan, mekân ve zaman coğrafyasını şiirin “basiret” penceresinden görebilen bir şairin, nesrin sükûnetli sularında yaptığı geziye katılmak, onun sözcükleri ile yeniden var ederek yeni anlamlar ve çağrışımlar kazandırdığı şehirlerde gezinmek “marifet” arttırıcı geliyor bana. Mesut Doğan’ın maharetli kalemi ile hem bir anlatı ziyafeti, hem de tecessüs okyanusunda gezintiye çıkma keyfi yaşanıyor. İyi de oluyor.
Mürsel Sönmez

20.50 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Mürekkep / Öykü
01 Ekim Pazartesi 2012, 99 sayfa


Camın ortasındaki bize kışkırtılarak gösterilen ve aslını görmek istemediğimiz acının, diri gerçekliğin öfkeli satırları. İçimize eğen, içimizi kanatan, yakan Türkiye ve İslam coğrafyası fotoğrafları. Üstelik Türk öykücülüğünü modernist-postmodernist hizadan yapı olarak kaydıran yeni ve zorlu biçimler içinde şaşırtıcı. Hızlı efektlerle bilincin ve gerçekliğin patlamasına bağlanıp simülasyona girmeme kararında bir biçim. “Keşke bu son olsaydı ey sevgili okur!” diyen öyküler, kılıç, hançer, bıçak, yangın, bomba imgelerine yaslandığı kadar dile de anlattığının dehşetengiz suretiyle yeni yükler getiriyor.

11.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Yerler Mühürlendi / Roman
01 Ekim Pazartesi 2012, 287 sayfa

Hızlı bir değişim sürecine maruz kalan bireylerin direnmek yerine kendilerini akışa bırakmalarının romanı aynı zamanda. Bir günü anlatan tüm romanlarda olduğu gibi hem ayrıntılarla hem de geriye doğru kırılmalarla dolu. Mütevekkil insanların yaşadığı Yukarışehir üzerinden Türkiye modernleşmesini ve bunun meydana getirdiği sancıları ana izlek edinen romanda Türkler, Ermeniler, Kürtler, Zazalar, Dersim İsyanı, sahih din anlayışı, hurafeler ve milliyetçileşme süreçleri anlatılıyor. Said Ağa’dan Varojan Usta’ya, Nurettin Bey’den kızı Rukiye Hanım’a, Bedriye öğretmenden Fethiye Hanım’a, Ali Fistan’dan Mamo’ya, Topal Hoca’dan Gâvur Bekir’e roman karakterleri olarak karşımıza çıkan bireyler modernleşmenin getirdiği sancıları gösteriyor. Halkın devlet karşısında hissettiği iliklerine işleyen geleneksel korkuyu pekiştiren resmi öğretinin meydana getirdiği trajediyi anlamak için mutlaka okunması gereken bir roman Yerler Mühürlendi.

21.50 TL (KDV dahil)
Özlem Kılıç - Bab-ı Ali’nin Dikenleri / Söyleşi
13 Eylül Perşembe 2012, 191 sayfa

Mayınlı arazinin ardından, dikenli tellerle çevrili bölgeye ulaşmaktan başka bir şey değildi, basın mensuplarının yolculuğu. Haberi yakalayıp halka sunmaktan, söyleyecek sözü olanların kitlelere ulaşabilmesine kadar uzun bir maraton koşusu. Darbelerden sansüre, işsizlikten ayak oyunlarına, boğaz tokluğuna çalışmaktan kurtuluşa uzanan soluksuz, gecesi gündüzü belli olmayan bir macera.

Ve yılların içinden geçerek bu macerada kalmayı başaran her bir basın mensubu diğerlerinin de geçtiği mayınlı yolu yürüdü, dikenli telleri kesip bugüne geldi. Ama yarınlarının garantisi hiç bir zaman olmadı. İşsizliğin, çaresizliğin dehlizlerinden çıkıp, Bab-ı Ali’nin Bizans oyunlarının gölgesinde kendi ışıklarını var ettiler. Ve basın özgürlüğünün sıkça tartışılır hale geldiği bugünlerde; Türkiye’nin önemli köşe yazarları ve gazetecileri kendi tehlikeli maratonlarını ilk kez iç dünyalarının da kapılarını açarak anlattı...

CAN ATAKLI - BEKİR COŞKUN - AHU ÖZYURT - MEHMET ALTAN - TUFAN TÜRENÇ - EMİN ÇÖLAŞAN - AYŞENUR ARSLAN - NAZLI ILICAK - ABDURRAHMAN DİLİPAK - ERDAL GÜVEN - MEHMET ALİ BİRAND - CÜNEYT ÜLSEVER - MEHMET BARLAS - AHMET KEKEÇ - ERTUĞRUL MAVİOĞLU - NURAY MERT

15.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Edebiyat, İdeoloji ve Poetika / Eleştiri
03 Eylül Pazartesi 2012, 267 sayfa

Aslında anlamsal olarak birbirlerine oldukça yakın olan bu kavramların (edebiyat, ideoloji ve poetika) arasındaki mesafeleri ölçmek, hiç de kolay değil. Bir edebiyat eserinin, dahası sanatsal/estetik bir yaratıcılığın ideolojiden bütünüyle arındırılması gerektiğine dair o nahif saflık arayışıyla (“sanat sanat içindir” gibi), tüm insani edimlerin ideolojik olduğunu savunan siyasal kararcılığın (“kişisel olan her şey siyasidir” gibi) arasındaki salınımlar içerisinde doğru bir minvali bulmanın zorluğudur karşımızda olan. Bu kitap da işte hayatımızın anlamını teşkil eden bu temel sorunları farklı açılardan tartışmaya açmakta ve sorgulamakta.

20.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Hiçbir Şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi / Öykü
18 Haziran Çarşamba 2014, 124 sayfa

Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi, Deli Gömleği ile romanlarının ardından öyküleriyle de kendine ait bir okur kitlesi oluşturan Güray Süngü’nün ikinci öykü kitabı. Güray Süngü bu kitabında modern zamanlara dair öyküler kurguluyor. Kendi içinin dehlizlerinde kaybolan insanları anlatıyor. Aklın ve kalbin çıkmaz sokaklarında dolaşan bu insanların öykülerinin kim için ne ifade edeceğini, zaman gösterecek.

Biliyorum bundan sonrasını.
Acısının sebebi hayata yenik düşecek ve unutulup gidecek ama içindeki ağıl acı hep kalacak orada, kalbinin tam ortasında ve yüzünde, en anlamlı bakışında.
Bu yüzden belki meczup ya da hasta diyecekler ona.
Acısı dinsin diye ilaçlar verecekler.
Ama dinmeyecek acı.
Sadece ilaçların ve zamanın etkisiyle geçmiş gibi yaparak yaşama yetisi kazandıracak ruhuna.
Hayat böyle sürecek bundan sonra.

13.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Ben Asyalı Bir Ozan / Şiir
03 Eylül Pazartesi 2012, 134 sayfa

Benim tarihim orda başlar
Hiç okşanmamış yanağında bir çocuğun
Ve yama üstüne yamalar konmuş
Babamın ceketinden bozulan pantolonun

Benim tarihimde bekçiler
Belleri yere gelmemiş ejderhalardır
Suratımda polisler, faytoncular
Coplar ve kamçılar ve aşklar vardır

Analı babalı büyümüş, yetim
Arkadaşlarım oldu çarşılarda
Kavgalarım ve yenilgilerim oldu
Ama uşaklığım dönemlerim olmadı

13.50 TL (KDV dahil)
Hakan Arslanbenzer - Neo-Epik Şiir / Eleştiri
03 Eylül Pazartesi 2012, 395 sayfa

Çevremizde bir yığın memur, kasabalı, aylak adam, tüccar veya okumuş var; fakat bunların ya kaba anlamda halktan insanlar ya da melodram kahramanı taslakları olduğunu görüyoruz. Düşünelim: Son kahraman kimdi? Soralım: En son hangi tarihte belli bir olay, kahramanı, şairi ve halkı kaynaştırıp tek sesle konuşturdu? Ve devam edelim: Bugünün kahramanları kimlerdir? Bu günün olayı ne mahiyettedir? Bugün için üste çıkmış bir şiirden ya da ayak seslerini duyuran bir halktan bahsedemeyişimizin arkasında bu sorulara olumlu cevap yetiştiremeyişimiz vardır. Halk fasit, şair suspus, kahraman kaybolmuştur. Anlattığımız ölümcül barış durumu sebebiyle, dünya şiirinde ciddi anlamda epik eserler verilemediği ortada, verilebileceği şüpheli. Katışıksız bir epik şiir beklemiyoruz zaten. Yine de biz üstümüze bir vazife düşürerek, epik şiirin hasılasını almak mümkün olmasa da, zaman içinde bu tarz şiirin ne çeşit unsurlarla katışarak bir şekle geldiğini ve damarlarını bugüne nasıl fırlattığını işlemeye uğraşacağız.

28.50 TL (KDV dahil)
Mehmet Harmancı - Davul Tozu Minare Gölgesi / Anlatı
03 Eylül Pazartesi 2012, 96 sayfa

Sınırları ve cetvelleri ve işgalcileri ve hainleri bilen değil sezen,
gören değil hisseden, aşkını da nefretini de bileyen bir yüreğin
imanı…
Kumandanı olduğu kalenin burçlarında elinde kılıç uzaklara dalıp
giden, fetih nedir bilen bir uç beyinin duasıdır içimde uğuldayan.
Yedi yiğit doğurup yedisini de şehit vermiş bir ananın yüzündeki
gülüş, yüreğindeki ateştir içimde yanan.
Atları çalınmış, kılıçları gömülmüş, hayatın ortasında yapayalnız,
anlamsız bırakılmış süvarileriz biz.
Biliyor, söyleyemiyoruz. Duyuyor, aktaramıyoruz. Anlıyor,
anlatamıyoruz. Ağlıyor, ağlatamıyoruz.
İçimizdeki acı bundan!

Duy sesini arzın çivilerini sökecek kerpetenlerin.
Dinle!
Mutlaka gerçekleşecek olanın gittikçe büyüyen çığlığını.
Gök yarılmadan, yıldızlar dökülmeden gökyüzünden karanlıklar
içindeki ışığa iman et.
Her şeyin dayandığı şeye dayandır umutlarını.

11.00 TL (KDV dahil)
Fadime Özkan - Deneme Bir İki / Deneme
03 Eylül Pazartesi 2012, 207 sayfa

Medyadan sokaktaki insana, Filistin’den Irak’a, Amerikan yerlilerinden İstanbul’daki seyyar satıcılara bir gazeteci yazarın hayata bakışı.

İsyanları intihara yakın, çünkü ‘kendini imha’ iması taşıyor. Yaşadıkları sokakları, kullandıkları arabaları ateşe veriyor bu çocuklar. Başka türlü fark edilmeyen varlıklarını görünür kılmaya çalışıyorlar. İçinden çıkamadıkları çemberi tutuşturarak kendilerine reva görülen hayatın yaşanmaz, bahşedilen yaşam alanlarının çekilmez olduğunu alevden bir çığlıkla duyuruyorlar. Bakın buradayız diyorlar, buradayız ve hiç memnun değiliz.

17.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - İlhan Berk'in Haşeması / Deneme
01 Ağustos Çarşamba 2012, 200 sayfa

Amacımız söz konusu alan içinde kendisini sorumlu görenlere yardım sunmak olduğuna göre, bu çerçeve içindeki temel bilgi unsurlarına yönelmek birinci işimiz olsa gerek. Böylece belki de, “Ben yaptım oldu”, “Zar attım, tuttu”, “Keşfettim”, “İşaret ettim”, “Piyasaya sürdüm”, “Dergimizi sattı, öyleyse değerlidir.” gibi hiçbir edebî ve estetik değeri olmayan gerekçelerle hüküm veren “eleştiri uzmanları”nın önünü almak, ayrıca, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, dış kaynaklı, öykünmeci, yapay, sırt kaşımacı, kısacası yukarıda da örneklendirdiğimiz hastalıklı tenkid anlayışına parmak basmak için söylediği “Tenkit, münekkitsiz geldi.” cümlesinin müsebbiplerini saf dışı bırakmak konusunda bir şansımız doğacaktır.
Evet, önceliğimiz şiire değil, tenkide...

