MALATYA'NIN KİTAP AÇAN BAHARI

Milli Gazete Köşe Yazısı / Cevat Akkanat

 

 08 Mayıs 2014

1999’da, zulmün koyu karanlığı bütün memleketi kaplamışken, Malatyalılar adeta özel bir sınavdan geçiriliyordu. Şehre konuşlanmış akademik generaller, özellikle Malatya’da yükseköğrenim gören kızların başörtüsüne musallat olmuştu. Anadolu halkının hassasiyetlerini çok iyi bilenler, sanki kışkırtmak, dolayısıyla çok boyutlu baskılara fırsat oluşturmak için Malatya’yı seçmişlerdi. Nihayetinde başarılı oldular: Malatya, 28 Şubat süreci boyunca en çok mağduriyet yaşayan şehir oldu. İşinden, okulundan, dahası sağlığından olan Malatyalılar, 28 Şubat soğuğunu iliklerine kadar yaşamışlardır.

Malatyalılara yaşatılan zalimane sürece, bu süreç karşısında Malatyalıların metin duruşlarına dikkat çekmek için 1999’da ilki “Malatya”, ikincisi “Malatya’da Kırküç Göğ…” başlıklı iki dörtlük kaleme almıştım:

taze şafaklar baharıdır şimdi o

mayıs ülkelerinden kayısı çiçeği

adımızdır muştulu çağlara büyüyen

malatya: gözbebeğimizdir şimdi o

***

kırk üç göğ ağarıyor üstümüze

malatya ağıyor üstümüze

savaş: bir kez daha üstümüze

malatya boğazlanan ülke...

Önce Likâ’da daha sonra sınırlı sayıda yayımlanan Hüzn ü Aşk adlı kitabımızın 55. sayfasında yer alan bu iki dörtlük, geçtiğimiz hafta sonu (2-4 Mayıs) Malatya Valiliği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi’nin davetlisi olarak katıldığımız kitap fuarı boyunca dilimizde dönüp durdu. Zira benim için Malatya hâlâ o sancıların izlerini yaşıyordu…

Kolay değil, fakat Malatya yakın geçmişin o facialarını silkeleyip atmış üzerinden. Bunda şehir halkının gayretleri ve halka hizmet veren şehir yönetim birimlerinin mükemmel paydaşlığı etkili olmalı.

Valilik ile Belediye’nin el ele vererek üçüncüsünü düzenledikleri Malatya 3. Anadolu Kitap Fuarı, bir şehrin mülki ve idarî kurumlarının nasıl olması gerektiği hususunda net fikirler veriyor. Üstelik her şeyiyle mükemmel, dört dörtlük bir faaliyet var ortada. Eskiden kamu kurumlarında sıkça görülen hantallık, dahası yasakçılık sanki Malatya’ya hiç uğramamış. Türkiye’den davet edilen onlarca yayınevi, yüzlerce şair ve yazar, herhangi bir aksamaya fırsat verilmeden, misafir ediliyor. Diyebilirim ki fikir, kültür, sanat ve edebiyat insanları son yıllarda en iyi itibarı Malatya’da görüyor. Kendileri onuruna Valiliğin verdiği kahvaltı ve yemekler, standlarda yapılan ziyaretler, dahası şehrin sokaklarının fotoğraflarıyla donatılması, imza için Malatya’ya gelen kalem sahiplerinin ilk kez karşılaştıkları hürmet ve muhabbet unsurlarından sadece bir kaçıydı. Bütün bunlar bir tarafa, Malatyalıların ve bölgenin diğer şehirlerinden gelen okurların ilgisi, keyif vericiydi…

Malatya Anadolu Kitap Fuarı her yıl belirli bir temayı da bağrında barındırmayı adet edinmiş. Bu yıl “Kendini Oku” teması seçilmişti. Boşuna değildi bu temanın tercih edilmesi, Malatya ve bölge halkı kendini okumanın, özünü tanımanın, dolayısıyla Hak ve hakikate sahip çıkmanın müşerref numunesi olarak zihinlerimizde yer ediyordu. Gözlemlerimiz, yanılmadığımızın deliliydi…

Malatya seyahatimizle ilgili diğer gözlemlerimi de kısaca paylaşmak isterim.

Malatya 3. Anadolu Fuarı, benim fuardan hemen önce yayımlanan Şiirin İpek Sesi adlı kitabını imzaladığım ilk organizasyondu. Dolayısıyla, benim için daha bir önem taşımış oldu fuar...

Malatya yolculuğumuzu gidiş ve dönüşlerde şair ve yayıncı kardeşim Ünsal Ünlü ile yaptık. Malatya’da Hayat Vakfı’nın düzenlediği Metin Önal Mengüşoğlu sohbetiyle birkaç saatlik zaman dilimine sığdırdığımız Malatya şehir gezisinde de birlikteydik. Şehir gezisinde bize Malatyalı olan ve burada mukim bulunan yazar Erol Afşin kardeşimiz mihmandarlık etti. Afşin’in ikram ettiği Malatya işi tatlı hâlâ damaklarımızdadır!  Erol Afşin’in ikinci ikramı ise yolumuzu Fidan Kitabevi’ne çıkarmasıdır. Piyasada bulamadığım kitapları Fidan Kitabevi’nden temin edeceğimi orada kararlaştırdığımı söyleyeyim de, ne demek istediğimi anlayın…

Malatyalıların okumayla olan yüksek ilgisini daha önceden, kendisi de Malatyalı kabul edilen Metin Önal Mengüşoğlu’nun anlatımlarından biliyordum. Pek çok esnafın küçük yahut büyük, dükkânının bir köşesinde kütüphane kurduğunu, M. Said Çekmegil’in bu bakımdan öncü bir kişi olduğunu mesela. Çekmegil’in geleneğinin genişleyerek sürdüğünü gördük Malatya’da. Nida dergisi kurumsal olarak bu yolda kendinden emin bir yürüyüş sürdürüyordu. Bunu çıplak gözlerimizle gördük. Söz konusu geleneği –anladığım kadarıyla- ferdi olarak sürdüren bir kardeşimizle de tanıştık. Daha ilk sorusuyla bizi köşeye sıkıştıran, fakat bunu büyük bir tevazuyla kardeşliğimizi pekiştirme vasıtası kılan Şaban Ekinci... Kendisini 90 kuşağı şairlere yakın bulan Ekinci maişetini esnaflık yaparak sağlıyor. Ama o sağlam bir okur. 8.000 kitaplık özel kütüphanesiyle öncü bir şahsiyet.

Malatya’dan bir sabah vakti ayrılırken, dilimde artık bir zulüm sürecine tanıklık olarak yazılan iki dörtlüğüm değil, Malatyalı Fahri’nin lisanıyla söylenmiş “Malatya Malatya Bulunmaz Eşin” (Kernek) türküsü vardı: “Malatya’yı baştanbaşa çiçek bürüdü / Tanrı takmış alnına yeşil zümrüdü”…

Cevat Akkanat

 

Kaynak: http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Malatyanin_Kitap_Acan_Bahari/19836#.U20y7vl_uM4