17.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Gâvur Kayırıcılar / Öykü
01 Ağustos Çarşamba 2012, 126 sayfa

Köylerde, kasabalarda ve kalabalık caddelerde yaşayan, umut eden ve birbirleriyle konuşan öykü karakterleri, söyledikleri, sakladıkları ve itiraflarıyla bir ülkenin dönemeçlerini, geçirdiği evreleri işaret ederken, yaşayışa ve inanca dair sarsıcı sorular sormaya da kapı aralıyor.
Bunun her ne kadar yakın komşumun sıhhatine zararlı olduğunu biliyorsam da hatta zaman zaman bu yüzden onu uykusunda kesik ve tıkanık öksürüklerle sarsıyorsam da, ağabeyimden aşırdığım kullanılmış sigaraları içerek, tek birşeyler yapmaya eğilimli olanın ben olduğumu ispat etmek istiyorum yine de. Ne yaparsınız, bir durumu, tekrarlamaya alışmamışım, mutlaka bozmalıyım, tabiatım budur.

13.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Aycı - Sonrası Şimendifer / Deneme
01 Ağustos Çarşamba 2012, 142 sayfa

Bu kitap bu ülkenin önü kesilen sanayisi hakkında, ama yalnızca o kadar değil. Mehmet Aycı tren penceresinden bir ülkeye bakıyor, gördükleri bu kitapta, ama yalnızca o kadar değil…
Ey okuyucu, bu yazıyı kaçıncı vagonda seyahat ederken okuyorsun? Yüz yıl sonra sen de olmayacaksın, emniyet içinde seyahat ettiğin bu trenin bu vagonu da olmayacak lakin bu yazı dünya edebiyatında emekli vagonlar hakkında yazılmış tek yazı olarak kalacak… Haberin olsun…

14.50 TL (KDV dahil)
Akif Hasan Kaya - Islak Kibritler / Öykü
01 Ağustos Çarşamba 2012, 136 sayfa


Islak Kibritler, insanın yaşam serüvenindeki yerini tartışmaya açıyor. İnsanın asli meselelerini öyküye konu eden Akif Hasan Kaya, yok sayılan ve görmezden gelinen acıları işaret ediyor. Islak Kibritler, insani duyarlılığın en uç örneklerinden oluşan bir öykü kitabı.
Elimde bir avuç kum…
Duydum. Yakalanmış. Uluslararası Savaş Suçları mahkemesinde yargılanacakmış. Sevindim mi? Bilmiyorum! Acılar, kalbimi taşlaştırmış galiba.
Bir avuç kumu kaç gün tutabilirsiniz elinizde… Her kum taneciği bir can taşısa… Dehşetin büyüttüğü kin, nefret… Aynalarda gördüğüm ben değilim!
Önümde, etiketinde babamın adı yazılı bir çuval. Nasıl kendim kalabilirdim ki?

13.50 TL (KDV dahil)
Şeyma Yol Kara - Taşlar ve Küller / Roman
01 Ağustos Çarşamba 2012, 285 sayfa

Ortaköy Camii’nin zarif minarelerinden yükselen ezan sesiyle başlayıp, ezanı gözleri kapalı dinleyen Başak’ın, derin bir uykuya dalışıyla biten, belki bitmeyen, daha çok anlatılacak olan bu soluk kesici hikâyesi için Şeyma Yol Kara’ya şükran borçluyuz.
Geleneğin içinden nasıl zengin bir çağdaş anlatı çıkarılabileceğinin, yalın, aynı zamanda o sadelik içerisinde zenginleşen bir örneği Taşlar ve Küller. Taş ve kül de dâhil olmak üzere, neredeyse bütün özel isimler birer mecaz olarak, bu insanı kendi derinliğine çeken öyküde yerini almış görünüyor. Yazar, bizi bir insan sıcağının içine atarken, kahramanın kalbini küt küt attıran, ‘aşk, bazen devasız bir beladır. Bazen de can veren bir hayat,’ sözüyle karşılaştırıyor.
Bir solukta okuduğum hikâye bittiğinde benim ise gönlümün ücra bir yerinde, ‘aşk, kavuşma arzusuyla sürekli yanmaktır,’ sözü duruyordu…

Sadık Yalsızuçanlar

21.00 TL (KDV dahil)
Dilaver Demirağ - ANARŞİZM - Unutulmuş Olanı Hatırlamak / Düşünce
20 Haziran Çarşamba 2012, 408 sayfa

Yaşadığımız yüzyıl yeni bir anarşist canlanmanın yaşandığı bir yüzyıl oldu. Anarşinin isyan ateşi Yunanistan sokaklarını alevler içinde bırakırken Latin Amerika kıtasından yükselen bir başka anarşi dalgası ise uzun soluklu bir devrimin ilk adımları niteliğinde. İngiltere’de ise başka türlü bir Anarşizm, anarşist saflarda dalgalanmalara yol açtı. Müslüman Anarşizm adı verilen ve batıdaki en alttakiler listesinde ilk sıralarda bulunan ırkçı şiddete maruz kalan Müslüman göçmenlerin kendi anlam dünyalarından çıkan bir Anarşizm.
Türkiye’de bu kapsamda ilk çalışma olan bu kitap, Anarşist canlanmaya selam niteliğinde, Kitap, bir yandan Anarşizmin tarihi içinde özellikle telif çalışmalarda hiç değinilmemiş Tek tanrılı dinlerdeki Anarşi ırmağının yatağının izini sürerken, diğer yanda bir karabasan ayini gibi ortaya çıkan pan-kapitalist, yahut tekno-kapitalist toplumlardaki totaliter cehennemi ele alıyor. Batı ülkelerinde içe çöken bireycilik nedeni ile Anarşist canlanmanın zorluklarına dikkat çekerken, diğer yandan da İslam’la Anarşi Irmağının bileşiminden çıkan yerli bir anarşizmin imkânlarını araştırıyor.
Hem yaşadığımız yüzyılın Anarşist bir anlayışla analizini yapan, hem de batıdaki Anarşizmin sapkın bir Hıristiyanlık anlayışının seküler türevi olduğunu belirterek Anarşistlere neyi unuttuklarını bir anlamda hatırlatan bu kitap, ülkemizde telif olarak yazılmış en kapsamlı çalışma.

30.00 TL (KDV dahil)
Abdurrahman Adıyan - Sündüs Döşeği / Şiir
01 Mayıs Salı 2012, 116 sayfa

Abdurahhman Adıyan’ın şiiri; içine kapanan, karamsar değil, güneşli günlere adanmış mısralar ile umudu vurgulayan bir şiir
İnsanın varoluş çabasında uğradığı duraklar, soluklanmalar ve sonsuza yürüyüş...

Gönül yurdunda dünyanın acısı, sevinci…
İnceden sabır ile işlenmiş şiirler toplamı “Sündüs Döşeği”

Yaşanan hadiselerin şiire incelikle taşındığı hayatın içinden şiirler
Olup bitenler karşısında susmayan bir yürek


çiçekleri bilmem kaç katman aşağılara gömüldü
bu yıl -doksanüç onsekiz temmuz- da
gelinleri duvağa duramadı
güveysiz kaldı rıdvan döşekleri
şimdi böylesi kanla sulanmayaydı
sürmeli gözlerine gayrı sevinç düşmeyeydi
şafaklarını ve akşam alacalarını
yaban dumanları bürümeyeydi
kundakları bebesiz döşekleri sündüs’süz olmayaydı
göğüs kafeslerini çatlatan
eli böğründe anaların feryatları
ne asûmana dek yükseleydi ne de sündüs’de
çakallar kurtlar çığırtkanlar uluyaydı

13.00 TL (KDV dahil)
Arif Ay - Şiirimin Şehirleri (Ciltli) / Şiir
02 Nisan Pazartesi 2012, 96 sayfa

İslam’a başkentlik yapmış şehirler Bağdat’ın acısına ortak edilerek konuşturuldu. Bu konuşma ve sorgulama sürüp gidecek hep.

yalnız bir çığlığım ben
harabe evlerin kaybolmuş anılarında
genç kızların giyemedikleri gelinliklerinde
bombaların paramparça ettiği bebeklerin
bomboş kalan beşiklerinde
yalnız bir çığlığım ben
Bu şiirler Bağdat’ın yakılıp yıkıldığı, işgal edildiği günlerde yazılmaya başlandı ve ‘Bağdat’a Dönen Şiirler’ adıyla yayımlandı.

ben yalnız bir çığlığım
göğümüzü terk eden kuşların kırık kanatlarında
Bağdat’ın ölüm sinmiş sokaklarında
kurban bıçakları gibi keskin acıda
yalnız bir çığlığım ben

18.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Şamil - Kırk Kanatlı Bahçe / Şiir
02 Nisan Pazartesi 2012, 128 sayfa

kaçır beni vahşetinden ağlamam
inan çok âhım var sende bekleyen
yüzün giriyor pencereden
doğuda sabah
siliyor patikadan kör rüzgâr izlerimi
hangi menzilde dursam bahçesi vîran
şiir merhamet diyor şairler isyan

tüllere dokunmaz hüzün ve mâtem
inan çok canım var sende bekleyen
sözün damlıyor her heceden
doğuda öğle
öldürdü bulutların töresini sersefil
hangi rüyâyı görsem sabahı talan
kalbim cinâyet diyor manşetler yalan

daha yeni yuttum göz yağmurunu
inan çok aşkım var sende bekleyen
hüzün düşüyor iskeleden
doğuda akşam
ömrümü topARlasam bir vuslat etmiyorum
hangi âşığa sorsam cevabı hazan
leylâ ihânet diyor mecnûn imtihan

13.00 TL (KDV dahil)
Ümit Zeynep Kayabaş - Saati Geri Aldım / Şiir
02 Nisan Pazartesi 2012, 120 sayfa

Ey sevgili
Yağmur yağdığında
İstanbul’un ıslaklığını
Ayaklarıma dolanan yalnızlığımı
Ve ağzının kıvrımından
Denize akıttığın şiiri seviyorum

Bir damla zemzemin ağırlığında
Yeryüzü yağmurları
Islandıkça
Hacer’in sevgilisini çalıyorum
Hareketsiz kalıyor mizan

-Gökkuşağı ile bağlıyorum gözlerimi
Sevmek göğsümde ölüm esnemesi gibi

Sen yoksun şimdi
Kırık bir gölge ağırlığında
Aykırı duvarlar örüyorum boşluklara
-Beyaza boyuyorum balkonları
Karanfile ayrılıkları

12.50 TL (KDV dahil)
Mehmet Harmancı - Avarakasnak / Anlatı
02 Nisan Pazartesi 2012, 120 sayfa

Tanım ekşi sözlükten:
“tahrik eden ve tahrik edilen kasnak arasında bulunan kayışın
gerilmesini ve bu sayede sürtünme kuvvetini artırarak daha fazla
güç artırılmasını sağlayan mekanizmanın ana parçası. üç kasnağın
bulunduğu bir mekanizmada bir kasnak tahrik edilen, biri tahrik
eden ve sonuncusu bu üçgenden kaçarcasına kayışı geren avara
kasnaktır. nedense halk arasında avare kasnak olarak da söylenir.“
(trajedi, 11.05.2003 22:26)

Cümle içinde kullanalım:
“sokaklarımız işsiz dolu, taşra üniversiteleri avara kasnağa
benzetildi; hareket var, randıman yok.”
(Ahmet Turan Alkan)

Bir de şiirden şahit getirelim:
“Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark
ve durdu muydu bir gün bu kör, avara kasnak
bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
sen de o dünyadansın sınıfın bil safa gel”
(Can Yücel)

12.50 TL (KDV dahil)
Dursun Ali Sazkaya - Farzet ki Dönemedim / Anı
08 Ocak Cuma 2016, 152 sayfa

“Haydi, kendini kanıtla, sorulara cevap ver! Adam olduğunu göster!” Böyle başlar sınav ve kendini kanıtlama savaşı. Geride kendi küçük dünyan, mavi hayallerin, masum çocukluğun, büyükbabandan dinlediğin masalların fantastik dünyası var ama gerçek böyle değildir. Okul çantasına koymamıştır onları annen. Mahalle arkadaşların, büyüklerin, hepsi başka bir kimliğe girmiştir. Güvenlik duvarların, dayanak noktaların geçmişte kalmıştır artık. Şimdi bu büyük ve kutsal öğreticinin sorularına mantıklı cevap vermek zorundasın. Dersten kaçamazsın. Hayatın önündesin, incinme tahtasının dibinde. Komik duruma düşme ihtimali şahdamarını zorlamaktadır. Zavallı bir kedi yavrusu gibi ürkek gözlerle bakarsın etrafına. Biri gelip çaresizliğini toplasın diye beklersin.
***
Soğuk sularda yıkandığım bir şelale inerdi bacaklarından.
Kızlığından üç deniz, gülüşünden yedi cehennem çıkardı.
****
Ve uzandı gölgesine boşluğun; bir eski zaman ağıtını mırıldanarak, ruhunu delip geçen tulumun ağır ezgileriyle. Bir kayanın çatlağından nasıl sızarsa su, öylece sızdı gelin çıkarma havası yüreğine.
Güneş kabuğuna çekilmiş, ay kim bilir ne zaman çıkacaktı bir daha.
Gök gelinlik olup zarif süzülüşlerle yeryüzüne iniyordu. Bütün gelinlik kızlara yetecek kadar beyaz gelinlikler ve çiçekleriyle.
İstisnası yoktu; dünyanın son günü gelecekti elbet.
***
Ve sen küçük kız, bu masal dağlarının hüznünü kaldırmak için henüz çok küçüksün. Her şeyden evvel dünyalarımız ayrı bizim. Bunu şimdi uzandığım yerden anlatmama imkan yok. Anlatsam da dilimden anlamazsın. Senin göğün mavidir, benimkisi kurşuni ve yağmurlu. Senin umutların, yaşanacak günlerin var, benimse ağıtlarım.


14.50 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Kalbim Mühürlenmeden / Söyleşi
09 Nisan Pazartesi 2012, 592 sayfa

Kalbim Mühürlenmeden düşünce ve edebiyat dünyamızın önemli isimlerinden Metin Önal Mengüşoğlu ile yapılan söyleşi ve soruşturma cevaplarını bir araya getiriyor.


Yazarlık yaşamı boyunca ona sorulan sorulara verdiği cevaplar onun dünyasını daha iyi anlamamızı sağlayacak nitelikte. Otuz yılı aşkın bir süre içinde çeşitli yayın organlarına dağılan cevapları bir araya getiren bu kitap aynı zamanda yazarın kendi hayatına, düşünce yapısının nasıl oluştuğuna ilişkin görüşlerini de ortaya koyuyor. Bu yönüyle okurlara hem tanıdık hem de yepyeni bir ‘Asyalı ozan’ sunuyor. Mengüşoğlu’nda az rastlanır bir bireşim doğuran maya, bakıldığında, akleden kalbin marifetleri ile sanata odaklanmanın, yoğunlaşmanın eşit paylar barındırmasıyla biçimini almış, özünü tayin etmiştir. Kitapları, yaşamı, düşünceleri üzerine farklı isimlerin yönelttiği yüzlerce soru ve Metin Önal Mengüşoğlu’nun cevaplarını barındıran bir bütün Kalbim Mühürlenmeden. Yıllardır sadece bir türde değil türler arasılığa dönük bir yazı yolu açan Mengüşoğlu’nu daha yakından tanımak için önemli bir imkân söyleşi ve soruşturma cevapları.

42.00 TL (KDV dahil)
Zafer Acar - Suçsuzluğumu Affet / Roman
01 Mart Perşembe 2012, 424 sayfa

Bugünün dünyasında, bugünün İstanbul’unda aşk, ayrılık, hasret, kin, acı nasıl yaşanırsa öyle yaşanıyor bu romanda. Okurunu hırpalıyor, kanatıyor. Tepkisiz kalamayacağınız büyük bir ilk roman başarısı.

Yokluğunu bile unutmak istediğim gün, gerçekten unutmak istediğim gün, bir diş hekimine gidecek, seni çenemde açtığın o deliğe gömeceğim, “kendi kazdığın kuyuya düştün” diyeceğim, diş hekimine “bu dişi bir anıt mezar gibi yap, orada eski sevgilim yatacak” şeklinde sipariş vereceğim.

28.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Musa ve Yol Arkadaşı / Roman
22 Kasım Salı 2016, 192 sayfa

Musa ve Yol Arkadaşı, uzun bir yolculuğun, insanın yaratıcısına doğru uzanan yoldaki sonsuz yolculuğunun hikayesini anlatıyor bize.

En basitin içindeki mucizeyi görmeye çağırıyor bizi. Mucizevi olanı görmeye direnenleri işaret ediyor. İnsanın içindeki putları kırmayı vaadediyor. Görünenin ardındaki giz, sırların ardındaki hakikat, Musa’nın hikayesiyle görmeye hazır insanlar için açığa çıkıyor.

Onu öldürmüşsün dedi; bir cana karşılık olmaksızın masum bir cana mı kıydın? Gerçekten çok kötü bir iş yaptın. Sükûnetini bozmayan bilge kişi ise Musa`ya, ben sana benimle beraber olmaya katlanamazsın dememiş miydim diye söylenerek yürüyüp uzaklaştı oradan.

17.00 TL (KDV dahil)
Yılmaz Yılmaz - Sabahleyin Bir Tantana / Öykü
01 Mart Perşembe 2012, 112 sayfa

Hayatın içinden öyküler var
Sabahleyin Bir Tantana’da. Yaşayan, nefes alan, tanıdığımız insanlar var. İnsanın içindeki hasletler Yılmaz’ın kurgularıyla bütünleşerek hakiki bir öykü evreni kuruyor.

Nebahat, soframın güneşi! Arabacının oğluna sevdalıymış, bildim. Eridim, günden güne. Gerçi ardında, eteğinde iki çocukla ne sevda kalır geriye ne aşk. Biliyordum bunu; ama içim rahat değildi. Bir punduna getirip, şu yağız şu babayiğit delikanlıyı, arabacıyı, attırmalıydım içeriye.
Bizim dama gönderirlerdi o saat.

12.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - İmge, Gerçeklik ve Kültür / Düşünce
01 Mart Perşembe 2012, 159 sayfa

İmge, Gerçeklik ve Kültür tarihsel olmaktan çıkamayan insanın bu durumunu kabul ederek bugünkü keskin gerçeği üzerine kurulu kışkırtıcı denemelerden oluşuyor.

Bu keskin ve acıtıcı gerçek, Cemal Şakar’ın berrak üslubuyla dört bir yanından aydınlatılıyor. Şakar, çatallanan ve sorunlarla iç içe geçen bu gerçeği anlamak için her türlü bağnazlıktan uzak tutarlı bir imkân sunuyor okura. Merkezdeki probleme, ama tam da bizim olan probleme adım adım yaklaştığımızı duyuyoruz kitabı okurken. Her adım bir kavramlaştırmayla ve yazarın analitik, serinkanlı yaklaşımı eşliğinde atılıyor.
Günümüz kültürüne karşı biçimlenen bu kitapta, imgeden simgeye, kültürel paganlaşmadan yabancılaşmaya bir dizi kavram felsefî boyutundan ziyade yaşayan ve etkin olan boyutuyla inceleniyor. Okur için öncelikli olan tutum, bu kavramların açtıkları yaraların derinine inilme gereği duyulmuş olması. İkinci olarak bir dizi düşünsel çarpıtmanın yakalanıp deşifre edilmesi. Böylelikle bu denemelerde Şakar’ın neşteriyle sağlanan şey, hakikatle insan arasına gerili perdenin yırtılmasıdır.
Yazar genelgeçer hiçbir yargının arkasına saklanma gereği duymadığı gibi, cesurca tam da böylesi yargıların aşınmış anlamlarını sorguluyor. Görünüşte edebiyatın açığında kalan bu kavramlarla uğraşırken yazarın edebiyatçı vasfının kavramları yeniden kurabilmesinde işlevsel olduğuna tanık oluyor okur.
İmge, Gerçeklik ve Kültür’de; İslâmî addedilen kavramlarla kültürel alandaki anlam ataletini sorgulayarak bununla koşullanmış ahlâk, vicdan, gelenek, dünyevîleşme, yerlilik vb. türde tüm kavramların alışılmış içeriğine ölümcül bir darbe vuruyor Şakar.
Modernite ile yüzleşmenin bu kitabın asıl amacı olmadığı söylenebilse bile yer yer örtük yer yer açık biçimde modernite ile hesabını da görüyor Şakar. Çünkü modernite, kitapta çözülmeye, yıpratılmaya çalışılan kavramsal ağın zemini, çeki düzen veren atmosferi ve besleyicisi olarak görülüyor.
Özgürlük kavramının bile özünde bir propaganda oluşu gibi skandal fikirlerle sarsılmak ve büyük oyuna katılmayan yürekli birinin ‘dünyayı yeniden kuralım’ çağrısına kulak vermek isterseniz bu kitap birebir.

15.00 TL (KDV dahil)
Ahmet Örs - İlim Yayma'nın Penceresi / Anı
01 Mart Perşembe 2012, 120 sayfa

İlim Yayma’nın Penceresi, geçmişe, ağırlıklı olarak doksanlı yılların İslamî hafızasına odaklanan bir kitap.

“Anlamak için mutlaka hatırlamak gerekir” yaklaşımıyla kaleme alınan kitabın metinleri
hatıra-deneme arasında bir türe dahil edilebilir. Vefa’daki İlim Yayma Vakfı Yüksek Tahsil Talebe Yurdu’nda kalan bir öğrencinin değişim ve dönüşümünü, dönemin siyasî, İslamî ve kültürel fotoğraflarını insanî olanı da ihmal etmeden göstermeye çalışan kitap, yaşanıp gözlemlenenlerin muhasebe edilebilmesini sağlayacak hususları da içinde barındırıyor. Tümüyle hatırlama ile tümüyle unutmanın ötesinde eleştirel bir bakış da ortaya konuyor. Bu yönüyle kitap sadece geçmişe ait manzaralar olmaktan farklı bir yerde duruyor.

13.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Adem / Roman
01 Şubat Çarşamba 2012, 160 sayfa

Âdem okurlarını dünyanın en eski hikâyesini yaşamaya davet ediyor.

Orada insanın hem kendisiyle hem şeytanla mücadelesini anlatırken, günümüz insanının modern hayatı ve modern dünyanın tuzakları da beliriyor akıllarda. Aslında herşey kendisini aşmak isteyen insanın kendisine çizdiği sınırda bitmiyor mu?

Kainatın en büyük başkaldırısının, ilk kaçışın ve en uzun sürgünün romanı.

Herşeyin nasıl başladığını merak etmiyor musunuz?

“İnsanın iki cenneti vardır çünkü; biri ardında, diğeri ise önündedir; biri geleceği, diğeri geçmişidir; biri ütopyası, diğeri nostaljisidir; biri yurdu, diğeri gurbetidir; biri acısı, diğeri mükâfaatıdır. Birinden düşersiniz, diğerini ise kazanırsınız. Ama birini kazanmak için mutlaka diğerini terk etmelisiniz.”

15.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Dördüncü Tekil Şahıs / Roman
01 Şubat Çarşamba 2012, 512 sayfa

Dördüncü Tekil Şahıs, Güray Süngü'nün Mustafa Nihat adındaki deliliğin sınırlarında gezinen karakterinin, otuz yıl ya da üç on dakikadan müteşekkil yarım saatini anlattığı romanı.

Kötülüğün insan ruhunu ele geçirdiğini ve masumiyet için diyet ödemek gerektiğini savunan roman, insanın içindeki ahlak yasasına uç karakterleriyle saygı duruşunda bulunuyor. Aklın insanı sürüklediği kör kuyulardan çıkma çabasının, ironiyle harmanlandığı Dördüncü Tekil Şahıs, Güray Süngü'nün 22 yaşında yazdığı ilk romanı olma özelliğini de taşıyor.

“Kibar ve zarif insanlardık bizler, hoyrat yaşayan. Çok derindik, dipsiz kuyular gibi. Hiç karınca ezmemiştik, bizi ezer diye korkarak vicdanımız. Bilmiştik haddimizi. Yalnızlığı bir rüya gibi yaşayan ucuz kahramanlara yamanmıştık dar vakitlerde ve kazayla insan olduğumuzu anlayıp, yasını tutmuştuk dünyanın. Kıyamamıştık dünyaya ama hayatı yargılayıp kendisini asmak herkesin harcı değildi. Ne kadar zordu hayat biliyorduk. Elinde bir çift zar vardır, atarsın. Uçurumdan aşağı…”

32.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri / İnceleme - Araştırma
01 Şubat Çarşamba 2012, 472 sayfa

“Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” 2002 TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ Yılın Edebi Tenkit Kitabı Ödülü’ne layık görülmüştür.

“Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” edebiyat geleneği bağlamında köklü bir tamirat girişimi olmuştur.

Bizde batıcı şablonların hâkim olduğu ilk zamanlardan başlayarak uzun bir dönem, geleneksizlik ön plana çıkarılmış, desteklenmiştir. Öyle ki bu eserin hazırlandığı ve ilk kez yayınlandığı dönemlerde bile edebî geleneğin lüzumlu olup olmadığı üzerine beyhude tartışmalar yapılıp durulmaktaydı.

Böyle bir ortamda, bir başka şiir tutumunun değil de, İkinci Yeni Hareketi mensuplarının gelenekle ilgisi ve ilişkisini araştırmak pek çok olumsuz tepkiye maruz kalmayı göze almak demekti. Zira, İkinci Yeni Şiirinin gelenekle ilgisi çerçevesindeki yargılar genellikle herhangi bir dayanağa yaslanmadan verilmekteydi. Bu mesnetsiz yargılar ya “İkinci Yeni gelenekten kopuktur.” seklinde tezahür ediyor veya tam tersi istikamette, “İkinci Yeni geleneğe tekrar dönüştür.” seklinde dile getiriliyordu...

Bu hükümleri edebiyat ortamını yönlendirenler veriyordu ve söylemlerinin merkezinde tabii ki edebî eserin künhüne vukufiyet bulunmuyordu. İste, ilk kez bu kitapla “Gelenek” ve “İkinci Yeni Şiiri”ne edebiyat dışı unsurlar bertaraf edilerek bakılmış ve temel bir metin oluşturma çabası gösterilmiştir.

31.00 TL (KDV dahil)
Ali Haydar Haksal - Ruh Denizi / Öykü
01 Şubat Çarşamba 2012, 160 sayfa

Ali Haydar Haksal, insanların kalplerinde olanı fısıldıyor okurlarına. Bunu yaparken samimiyeti ve öykü sezgisi yeni kapılar, yeni geçitler açıyor okurlarının önüne.

“Sairler ise oradan kalkıp bir kahveye çekilirler, bir kösenin uzletinde şiir konuşurlar, şiir yaşarlar. Dizelerini tartışırlar, bir sözcüğü, bir mimarın son eserini inşasında bir tası gerçek yerine koyması gerektiği gibi koyarlar. Yapı tamamlanır, şehrin ruhu ululanır. Her şey birbirine uyar, ses bütünlenir, ritim tutturulur, anlam derinleştirilir, söz asıl sahibine ulaşır ve emanet edilir.”

15.00 TL (KDV dahil)
Necati Mert - Kelepir Sepet / İnceleme - Araştırma
01 Şubat Çarşamba 2012, 208 sayfa

“Dil ve Türkçe Üzerine” başlıklı ilk bölümde dil, Türkçe, özellikle Türkçenin Öz Türkçeleştirilmesi serüveni ve bu yanlış üzerine yazılar yer almakta. Dil devrimcilerini kızdıracak yazılar bunlar.

“Sözcükler Üzerine” başlıklı ikinci bölüm yazıları ise anlamları karıştırılan, yanlış bilinen, yazımına uyulmayan yahut yazımında kararsızlık gösterilen sözcüklere ayrılmış. Alfabe’mizde bulunmayan seslerin yazımda yarattığı sorunları ele alıyor kimi de. Bu sesleri barındıran yabancı sözcüklere aynı ölçüyle yaklaşılmadığına, uygulanan çifte standarda değiniyor. Bir başka konu da iktidar-dil ilişkisi. Eskilerin sözüdür: Üslubu beyan ayniyle insandır. Seçilen sözcükler, onların kullanılışı kişiyi ele verir. En zalim dil de iktidarın dilidir. Yazıların bazısı bu dille ve alt edilmesiyle ilgili. Yahut şöyle: Dilin aşağıdan kullanılması için çağrı.

17.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Anarşizm / Düşünce
01 Şubat Çarşamba 2012, 152 sayfa

Anarşizm üzerine Ümit Aktaş’ın özgün yorumuyla Türkiye’de yapılan ilk çalışma ve yayınlanan ilk kitap olma özelliğine sahip bu kitap uzun bir aradan sonra gözden geçirilmiş baskısıyla okurla yeniden buluşuyor.

Anarşizm, insan ruhunun belki bu en aslî özgürlük arzusu, yani tâbileştirilmemek, egemenlik altına alınmamak, daha da doğrusu kayıtsız şartsız bir özgürlük talebi, Batıdaki benzeri birçok siyasal akım gibi, tüm değerleri ve geleneksel sistemleri altüst olan ve her şeyin yeniden değerlendirilmeye çalışıldığı 19. Yüzyıl Avrupa’sı şartları içerisinde kendisini ifade etmeye çalıştı. Doktriner bir siyasal/felsefî akım/eğilim olmasa da, başta modern devlet aygıtı olmak üzere, insan özgürlüğünü kısıtlayan ve baskı altına alan her tür toplumsal kurum ve aygıtı reddetme ve kayıtsız şartsız olarak insanın özgürlüğünü savunma temelinde birlesen çeşitli düşünürlerin savunduğu. fikirler toplamı bu isim altında anıldı.

15.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Bir Kelime Mesafesi / İnceleme - Araştırma
03 Ocak Salı 2012, 318 sayfa

Bir Kelime Mesafesi, düşünce, kavramlar, roman, şiir, inceleme ve eleştiri metinlerinin dünyalarına okur ya da eleştirmen olarak adım atabilmenin, bu metinlerin kuruluş seslerini duyabilmenin, kimi zaman da metinleri hatıralar eşliğinde anlamlandırabilmenin yollarını gösteriyor.

Okumanın kendine özgü boyutlarını yitirmeden naif okurdan örnek okura dönüşmek isteyenler, bu yollarda yürüyebilir ve ellerindeki metnin kazandığı anlam zenginliği ile farklı bir okuma deneyimi yaşayabilirler. Örnek okur olmaları bir zorunluluk olan akledenler ise, Bir Kelime Mesafesi’ndeki bakış açısı ışığında kişilere, dönemlere ve metinlere tutarlı bir bakış açısı ile yaklaşıp onları farklı boyutları ile ele almanın mümkün olduğunu görebilirler.
Bir Kelime Mesafesi, tıknefes taklidin tortulu dünyasından kurtulmayı önemseyen yazarın günceldeki kalıcılığı yakalayışından, şiir üzerine düşüncelerinden, geçmişten; özellikle gençlik yurdu Malatya ve ekolü, eleştiri, dostluklar ve en önemlisi de ince şeyleri anlama çabasını süreklileştiren satırlardan oluşuyor. Bu yönüyle kitap, okuru aynı zamanda yazarın özel dünyasına götürüyor.


22.50 TL (KDV dahil)
Zafer Acar - Diri / Şiir
03 Ocak Salı 2012, 119 sayfa

“Hamse” ile Türk şiirini yenilemeye katkı sağlayan Zafer Acar, giderek büyüyecek bir ihtişam içinde taptaze imajlar, sesler yaratıp klasik şiirimizin biçim ve muhteva açısından beklenen dirilişini gerçekleştirme imkanı sunduğu “Diri” ile görkemli şiirlerine bir yenisini daha ekledi.

Adeta manevi yükselişin anıtını dikiyor zamana, genelde tekli mısra üzerinden giderek klasik şiirimizin biçimsel karakteristiğine selam çakıyor, diğer taraftan bu mısra yapısını nitel ve nicel bakımdan hacimlendirip yalın muhtevasıyla muhatabına kolayca ulaşarak onu adeta esir alıyor ve özgürleşmesine vesile oluyor. Modernizmin yarattığı hayal kırıklığından inancın şefkatli kollarına sığınarak toplumsal ve sosyo-ontolojik eleştirilerini metropollerin harabeye dönmüş ideolojilerinden değil, insan yüreğinin yıkılmaz mabedinden yükselten şair ben, estetik üstünlük ve semantik derinliğiyle dilimize ölümsüz bir eser kazandırıyor.

Adeta kuşatma yapacak bir komutanın matematiksel hesabıyla, 1453 mısra askeriyle, yani “Diri”yle neyi amaçlıyor Zafer Acar; Zafer Acar adına gelecek yüzyılları, medeniyetimiz adına ise Batı menşeili şiiri fethederek İstanbul gibi İslamlaştırmak istiyor.

dağlar benim kardeşimdir yuppiiiiiiiiii
şuracıktaki plaza bile benden haberdardır
böyle sıska durduğuma bakma bay çınar
sen bir de adaleli geniş omuzlu boylu poslu ruhumu gör
bay çınar farkında mısın bana sataşan adamların hepsi kör
şu eşyalardan bir soyunayım şu sorunlardan şu kışı atlatayım bir
şu ağaca şarkı söyleyeyim yeşillensin çiçek açsın dağ taş
şu kuşu seveyim de tüylerinin varsın farkına
kanatlansın güzelliğinin kaynağına
şu insancıkları üstümden çıkarıp atayım
yeşil sahalara 10 numara formayla çıkayım bir
şu dünya yuvarlağına Pele gibi çakayım bir
türübünlerden gooooooooooooool diye bağırsın güzel kızlar holiganlar
maddenin filelerini deleyim bir bir

15.00 TL (KDV dahil)
Selman Bayer - Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi / Roman
01 Mart Salı 2016, 319 sayfa

Sabit Fikir Dergisi 2012 Yılının öne çıkan 50 romanını seçti; Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi 13. sırada yer aldı!.

Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi tek kelimeyle “büyüleyici” bir roman. Genç bir memurun hikayesini anlatan romanı okurken kâh gülecek kâh ağlayacaksınız ve kitap bitene kadar elinizden bırakamayacaksınız.

Olağanüstü bir dil yeteneğine sahip olan yazarın su gibi akan duru üslubuna fazlasıyla güvendiği belli. Çünkü sıradan bir hayatı anlattığı roman, bu mahirâne üslupla birlikte harika, komik, muhalif, eğlenceli ve yer yer göz yaşartıcı bir başyapıta dönüşüyor.
Daha da önemlisi, Selman Bayer, bu romanıyla, postmodernizmle çalkantılı bir ilişki yaşayan modernist Türk romanının da yüzünü temize çıkarıyor. Türk romanında hemen hemen hiç denenmemişi deniyor. Balzac’tan Joyce’a, Dostoyevski’den Mevlana’ya kadar birçok üslubu başarıyla taklit ederek eserini taçlandırıyor.

23.50 TL (KDV dahil)
Ali Haydar Haksal - Anzelha İle İbrahim / Roman
03 Ocak Salı 2012, 172 sayfa

Anzelha ile İbrahim.
Düş ile gerçeğin arasındaki ince çizgide ilerleyen roman, aşkın ve hakikatin sırlarını sorguluyor. İnsan kalbinin ne işe yaradığının unutulduğu bir çağda Ali Haydar Haksal bize “biz”i hatırlatıyor.

“Kentten yeni çıkmış sayılmam kurtulmuş da sayılmam bu dağa çıkmayı ilk deneyişim de sayılmaz fakat bu dağa ilk gelişim burada seni bulacağımı ummuyordum biriyle yüzleşecektim biriyle demek ki bu sendin beni buraya çeken bir şey vardı demek ki bu sendin demek ki bu ses senin sesindi.”

15.50 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Yeşil Vadi / Roman
01 Aralık Perşembe 2011, 232 sayfa

Usta yazar Ümit Aktaş’tan bir geriye dönüş romanı.

Türkiye’nin çalkantılı dönemlerine bir ailenin aynasında ışık tutan Yeşil Vadi, cenderelerden geçerek, düşünce ve inanç dünyasında köklü değişiklikler yaşayan bir akademisyenin zihninde dolaşırken, okurlarına asıl mutluluk ve huzurun kaynağını işaret ediyor.

Bir oluşum (bildungsroman) romanı olan Yeşil Vadi, aynı zamanda büyük bir birikimin romanı.

“Bir yılan gibi değiştirdiğim kabuğumda hangi gizemler saklı? Günden güne kalınlaşan bu derinin altındaki o katmanlar ya da giderek incelen bir görüntünün ardında kaybolan o umutlar… Hâlâ sürmekte olan bir şaşkınlık ve durulmayan bir yürek, hâlâ akmakla tortulanmak, aramakla yetinmek arasındaki tereddütlerini giderememiş bir acemilik.”

18.00 TL (KDV dahil)
Gülenay Pınarbaşı - Anadolu'nun Ermiş Kadınları / Araştırma
01 Aralık Perşembe 2011, 152 sayfa

Altmış dokuz kadına...
Kadınlar için de sabredenlere
Kadıncık, Bacım ve Akkız’a...

Her hayat yeryüzünde iz bırakmak için mi yaşanır?
Gönül insanıysan, ikbalin sevgiyse yaşanır...
O kadınlar öyle bir hayat yaşadılar ki iz bıraktılar...
Ama suya...

O kadınların bazılarının hayatları kasvetliydi,
Bazılarının ise karanlık
Halleriyse dalgalı, sabırlı, sevgili
Halet-i ruhiyeleri hep aynı.
Coğrafyaları, evleri, aileleri, dertleri, sevinçleri farklı
Zerre kadar benzemeyenler de vardı
Yolculuklarıysa aynı...
Kimine Sitti dendi
Kimine Toğgacı
Kimine Hoşebe
Aslında iki kadındı onlar
Meryem ile Fatma.

Fatma da, Meryem de kısa ve derinlikli bir hayat
yaşamıştı.
Anadolu’ya yakın Mezopotamya’da, Arap
yarımadasında…
Bir nevi tanıklık yapmışlardı dönemlerine,
bir nevi de kadınlık hallerine...
Kâinatın ritimlerine herkesten başka kapılmışlardı.
Bundandır eren denmişti onlara.
İpek Yolu üzerinde sırları dizilmişti...
Nallıhan’dan Amasya’ya, Merzifon’a uzanan yol
üzerinde ayışığı misali parıldarlar.
Gecenin koyuluğunda seçilirler ancak.
Dertlerinin karanlığında boğulanlara ayışığının
kendini ele vermeyen yanıyla parıldarlar.
Hayatları; gölgeleri, evhamları, açlıkları, bunalımları,
inişleri, çıkışları, hastalıkları ve nihayetinde
kerametleriyle örüldü...

15.00 TL (KDV dahil)
Fadime Özkan - Dil Yarası / Söyleşi
01 Aralık Perşembe 2011, 592 sayfa

FUAT KEYMAN SEDAT LAÇİNER ÜMİT FIRAT
AKIN ÖZÇER FARUK LOĞOĞLU TARIK ZİYA EKİNCİ
YANKI YAZGAN AYHAN AKTAR ALTAN TAN
METİN HEPER BEKİR AĞIRDIR BEJAN MATUR
DOĞU ERGİL NEVZAT KÖSOĞLU MUSTAFA ÇAĞRICI
YALÇIN AKDOĞAN SELAHATTİN DEMİRTAŞ
SEYYİD HAŞİM HAŞİMİ İHSAN BAL MEHMET ATAK
AYTEKİN GELERİ HÜSEYİN ÇELİK ORHAN MİROĞLU
MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE CEVAT ÖNEŞ
SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN MUHSİN KIZILKAYA
CEVDET YILMAZ GALİP ENSARİOĞLU MESUT YEĞEN
HÜSEYİN YAYMAN MAZHAR BAĞLI KEMAL BURKAY
SEZGİN TANRIKULU ŞAMİL TAYYAR

“Kitabı bitirdiğimde, Fadime Özkan’ın konuştuğu
akademisyenler, siyasiler ve aydınlarla beraber, Kürt
sorununun netameli tarihi içinde uzun bir yolculuğa çıkmış
gibi hissettim kendimi.”
Orhan Miroğlu

27.00 TL (KDV dahil)
Aykut Ertuğrul - Keyfekader Kahvesi / Öykü
21 Mayıs Çarşamba 2014, 134 sayfa


Keyfekader Kahvesi’nde sizi kıvrak bir dil, yetkin bir üslup ve kusursuz kurgulara sahip öyküler bekliyor.
Modern ve postmodern anlatı biçimlerini aynı yetkinlikle kullanan yazar, farklı biçim denemeleriyle okura keyifli bir çeşitlilik sunuyor: Aykut Ertuğrul, kimi hikâyelerde fantastiğe göz kırparken kimindeyse Borgesyen büyülü gerçekçiliğin sularında yüzüyor. Gelenekten beslenen fantastik temaların yanında sıradan konuların sıradışı bir üslupla anlatıldığı öykülerle okuru adeta esir alıyor.

Öykülerde sıkça kullanılan metinler-arasılık, nitelikli okur için çok katmanlı bir anlam dünyasına kapı aralıyor. Okur yalnızca tahkiyede usta bir yazarla değil, Modern Türk Öyküsü’nün sorunsallarıyla da yüzleşen ve yeni kapılar açmaya çalışan gerçek bir yazarla karşılaşıyor.

Aykut Ertuğrul’un tüm bu vasıflarıyla Modern Türk Öyküsü’nü bir adım öteye taşımaya şimdiden aday olduğunu söyleyebiliriz.

“Vefasız Kemerli köyünü, köy sakinlerini düşünüyorum. Tanıdıklarımın simaları birer birer gözümün önüne geliyor. Sular altında kalmış bir köy hayal ediyorum. Kâtip ve Kara Köpeğin ayak sesleri duyulmaz oluyor. Duvardaki ceylanın gözlerine bakıyorum uzun uzun.

“Sen onlar gibi olma!”

Ceylan şimdi daha sakin, akreple yelkovan yavaşlıyor…

Avluya çıkıyorum. Aralık kapıdan Kâtip’le köpeği görüyorum. Ben: Kâtip’le Kara Köpeğin can düşmanı, talebesi, muhafızı, yareni; tekrar edile edile değersizleşmiş bir fedakârlığın biçare kahramanı, ne katili ne maktulü hayatta olan bir kan davasının son kurbanı…

İşte hamlemi yapıyorum!”

13.50 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Edebiyatın Sırça Kulesi / Edebiyat - İnceleme
17 Ekim Pazartesi 2011, 141 sayfa

Cemal Şakar Edebiyatın Sırça Kulesi’nde, kutsal, ilham, vahiy, aşk, dil, hakikat, sanat kavramlarından yola çıkarak apaçık bir Müslüman sanatçı manifestosu ortaya koyuyor.
Sanatın kökenlerine, dinle olan bağına, giderek sanatın varoluş koşullarına eğilip zevkin ve hazzın peşindeki sanat anlayışına karşın vahyin emrindeki sanat anlayışını temellendiriyor. Kutsal ve dünyevî bağlamında sanat algılarını tartışırken Müslüman sanatçının sanat karşısındaki konumunu ele alıp, Kur’an’ın va’z ettiklerinden sanata bakışın ayrı tutulamayacağını belirtiyor.
Şakar tüm yazılarında, vahiyle insan arasına giren modern, hakikati öldüren postmodern dünyayla ve seçkinci/özerk sanat algısıyla hesaplaşmaya giriyor. Sanatçının gerçeklikle ilişkisi bakımından bir dünya görüşüne sahip olması gerektiğini ileri sürerek, saf sanat ve tarafsızlık yargılarına eleştiriler getirirken, her sanat anlayışının arkasında bir inanç sistemi yattığını temellendiriyor. Sonuç olarak yazılar bir bütün olarak Müslüman’ın sanata olan bakışını derinleştirirken yeni tartışmalara da kapı aralıyor.

14.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Endülüs (Espana Musulmana) / Türk Şiiri
01 Mart Salı 2016, 207 sayfa

Sıkıştığı son köşede son hasta,
Hanedanın son evladı,
Terk ederken El-Hamra Sarayını,
Muhammed Ebu Abdullah
Hissetmişti göğsündeki dermansız ağrıyı,
Başlamıştı hırsından ağlamaya.
Hıçkırıklar, kırıklıklar diz boyu;
Durumu fark eden anne Fatıma
Doldurdu ağzını sövgü sözlerle,
Gıcırdattı mercan dişlerini
Son sözü oldu sözlerin en acısı
Dedi ki:
“Ağla oğul ağla!
Kapkara yazmalar bağla!
Farkı kalmasın
Ölünün sağla
Ey dünyanın kiracısı
Kendini adam sanırsın ne hakla?
Erkekler gibi yurdunu
Koruyamayana nedir düşen;
Elbet kadınlar misali
Ağlamak…
Sana ancak ey sefil çocuk
İşte böylesi müstehak…

Vah Endülüs vah!
Ve Lâ galibe illa Allah!”

17.50 TL (KDV dahil)
Özgür Yılmazkol - 2000 Sonrası Türk Sineması’na Eleştirel Bakış / Sinema
10 Ekim Pazartesi 2011, 286 sayfa

Sinemanın dünyadaki misyonu, etkisi ve yansımaları dikkate alındığında Türk Sineması’nın özellikle 90’ların ikinci yarısından itibaren belirgin bir şekilde ivme kazandığı görülecektir.

Türk Sineması daha proje aşamasındayken aldığı ulusal ve uluslar arası desteklerle farklı tür ve anlatı yapısına sahip filmlerin çekildiği bir süreci yaşar hale gelmiştir. Alan ile ilgili enformasyonun artan önemi de süreci çeşitlendiren ve cesaretlendiren diğer unsurlar olarak değerlendirilebilir. Tüm bu bileşenler, Türk Sineması’na önce nicelik olarak ardından da nitelik açısından altın dönemlerinden birini yaşatmaktadır. Bu önkabulden hareketle 2000 ve sonrası Türk Sineması’nı geçen on yıllık dönemde nasıl bir seyir izlediğine dair incelemekte fayda bulunmaktadır.

Elinizdeki çalışmada 2000 ve sonrası Türk Sineması on yıllık dönem; yönetmen, akım, anlatı, dil, oyuncu, biçim, senaryo, estetik ve tür bağlamında özellikle kültürel çalışmalar perspektifinden irdelenmiş, böylelikle söz konusu zaman
diliminin ışığında Türk Sineması’nın genel profili çıkarılmaya çalışılmıştır.

Editör: Özgür Yılmazkol

Kitap Yazarları:
A. DENİZ MORVA KABLAMACI • DUYGU ÇELİKER • EMİNE UÇAR İLBUĞA
GÜL YAŞARTÜRK • LALE KABADAYI • ÖZGÜR YILMAZKOL • SEYFİ KILIÇ
SEYHAN AKSOY • TÜLİN SEPETÇİ • YUSUF YURDİGÜL

23.50 TL (KDV dahil)
Arif Ay - Şiirimin Şehirleri / Şiir
19 Eylül Pazartesi 2011, 96 sayfa

Bu şiirler Bağdat’ın yakılıp yıkıldığı, işgal edildiği günlerde yazılmaya başlandı ve ‘Bağdat’a Dönen Şiirler’ adıyla yayımlandı.

İslam’a başkentlik yapmış şehirler Bağdat’ın acısına ortak edilerek konuşturuldu. Bu konuşma ve sorgulama sürüp gidecek hep.

yalnız bir çığlığım ben
harabe evlerin kaybolmuş anılarında
genç kızların giyemedikleri gelinliklerinde
bombaların paramparça ettiği bebeklerin
bomboş kalan beşiklerinde
yalnız bir çığlığım ben

ben yalnız bir çığlığım
göğümüzü terk eden kuşların kırık kanatlarında
Bağdat’ın ölüm sinmiş sokaklarında
kurban bıçakları gibi keskin acıda
yalnız bir çığlığım ben

11.00 TL (KDV dahil)
Mustafa Celep - İnsanı Aşan Kan / Şiir
12 Eylül Pazartesi 2011, 88 sayfa

Ben yani yorgun argın eve dönen evde yaşayan adam
Eve döndüm her gün döndüğüm gibi ama kan
Renkli resimler halinde odama akıyordu bu da olağan
Her şey belirsizlikle taçlanmış herkes kendi işinde ömür tarumar
Her şey normal bu kadar, dağ gibi iradesi yok insanın,
her şey anormal
Eve döndüm közde kalmış kızgın bir kılıç olarak
Ben yani yorgun argın eve dönen evde yaşayan adam.

11.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Harput Şehrengizi / Anı
12 Eylül Pazartesi 2011, 184 sayfa

Şehirler kulağınıza küpe takar. Parmaklarınıza çentik atar.
Dillerinize işaret koyar. Alnınıza mührünü basar. O mührün
kocaman iziyle birlikte izin verir sokaklara dağılmanıza. Artık o
şehirlisinizdir.
Bazen gitmeseniz gelmeseniz de o şehirlisiniz. Değil mi ki
ilk içtiğiniz su, o şehrin toprağına aittir. Varlık âleminde
görünüşünüzün, büyümenizin, adamlığınızın ilk besini o sudur.
Yüzünüzü okşayan ilk rüzgâr oraların bozkırlarından kalkıp,
oraların havasıyla izdivaç ederek derinizi yalamıştır, nefesinizi
açmış, içinizi şişirmiştir. O toprağın ürününden elde edilen sebzeyi,
o yörenin ateşinde pişirip çorbanızı kaynatmışlardır. O çorba değil
midir biraz da sizin büyümenize vesile olan? İşte bu yüzden siz
oralı, o şehirlisiniz.
Kendini bir şehre mensup hissetmeyenler var mıdır? Onlara ne
demeli? Tarih boyunca büyük insan toplulukları hep ve çok kere
bir şehre nispet edilerek anılmışken onlara ne oluyor? Evrensellik
ya da hümanizm adına uluslar, kavimler, milletler üstü insan
düşünebilir miyiz? Düşünebilsek bile, klinik bir vakıadan öteye
geçebilir mi bu münferit olay?


16.00 TL (KDV dahil)
Güray Süngü - Kış Bahçesi / Roman
10 Şubat Cuma 2017, 296 sayfa

Bir yazarın hayatı yeniden kurma çabasıyla yola koyulan roman, masumiyet ile ölümsüzlük arzuları arasında dolaşan karakterleriyle okurlarına yaşamın asıl değerinin şifrelerini veriyor.

Kendine hitaben bir şeyler söyle, aklım boş ve yorgunum dışında bir şeyler söyle, kelime olur, cümle olur, her şey olur. Sık sık onayla kendini, haklı çıkar, kendine hak ver, evet haklıyım de, ben demiştim de, ama görmediniz, farkına varmadınız de, dediklerine inan, önce sen inan, sonra insanlara… Onlara…
Gözlerinin içine bakarak…


22.50 TL (KDV dahil)
Mehmet Elçin - Ben Yok İken / Edebiyat-Şiir
09 Mayıs Pazartesi 2011, 158 sayfa



Eşyayı zorlamak isterim benden sonrası için.
Kapıyı zorlamak gibi bir şey değil bu
Ben yok iken edepsizlik edebilir kelimeler
Dedemlerin evi gibi toprağa karışabilir kalemler.

Tarih yazar mı beni?
Bir Mehmet geldi denir mi?
Geçti buralardan.
Yazının edebi varsa edebiyat oluyor
Neye hizmet etti Mehmet’in kalemi?

Eğer dördüncü boyuttaysa zaman, şeyin,
Benim için bu farklıdır
Belki bir başka boyut için
Benim olmadığım yerde su da vardır.

Bir üzüntü için dünyaları vermek
Bir sevince geri almak kadar olmalı
Bunu ölçen ben değilim
Neyin ölçüsü var bu karmaşada?
Ben hep varım

14.50 TL (KDV dahil)
Fadime Özkan - Hal Bu Ki - Kral Şeffaf / Röportaj
09 Mayıs Pazartesi 2011, 332 sayfa

Her alandaki değişimin kristalleştiği yer insan. Ama onun kilidini ancak o isterse açarsınız, bazen o istese de çilingir ustalığı gerektirir yine de, bazen kapıyı tıklattığınızla kalır eli boş dönersiniz, bazen açık kapıdan buyur edilirsiniz. Her durumda, değişenin ve değişmeyenin peşinde ille de eşref-i mahlûkat-ı ararsınız.
Kendimce altın oranım şu, kendime söylediğim: Bütün kahramanlarını özgür bırakıp hepsine eşit mesafeden bakabilen bir “roman yazarı” kadar iyi niyetli, iyi huylu, sabırlı ve geniş gönüllü ol fakat bir sorgu yargıcı kadar da kuşkucu ve ısrarlı.

Aydın Menderes, Hırant Dink, Musin Yazıcıoğlu, Ömer Lütfi Mete, Türkan Saylan, Armağan Kuloğlu, İnal Batu, Yiğit Bulut, Vural Savaş, Eyüp Aşık, Ahmet Ertürk, Dinç Bilgin, Erol Yarar, Mehmet Şevket Eygi, Ahmet Hakan, Nihat Hatipoğlu, Nur Serter, Hüseyin Gülerce, Bülent Yıldırım, Semih Kaplanoğlu, Ahmet Altan, Orhan Pamuk, Elif Şafak, Cengiz Aytmatov

21.50 TL (KDV dahil)
Kenan Göçer - Sözdeniz / Edebiyat
05 Mayıs Perşembe 2011, 124 sayfa

Yaz bitmedi…
Büyüyordur şimdi orda
hayatlık denen kalbimi ekinlere taşıyan su
su ki, şehri var eden ve kökleri çürüten
yine de gönlümü dansa kaldıran gizli sevda.

Nereye dönsem biliyorum ki
yaz günleri kadar kadın ve kalabalıksın
huzuruna varmak için henüz erken yıllar
ama şöyle böyle geçecek gibi değil

Şimdi hiç yeri değil su varken hüzünden konuşmanın
“aah o yıllar”ın, “bir haziran akşamı”nın
geçmiş yazların, kiraz ağaçlarının
sonu gelsin balkonlu günler gölgesine
taçlansın zevklerimin sınır bilen yaprakları
uçsun üstümden bir nefes gibi ne dediğim
bak bu güzel!

13.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Öptüm Kara Gözlerinden / Edebiyat
21 Mayıs Çarşamba 2014, 154 sayfa

Sen yanımda olsan “besbelli annem, babama, yine yaprak sarması yedirmiş akşamleyin” derdin. Düşününce kehanetin doğru çıkıyordu. Her neyse, keşke ağrıyan yegâne yerim midem olsaydı. Bak mesela fırtınalı, karlı bir kış gecesinin şu vaktine, seher dedim ya; bu söz bile bir yerlerime sancılar salıyor. Çünkü Seher Vakti az sonra şafakların sökeceği günlere yakışıyor sadece. Benim için şafak, kim bilir bir daha ne zaman sökecekti?
Gittiğin gün, o son dakikada, üzerinde Türk Vatandaşları yazan, pasaport kontrol kulübesinin arkasından, minik ellerini yukarıya kaldırıp, bize veda selamı vermiştin. İşte o anda deklanşöre basıp kalbimin fotoğraf makinesi ile, hafızamın kıble tarafındaki duvarına, o esnadaki fotoğrafını nakşetmişim.


15.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Sel ve Kum / Öykü
04 Nisan Pazartesi 2011, 298 sayfa

Yazma eylemi, düşünen özne’nin öz-ne-liği’ni keşfetme çabasıdır.

Bu çabayla kalemi eline alan yazar, hayatta kendisine tekâbül eden ve/ya kendisinin onda tekâbül ettiği yeri belirleyerek ve betimleyerek başlatır yazı serüvenini.

Kim-lik sorgulaması, diğer düşünen öznelerden farkı ve bu farkın niteliği/niceliği, onu kuşatan şeylerle olay, durum, duygu düzeylerindeki ilişkisi ve düzeyler karşısındaki sorumluluk ve/ya sorumsuzluk tutumu özne-özne, özne-nesne, fizik-metafizik mütekabiliyeti esasına göre yazarın öz-ne-liği’nin keşif süreçlerini oluşturur.

Kimi yazarlar, öz-ne-lik keşfini asıl yazı alanı olarak belirleyerek, kendi mahrem ve dolayısıyla gotik dünyalarını sivriltmeyi seçerken, kimi yazarlar da kendini kendine karşı ötekileştirerek, diğer öznenin perspektifini, nesnenin bilgisini kuşanarak genelin içinde özel kalmayı tercih ederler.

Şu anda, ilk dört kitabında yer alan öykülerini topluca okumaya hazırlandığınız Cemal Şakar, söz konusu bu iki tutumu yazma eyleminin gerekli iki aşaması olarak gören ve uygulayan bir öykücüdür.



Tükendi
Nuraydın Arikan - 28 Şubat Sürecinde Medya / İletişim-Medya
31 Ocak Pazartesi 2011, 344 sayfa

"Haber", herhangi bir unsurun propagandasını yapmak isteyenlerce kullanılması tercih edilen öğedir. Çünkü haber, bilgi edinme ihtiyacının ötesinde, bir şeyleri "duyurmak" amacıyla da kullanılmak istenmektedir. Bu nedenledir ki; devlet, güçlü ve varlıklı kişiler, yöneticiler, şirketler, diktatörler gibi çeşitli egemenler, haberi kendi güçlerini arttırmak için bir araç olarak görmektedirler.

Nuraydın Arikan’ın bu çalışmasında, haber kullanılarak propagandanın nasıl yapıldığı, 28 Şubat sürecini temsil ettiği düşünülen bir tarih aralığı ele alınarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede genel olarak medyaya bakıldığı gibi, özel olarak dönemin etkili haber programı Arena’nın haber seçimi, işleyişi, yapımcısı ve sunucusu Uğur Dündar’ın 28 Şubat sürecinin etkileyenleri ve etkilenenlerine nasıl baktığı da incelenmektedir. Bu amaçla Arena programının 1996-1997 yayın dönemindeki haberlerinin içerikleri incelenmiş, Uğur Dündar’ın Hürriyet gazetesindeki yazıları yorumlanmıştır. Çalışma; Dündar’ın yazılarının ve onun kararlarıyla şekillenen Arena programı haberlerinin, elde edilen diğer bulgularla birlikte değerlendirildiğinde, 28 Şubat sürecine nasıl etki ettiğini ortaya koymaktadır.



26.00 TL (KDV dahil)
Halime Kökce - AK Parti ve Kürtler / Siyaset-Politika
31 Ocak Pazartesi 2011, 206 sayfa

• ‘Kürt sorunu’ neden var?
• ‘Kürt yoktur’dan ‘Kürt sorunu’nun kabulü aşamasına nasıl geldik?
• AK Parti ve Kürtleri birbirini anlayabilir kılan sosyolojik ve psikolojik geçmiş nedir?
• AK Parti neden Kürt sorununu kendi sorunu olarak dile getirme ihtiyacı duymuştur?
• AK Parti Kürt sorununu çözebilir mi?
• AK Parti Kürt sorununa sırtını dönebilir mi?
• Kürt sorunu çözülmeden Türkiye barış ve birlik içinde varolmaya devam edebilir mi?
• Kürt sorununu PKK’dan bağımsız ele almak sonuç verici bir siyaset midir?
• AK Parti’nin ‘açılım siyaseti’nin dinamikleri nelerdir?
• Türkiye’nin demokratikleşmesi mi Kürt sorununu çözer, Kürt sorununun çözümü mü Türkiye’yi
demokratikleştirir?
Bu kitabı okurken size bu ve başka sorular yoldaşlık edecek. Ama birinci soru kuşkusuz “Kürt sorununu çözmemek mümkün mü?” sorusudur? Filmin sonunu getirmeye sabrı olmayanlar için ben kendi cevabımı hemen burada söylüyorum: Ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ne AK Parti’nin ne de iktidara talip herhangi bir partinin artık Kürt sorununu çözmemek gibi bir lüksü yoktur. Tabii söz siyasetin olacaksa…



17.00 TL (KDV dahil)
Nermin Tenekeci - Yoksa / Öykü
01 Kasım Pazartesi 2010, 160 sayfa

Şehir hayatında tutunmaya çalışan işçi kızlar, gurbetçiler, lümpen delikanlılar, sekreterler, define avcıları, temizlikçi kadınlar, işsiz delikanlılar, hayallerinin peşinden sürüklenirken parçalanan işsiz genç adamlar, davasına uzak düşmüş eski devrimci işadamları… Karakterler sıkıntılı, sorunlu, bununla birlikte masumiyetlerine inanç duyan, güçlerini de buradan alan insanlar. Kimileri de sanki kötü olmak istememiş, hasbelkader kötülüğe bulaşmışlar. Yazar kahramanlarını öylesine konuşturuyor ki okuyucu onlarla kolaylıkla empati kuruyor, en büyük hatalarının bile sebeplerini anlamaya hazır bir duyguyla yüklenmiş olarak.
Cihan Aktaş

Nermin Tenekeci sessiz sedasız güçlü hikâyelere imza attı. Hikâyeleri çocukluğun berrak hafızasından kopmadan, çok farklı insanlık hâllerine değerek, güçlü bir anlatımla ilerliyor. Masumiyetle suç arasındaki ince çizgilerde ustalıkla gezinen bir yazar. Büyük şehirlerin insanı nasıl silip süpürdüğünü açığa çıkaran sarsıcı kanıtların, şarkılarla iç içe geçmiş hayatların, güçlü duyguların, iz bırakmadan geçip gideceği sanılan ama her biri biricik olan ölümlerin hikâyecisi.
Yıldız Ramazanoğlu



15.00 TL (KDV dahil)
Mehmet Şahinkoç - Gökyüzünde Bir Mızrak Güneş / Şiir
01 Kasım Pazartesi 2010, 80 sayfa

Susarım sancıyla sinemden sökülür sebepli sebepsiz sesim
Endamında ergensi eczadan mümkün mü olsun enkazım beleş
Olmasa oyun içre oyun olmasa ortasında ordunun savaşmak hevesim
Rızaya riya rapteden tutkum madem rütbeme kalleş
Rimbaud’nun rüyasında raks eden kediye kefen olsun histerim

Pusatsız peçemi parçalayan pençesiz pars perçemli leş
Derunuma derdini dercetti de demedi bir kez sevdiğim
Usul usturadır ukdesi meylin uhdemde uğunan zarif eş
İyidir kindarın kincisine intikam iyilikle imtihan iyi de gelgelelim
Lütufla uslanmıyor letafetten uzamıyor gökyüzünde bir mızrak güneş



11.00 TL (KDV dahil)
Reşit Güngör Kalkan - Ben İsmet Özel Şair... / Biyografi
30 Ağustos Pazartesi 2010, 432 sayfa


İsmet Özel’e dönük eleştirilerin önemli bir bölümü ‘anlamak’ üzerine yoğunlaşırken, kişisel serzenişler edebiyat sayfalarının ve mahfillerinin yegâne konusu olarak daha çok kişisel tarife matuf ‘kibir’ dolayımında yapılmaktadır. Oysa tersine, bu vakurca tavır Özel’in şahsiyetini oluştururken özellikle vurguladığı ‘kendi işini kendin görmelisin’ açıklığıyla anlattığı ve bir tutum olarak varlığını korumak için sığındığı tek silah olarak durmaktadır. Yaşadığı düşünsel süreçleri ‘kişisel aydınlanma peşinde koşmak’ olarak değerlendiren Özel, bilginin egemenliğini kendisine sağladığı imkânlar dolayısıyla arzuladığı ilk çocukluk yıllarından bu yana önemli bir farkındalık olarak görmektedir.



31.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - Bıçağa Basar Gibi / -
20 Ağustos Cuma 2010, 88 sayfa

Sular söz dinlemez, isyan akardı
Bahçesi tarumar çiçeğim güldü
Tele konmuş bir kuş ürkek bakardı
Ömür bir yokuştu şehre döküldü

Ağlayan demirin sesi de demir
Kar, beyaz buluttan yağsa gerektir
Sellerin önünde çamurdan nehir
Dünyanın alnında sarı kâküldü

Gözüm dağa doğru, kulak kirişte
Bir yeni hayat var her can verişte
Künyemi sordular kabre girişte
Gönlüm aldırmadı, göynüm üzüldü

Neslime akraba olacaktılar
Kalbimi açanlar ordan baktılar
Kanımı akıtıp sonra yaktılar
Benden son hatıra bir avuç küldü.



11.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Aklın Hakikati Aşkın Şiiri / -
20 Ağustos Cuma 2010, 370 sayfa

Hikmete uygun bir hayat ve düşünüm, arifleşmek ve kâmil insan olma yolunda bir ilerlemeyi ve yetkinleşmeyi sağlar; ki, insan için asıl ilerleme budur; yoksa toplumsalın ilerlemesi değil. Çünkü oradaki ilerilik, sadece teknik anlamdaki bir donanım ve uygarlaşma anlamına gelir. Bu uygarlaşma ise çoğu kez insanın kişisel kemâlini önleyen bir konformizm olarak tezahür eder. Araçlara boğulmuş bir hayat çünkü, çoğu kez Hakikatle olan kalbî bağlarımızın zayıflamasına ve hatta kopmasına mal olur. Yapaylaştırılmış bir uygarlaşmanın koşulları, insanın yaşadığının bile farkına varmadığı, kalbin hedonizm tarafından ayartıldığı, gerçek insanlar ve ilişkilerin yerini sahte bir adâb-ı muaşeret’in aldığı, bir yaşama kültürüne bırakır. Bu hayatlar ise ortaya yaşanmaktan ziyade üretilen, duymaktan çok öğretilen, inanmak yerine güvencelenen bir sıradanlığı koyar. Sürprizler yoktur orada, ne de aşklar ve dostluklar. Her şey işlemsel ve işlevsel aklın dayattığı bir karşılıklılığa dayanmaktadır çünkü; bir piyasa mantığı ve koşullarına. Karşılıksız vermenin aptallık yerine konduğu bu uygarlaşma, aslında bir tür uyruklaşmadır. Belli bir yaşam programı, kültürü, standardı veya çevresine bir katılma ya da oraya bir aitliktir. İlişkiler yerini koşullara bırakmıştır; aklın ve piyasanın koşullarına. Akıl özgürlüğü kadar piyasanın özgürlüğü de sadece belirlenmiş koşullar içerisinde bir davranma özgürlüğünden, daha doğrusu köleliğinden ibarettir.


27.00 TL (KDV dahil)
Cemal Şakar - Yazının Gizledikleri / -
20 Ağustos Cuma 2010, 278 sayfa

“Yahya Kemal şaheserlerle dolu mutantan bir geçmişin ağır yüküyle geleceğin belirsizliği, kararsızlığı karşısında şaşakalmış biridir. Onun 1071 yılında başlayan yürüyüşten doğan vatan duygusunu; Bizans’ın viraneleri üzerinde yükselen İstanbul’daki Türk-İslam medeniyetinin şaheserleri vurgusunu ve fethe yüklediği geniş anlamları hatırlarsak; yeni gelinen noktada garplılaşmak, yenileşmek zorunluluğu karşısında nasıl da sıkışıp kaldığını daha iyi anlayabiliriz.”

“Bazı kitaplar vardır ki, onları bir türlü ele alamazsınız; aranızda tuhaf bir yabancılık vardır; ürpertici bir mesafe. Elbette bu durum yazarın bile isteye yaptığı bir şeydir. Öncelikle okurun bildik kalıplarını kırmak ister, yeni bir şeyle yüz yüze olduğunu hemen hissettirir.”



20.00 TL (KDV dahil)
Mehmed Râif Bey - Bir Osmanlı Subayının Kaleminden Topkapı Sarayı ve Çevresi / -
01 Haziran Salı 2010, 96 sayfa

Sarayburnu sahilinde tepenin tam üstünde konuşlanan Topkapı Sarayı ve bulunduğu alan tarihî yarımada içinde hem Bizans hem de Osmanlı İstanbul’u için oldukça mühim bir mevki teşkil etmekteydi. Topkapı Sarayı, gerek mimarisi gerekse uzun süre Osmanlı hükümetinin merkezi olması sebebiyle Osmanlı döneminden günümüze ulaşmış en bilinen ve en çok ziyaret edilen mekanlardan biridir. Sarayın etrafı ve kurulduğu alan da tarihî açıdan en az sarayın kendisi kadar önemi haizdir. Elinizde bulunan eser, Topkapı Sarayı ve çevresindeki tarihî-mimarî yapıları teker teker incelemektedir. Topkapı Sarayı’nın kapıları, avluları, bölümleri, inşa edildiği alan, saraya komşu diğer yapılar ile bunların tarihleri ve özellikleri eserin ana başlıklarını oluşturmaktadır. Mehmed Râif Bey’in bizzat gözlemlerine ve araştırmalara dayanarak kaleme aldığı eser, bu konuyla ilgili ilk monografik çalışmalardan biri olma vasfına sahiptir.


24.50 TL (KDV dahil)
Mehmed Râif Bey - Bir Osmanlı Subayının Kaleminden Sultan Ahmed Semti /
01 Haziran Salı 2010, 80 sayfa

İstanbul, birçok medeniyet ve toplum için büyük önem taşıyor. Bu yüzden İstanbul’un geçmişi, tarihin her döneminde araştırma konusu olarak ilgi çekici yanını korumuştur. Özellikle eski İstanbul’un günümüze ulaşan ve hâlen gözlerimizin önünde olan her türlü kalıntısı, dikkat çekici çok sayıda detay ve anlatım ile emsalsiz bir mahiyet taşımaktadır. Okuyucuya sunduğumuz Mehmed Râif Bey’in elinizdeki eseri de, İstanbul’un en mühim mekanlarından Sultan Ahmed Meydanı ve çevresindeki arkeolojik, tarihî ve mimarî eserler hakkında bilgi vermektedir. Mehmed Râif Bey, Osmanlı son döneminde yetişen, İstanbul’un geçmişi hakkındaki bilgi birikimi ve çalışmaları ile dikkat çeken tanınmış ilk yerli araştırmacılardandır.



22.50 TL (KDV dahil)
Orhan Tepebaş - Kadim Kapı / Edebiyat
28 Nisan Çarşamba 2010, 56 sayfa

herkes uykudayken
hastalıklı bir uykudan uyanıp
bozulan bir yemini hatırlamak
gibi yaşamak

savaşın neresinde olduğumu unutmadım
mırıldanmak için bir dua arıyorum sadece
savaş bittiğinde dönebileceğimiz
barbar bir şatomuz vardı eskiden
eşiğinde durduğumuz kadim bir kapımız
ortada kalmış cenazeyi kaldırırken duygulandığımız

borcumu ödedim iyilik tüccarlarına
yıkadım yüzümdeki temizlik lekelerini de
acımızı satacak bir çarşımız kalmadı artık
şimdi rûyasız uykular uyuyabilirim

sis kalktığında sen de gördüklerine şaşırmayacaksın



10.00 TL (KDV dahil)
Cevat Akkanat - Edebiyat Hayat Memat / -
28 Nisan Çarşamba 2010, 174 sayfa

Şehirden şehire benimle dolaşan, gittiğim ve bir süre yaşadığım memleketlerde beni yalnız bırakmayan, yalnız bırakmak ne demek, gelişip zenginleşerek yüküme yük,
gücüme güç (!) katan kağıttan incik boncuklar… Gazetelerden kesilmiş, dergilerden ve kitaplardan fotokopi edilmiş boy boy, deste deste matbuat yığını… Özel günlere,
önemli olaylara, büyük şair, yazar ve filozoflara, sanat ve edebiyatın hemen her türüne ait seçilmiş metinler…

Edebiyat ‘oyun’ mudur? Edebiyatı dil meselesi olarak görenlere, onu ‘lisanî’ bir ‘amaç’a indirgeyenlere göre öyledir. Onların hürmetleri müstakilen dile dönüktür. Kelimeyle
sergileyecekleri her türlü ‘hüner’, ‘yapıt’larının varoluşundaki tek sebeptir. Bu yolda varılacak son nokta artistik bir ‘kelime oyunu’ ve bu ‘oyun’la sağlanan görece özgünlüktür…
Bunlar, “kelime” der, “varsa yoksa kelime.” Kefen biçerler durmadan kelimeye. Kalemleri cımbızdır ve binbir cambazlıkla ipe dizerler edebiyatı…



15.00 TL (KDV dahil)
Metin Önal Mengüşoğlu - İstanbul Hikâyeleri / -
28 Nisan Çarşamba 2010, 116 sayfa

“Kitap, sinema, tiyatro, namaz, Yılmaz Güney, bunları terk edemeyiz, bilmenizi istiyorum. İstanbul’un
gemileri, bilumum martılar illa ki kalacaklar yerli yerinde!”

On üç hikâyeden oluşan İstanbul Hikâyeleri bildiğimiz anlatı türlerinden önemli ölçüde farklılıklar
taşıyan bir eser. Peki, nedir İstanbul Hikâyeleri? Adı üstünde: Hikâye. Ama aynı zamanda biyografi,
anı, gezi yazısı, söyleşi… Fakat her halükârda eleştiri… Hikâyelerin “şehrin elleri ve ayakları olan” iki
kahramanı var: Muhtaç ve Aciz. Şehrin semtlerini, sokaklarını, yollarını bazen hüzünle bazen sevinçle,
yüreklerini altüst eden şiirlerle birlikte dolaşmaları, bu genç delikanlıların İstanbul serüvenlerine her
geçen gün yeni anlamlar kazandırıyor. Öyle ki “şehrin incecik yağmuru altında kemikleri sızlayıncaya
kadar ıslanıp acı çekiyorlar.” Bir döneme damgasını vuran değerli kişiler hatıra dünyasından çıkarak
hikâyelerin konuğu olurlar. Koltuğunun altındaki dosyalarla Adliye Sarayı'na giden Necip Fazıl, elindeki ağır filelerle yokuşu tırmanan Nurettin Topçu, bilge terzi Mehmed Sait Çekmegil ve Fikir Yayınları'nın sahibi Nihat Armağan… Neresinden bakılırsa bakılsın hikâyelerin toplamı aynı zamanda bir dönem panoraması da çiziyor.

12.00 TL (KDV dahil)
Hakkı Özdemir - Mutsuzluk Fotoğrafları / -
28 Nisan Çarşamba 2010, 112 sayfa

“Fethi’nin her şehrin kendine has bir kokusu olduğunu
söylemesi mümkün olsa bile, İstanbul’un kendine has
kokusunu duyabilmesi için Sirkeci’ye giderken yolu üzerindeki
derneğe şöyle bir uğrayıp Murat’ın arkadaşları arasında ilk o
gün gördüğü bordo hırkalı kızı düşünerek oradan ayrılması ve
kirayı ödeyip ev sahibinin iş yerinin bulunduğu handan çıktıktan
sonra köprüye kadar yürüyerek balık tutan kalabalığın arasında
bulduğu bir boşluğa sığınıp düşünmesi gerektiğini bildiği
söylenemezdi.”

“Ses dağılıyor, dağıldıkça coşup kanatlanıyor, bir kuş sürüsü
havalanıyor; kanat çırpışları, rüzgâr uğultusu, çığlıklar,
uzaklara, karanlığın önüne kattığı ağartıya doğru uçuşuyor…
Sürükleniyor… Kuşlar küçülüyor, iyice ufalıyor, görünmez
oluyor… Bir çağıltıyla beraber derlenip tekrar dağılıyor. Kıyıda
bir cümbüş başlıyor. Gölgeler dans ediyor. Küçücük bir delik,
onlarca, yüzlerce karıncayı kendine çekip yutuyor… Derken
ses toplanıyor… Kısılmaya başlıyor, kısılıyor, kısılıyor, dalgalar
sakinleşiyor, köpükler yavaşça sönüyor… Sönüyor, sönüyor,
köpüklerin sesi duyulmaz olunca, ses susuyor…”



12.00 TL (KDV dahil)
Kamil Yıldız - Her Şey Hakkında Bir Öykü /
29 Mart Pazartesi 2010, 110 sayfa

Dün sabah evinin balkonundan kendini atarak
intihar eden ünlü yazar ... öldü.
Eserleri ve evi derhal incelemeye alındı.
Kuşkusuz öldü.
Yüksekten korktuğu söylenen yazarınsa yedinci
katta oturması şaşırtıcı bulundu.
Tartışıldı. Efendim denildi ki
Şu kadarını söyleyeyim, son yazdıklarına bakarak
zaten ben uyarıda bulunmuştum.
Ne yazık ki ülkemizde bu tür vakalar için yeterli
hazırlık hiçbir zaman yapılmamış.
Başka yerlerde böyle ölünmez!
Bakınız, ben de bazen, doğrusu düşünüyorum,
yükseklik korkusu
Bunlar birer numaradır efendim. Korkan adamın
orada ne işi var.



12.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - İnsan ve İslam / -
29 Mart Pazartesi 2010, 215 sayfa

İslam bize bir dünya görüşü sunmaz, ondan bir dünya görüşü çıkarsak bile. Bir dünya görüşü sadece bir yaşama tarzı, şekli, programı ve yoludur. Şüphesiz İslam’dan bunlar da çıkarılabilir. Ama İslam bundan daha fazlasıdır.

Bir dünya görüşü sadece bu dünyaya dair cevapları, umut ve kaygıları verir, sadece bir yaşama felsefesidir. Oysa İslam her şeyden önce hakikati dillendirir, terennüm eder, duyurur. Üstümüzde duran o ağır kapağı kaldırarak bize bir nefes aldırır, özgürlüğün ne olduğunu öğretir; hakikatin anlamını koklatır. Kısacası varolmanın anlamını öğretir bize; varolmak ne demektir, niçin varız ve dahası yaşamak ne için? Aksi halde bu dünyaya katlanmak mümkün müdür, bu dünyada oyalanmak ve varolmanın ıstırabını bastırabilmek? Nihai bir anlamı olmayan hayatı şöyle veya böyle yaşamak, toplumsallığı şu veya bu biçimde dizayn etmek, dünyayı imar etmek? Toplumcu ya da bireyci olmak, devrimci ya da gelenekçi?
İslam tüm bunları cevaplandırmaktan öte, bize temel bir soruyu bastırmamamızı öğretir: Niçin varız ve bu hayat ne için? Bu sorular, bir jeneriktir ve arkasından gelecek olan tüm soru-n-ları aydınlatacak, bize nasıl olup da hayata, topluma, doğru bir yaşamaya dair cevaplar verebileceğimizi öğretecektir.



18.00 TL (KDV dahil)
Yılmaz Yılmaz - Sâlik Yola Düşünce / -
01 Mart Pazartesi 2010, 112 sayfa

Belki de, terk etmeliyim buraları. Gitmeliyim. Adım da Sâlik olmalı…
Tam kırk gün.
Sessiz, tenha, karanlık bir taş odada O’nu bulmaya, O’nunla dolmaya…

Varlığın ortasında bir ben
‘yok’um sanki.
Her şeyin sırrı gelip de pul pul
üzerime dökülsün diye bekledim
onca zaman, ama nafile.
Köhne aynaların ‘sırr’ı döküldü
sadece…
Gözlerimi kapatıp açtığımda
anlasam bunların bir rüya
olduğunu…
Ben, ben şimdi…
Heybesindeki balığı kaybetmiş
Musa Nebi gibiyim.



12.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Şehri Terketmeden Önce /
02 Mart Salı 2010, 150 sayfa

gideceğim ısmarlayarak sözlerimi
kıyamet öncesine; aydınlanmadan daha gökyüzü
dönmeden burjuvalar cehennemlerine
kirli bir tebessümle sırıtmadan işçiler
kırılmadan son kapı, devrilmeden son kule
basarak güvercin ölülerine, bakmadan hiç geriye
içimden sessiz bir ağıt söyleyeceğim

“Türk şiirinin merkezinin dışında kendine özel bir yerde tarzını sürdüren şairlerden. “Bireysel” tanımını en fazla hakkeden, zira başka şairleri de pek fazla yanına çağırmayan, şiirlerini dergilerde yayımlama ve kitap halinde bastırma dışında şiir ortamıyla çok fazla ilişki kurmayan, içine kapanık, kendi kendinin huzurunda bir şairdir. Duyarlıklı, duygusal da denebilecek şiirleri olduğu halde bu yanları öne çıkan önceki kuşaklardan herhangi birini taklit etmediği ve moderniteyle ilgili eleştirel denebilecek güncel bir tavrı olduğu için, şiirin merkezinde yer almasa da Türk şiirinin sıkı okuyucuları tarafından izlenen şairlerdendir.”
Hakan Arslanbenzer, Türk Şiiri 2005



14.50 TL (KDV dahil)
Ünsal Ünlü - Savaşlar Kararında / -
01 Mart Salı 2016, 64 sayfa

Ölüyor insan bir kere ama ölmekte kararsız
Sular yine kararlı akacak savaşlar kararında
Çarpışanlar yağmuru kıvamında bekleyecek
Buğdaylar ıslak ve ekmekler kömür karası
Ölüm kuzu renkli ezberlemiş yangın seslerini

Yumuyor gözlerini açmadan ağzını, sınırlarını
Kolluyor, elleri kulaklarını saracak denli açık
Bundan belli unutulmadan kaybolmayacak düş
Dişlerini sızlatan limon tadında gün başlayacak
Yavaşça gülecek akşamın ufuk zarına bakarak



10.00 TL (KDV dahil)
Ümit Aktaş - Rüya / -
01 Şubat Pazartesi 2010, 200 sayfa


Ümit Aktaş’ın 10 yıllık çalışmasının ürünü olarak ortaya çıkan bu romanı hayatın çoğunlukla tekdüzeleştirilmiş ve körleştirilmiş yanlarını tahlil eden ve hakikati ve belki de gerçekliğin ötesini sezinleyen bir karakter etrafında gelişen olayları ve durumları son derece akıcı bir üslupla gözler önüne sermektedir. “Rüya”da varolduğumuz dünyanın ve bu dünyanın şekillendirici ve şartlandırıcı kayıtsız zorbalığının bir birey üzerinde nasıl etkiler yarattığının anlık fotoğraflarını bulacaksınız.



17.00 TL (KDV dahil)